Rabbim gez dedi!

17 Oct 2006 In: Genel / General

Bugün akşam sakin sakin hazırlandım, malzemelerimi topladım, dinleyecegim şarkıları mp3 çalarıma attım, çantamı yüklendim, kapımdaki oku "sports" a çevirdim ve spor salonunun yolunu tutmak üzereydim.. fakat yolculugum binanın ana kapısında son buldu.. ankara da sessiz bir yagmur vardı ve benim canım sadece spor yapmak istiyordu, ıslanmak degil!

Tezi ile uğraşan biri olarak, bu olayı iyiye yordum ve kendi kendime "bak yukarıdan birisi sana otur çalış diyor" dedim.. Söz dinledim ve odama geri dönüp bilgisayarımı açtım. Yağmur devam ederken dünyanın bir ucunda yaşayan arkadaşım İpek ten bu yazının başlığını taşıyan habere dair mesaj aldım, benim daha önce cüppeli hoca nın tatil maceralarına dair yazdığım yazıya atıfta bulunarak bu haberi bana iletiyordu.

Haberi okumadıysanız eger ben hemen özetleyim, sevgili hoca mız demiş ki… (madem gezdik bir kılıf bulacagız elbet) "rabbim gez gör dünyayı tanı, ama müslüman müslüman gez" …. İlk önce kaldırıp başımı yukarı baktım, sadece emin olmak istedim, aynı rab dan mı bahsediyorduk bu akşam diye… Eger öyleyse benimkisi neden bana otur oturdugun yerde derken, bu sakallı, cüppeli adama gez toz hayatını yaşa diyordu… Benim eksigim ama onun fazlası olan neydi? Tamam arabam bile yoktu, spora gidememiş kalıvermiştim, oysa hoca nın acarkent te 125bin $ lık sudan ucuz hatta kelepir evi vardı… Ben bekar bekar dolaşırken, hoca hanım üzerine hanım alıveriyordu (malum adama göre evlenmek 15 saniye boşanmak 3 kelime).. Bir de bu site günde 3-5 kişi tarafından ancak okunurken, hocanın engin bilgili, ultra zeki, hepsi hafız, kendi gibi sakallı ve cüppeli bir cemaati vardı, ve bu cemaat hala inatla onun her dedigine inanıyor ve "hoca ne yaparsa yapsın dogruyu, hak yolunda olanı yapar" demekteydi…

Merak ettigim bir diger husus, rabbim bana "spora gitme çalış" derken yagmuru aracı olarak kullanırken, hoca ya nasıl "gez toz" demişti… evindeki plazma tv deki tatil kanalı vasıtası ile mi, yoksa hanımın çok ihtyaç duydugu ama Türkiye de bulunmayan (16bin $ kadar pahalı olmayıp, sudan ucuz sadece 5bin $ olan) saati almanın getirdigi bir gereklilikle mi, yoksa Malta da jet-ski yapmanın kirlenmemiş bedenine iyi gelecegine dair gördügü rüya ile mi bunu iletmişti. Kimbilir belki de sokakta dolaşırken kulagına fısıldadı, "git, hoca…! insanlara müslüman müslüman nasıl gezilecegini göster" deyiverdi… Hoca da iyi bir kul olmanın getirdigi tüm o yükümlülük ve sorumluluk ile bunu "dişinden tırnagından arttırdıklarından ve babasından kalanlar" ile gerçekleştirmek zorunda kalıverdi… cemaat hisselerine tövbe dokunmadı..

Tüm bu haberlerin en acı tarafı, şüphesiz körü körüne inanan, olanı biteni sorgulamayan, düşünmeyen insanların var olması, olabilmesi.. Hocaları bu kadar meşhur(!) olduktan sonra, bu adamı dinleyip evindeki yatağı atan insan(?)ların hala yerde oturmalarına ve hocanın lüks ve sefaat hayatına itiraz etmemelerine… sadece acıyorum! 

  • Comments Off

blog + digg = democracy

16 Oct 2006 In: Internet

Internet günlügü (diyelim türkçesi için) ya da weblog (kısaca blog) wikipedia da dergi formatında tasarlanmış ve kronolojik olarak sıralanmış yazılardan (ve bu yazıların içerisinde başka blog lara link ve resimlerden) oluşan web sayfası olarak tanımlanmakta. 1997 de kelime olarak akıllara düşen blog fırtınası son bir kaç yıl içerisinde tüm dünyayı sarıverdi. Bu devrim, şüphesiz daha çok insanın daha hızlı bağlantıya kavuşması ile gerçekleşse de, kişisel web sayfalarının artmasının ve insanların “ben de sanal dünyada olamlıyım” isteginin bir sonucu. Bir blog edinmek için blogger gibi sitelerden ücretsiz kayıt yaptırmak, ya da kendi sayfanıza ücretsiz wordpress i yüklemeniz yeterli. Sonrasında ise, yeni alınmış bir ev gibi, bu blog un içini kendi fikir ve zevklerinize göre döşeyip sanal yayıncılık hayatınıza başlayabilirsiniz. Hatta şu anda kullandıgım microsoft un ücretsiz Live Writer programı, bu işi bir kaç klik uzagınıza taşıyıveriyor. Örnek almak isterseniz, dünyanın en popüler blog larına Technorati üzerinden göz atabilirsiniz (Bu listede ilk göze çarpan, teknoloji üzerine yazılan yazıların popüler olması, fakat 3. sıradaki blog gelecegin böyle olmayacagının da bir işareti sanırsam).

Technorati ye kayıtlı, 16 ekim 2006 13:13, yaklaşık 57 milyon blog bulunmakta… Bir ara dilimize dolanan “agzı olan konuşuyor” reklam repligini hatırlatan bir durum söz konusu yani. Hatta blog fikrini ilk duyduğumda bu kadar çok yayıncının olmasına tepkim “ses kalabalığı” olacagı şeklinde idi… fakat zaman aksini gösterdi. Özellikle digg ile birlikte bloglar bilinen iletişim araçlarının önüne geçiverdi. Örnegin geçtigimiz günlerde google ın youtube ı satın alması, google ın kendi blog unda çıkmasından sadece 16 dakika sonra digg in ana sayfasına yerleşiverdi.

Şimdilik bilgisayar başında yaşayan (daha çok kuzey amerikalı) insanlar tarafından kullanılan bu site, kullanıcılar tarafından sisteme eklenen hikayelerin (genellikle blog lardan) diger kullanıcılar tarafından oylanmasına dayanıyor. Üye olmanın ücretsiz oldugu bu sistemde, begendiginiz bir hikayeyi oy vererek (namı diger dugg) yükseltebiliyorsunuz, yanlış oldugunu düşündügünüz bir hikaye durumunda ise haberi gömebiliyorsunuz (bury), dilerseniz haber hakkında yorum yazıp, hatta diger yorumlara da oy verebiliyorsunuz. Sonuçta en hızlı ve en çok oy alan haber ana sayfaya ulaşıyor, ki bu haberin oldugu sayfanın yogun bir trafik almasına (hatta çogu durumda kilitlenmesine), haberin inanılmaz bir hızla ve bilinen medyanın (tv, gazete, dergi, hatta cnn reuters gibi meşhur haber siteleri) ötesinde yayılmasına sebep oluyor.

digg de şimdilik daha çok teknoloji üzerine haberlere rastlasak ta, politik haberler de giderek ön plana çıkmaya başladı. Kurucuları da sanırsam gelecegin ciddi haber portalı olmak yolunda çalışıyorlar. Bu sistemin en güzel örnegi 11 Eylül olaylarına farklı bakış açışısı sunan Loose Change belgeseli. Böyle bir belgesel, klasik medya da kendine yer bulamazken (para ile yayınlatmanız dışında), digg ve benzeri siteler ile, adeta kulaktan kulaga fısıldanarak, milyonlarca insan tarafından izlenebilmekte ve hatta sonunda klasik medya da “internetten yayıldı, 30 milyon tarafından izlendi” şeklinde haber olabilmekte.

Bir haberin ne kadar degerli olduguna karar veren tek editör devri kapanıyor yavaş yavaş… Halkın neyi bilip neyi bilmemesi gerektigine karar veren tek adam (ve tv ya da gazetenin baglı bulundugu şirketin o anki stratejisi) döneminin sonuna geliyoruz (Elveda Ertugrul Özkök). Digg sitemi ile artık interneti ve bilgisayarı olan herkes birer editör ve digerleri ile tamamen eşit oy hakkına sahip. Buna internet in bize sunduğu ifade özgürlügünü ekleyin, işte size demokrasi!

  • Comments Off

Butterfly Effect 2

15 Oct 2006 In: Sinema / Cinema

Bir devam filmi daha.. Kahraman degişmiş ama malzeme aynı, bir de işin içine tutkulu bir aşk karıştırmışlar, hatta fragman dan anladıgım kadarı ile aşkını kurtarmak için onu terketmiş bile (çok tanıdık bir senaryo ama..). Zaman içerisinde geriye doğru zıplayıp geçmişteki taşları oynatarak gelecegi düzeltmeye/değiştirmeye çalışan bir adamın hikayesi. İlk filmin kurgusu oldukça başarılı idi, 2 filmin (resmi site) fragmanı da iyi bir film olacagı izlenimini doğurdu bende.. Ekledim: beklenen filimler listesine. Amerika da DVD si yakın zamanda çıkmış. Dilerim Underworld 2 gibi 6 ay rötarlı gelmez Türkiye ye.

Das Parfume

15 Oct 2006 In: Kitap / Books, Sinema / Cinema

Patrick Suskind in muhteşem romanı “Koku - Das Parfume”, sonunda beyazperdenin yolunu tuttu. Az önce apple üzerinden izledigim fragmanı oldukça etkileyici, özellikle kitabı okumayan izleyicide merak uyandıracak kadar çarpıcı sahnelere yer vermişler.

Kitap birkaç yüzyıl öncesi avrupasında, koku tutkunu bir adamın hikayesini anlatıyor. Doğuştan verilen mucizevi bir yetenek ile inanılmaz güçlü bir buruna sahip olan bu adamın tek bir tutkusu vardı, ne para ne kadın, ne de mal mülk, ama sadece o saf dünyanın en saf ve en özel kokusunu yaratabilmek. Dünyanın en güzel üç kokusu kadın, şarap ve kahve diye söylene dursun, hikayenin kahramanı kadınlardan (bedenlerinden elbette) en saf kokuyu üretmek için kokusu hoş gelenleri birer birer öldürür. Ama seri katilliginden çok okuyanı etkileyen olay bana göre kitabın sonunda, en saf koku ile yapabildiklerinde ve hatta yaptığında.. düşündükçe hala ürperiyorum… Filmi merakla bekliyorum, ama okumayanlara da kitabı muytlaka tavsiye ederim.

Aslında yakışır.. ama (evet bir ama var olayın içinde) insan düşünmeden de edemiyor, Orhan Pamuk un son yıllarda kazandığı ya da üzerine çektiği politik kimliğinin bu ödülü almasını sağladı mı? Bugün New York Times da çıkan makale de benzer bir düşüncenin sadece Türkiye de degil, nobel in evsahibi İsveç te de geliştiğinin bir göstergesi degil mi? Her ne kadar akademi ödülü romanlarından ve hatta “yaşadığı şehir, İstanbul a dair melankolik arayışı” ndan dolayı verdiğini söylese de, son dönemde kitaplarından çok söyledikleri yüzünden konuşulan bir yazarın bu ödülü alması… insanın kafasında soru işaretleri bırakıyor. Belki de yıllardır üzerimize örttügümüz “türk ün türk ten başka dostu yoktur” söylemimizden ve “batı ne yapıyorsa aleyhimize yapıyordur” önyargımızdan dolayı bu ödülü sindiremiyoruz.

Her ne kadar okumayı çok sevsem de, Pamuk romanlarından sadece birini “benim adım kırmızı” yı okudum. Kurgusal ve teknik olarak kesinlikle başarılı bir romandı, ama aynı zamanda bana keyif vermeyen, konu uzadıkca uzayan sıkıcı bir roman dı.. Yazarın ilk romanı degildi belki ama “çıkış” romanı idi.. popülerligine inat güzel olması beklentisi ile elime almış, sonuna kadar okumuş ama bir daha da onun romanlarının yanından geçmemiştim. Benzer bir hissi yaşadığım diger bir yazar ise Ahmet Altan olmuştu sanırsam.. Sevilen, okunan ama benim tarafımdan okunmayan yazarlar listesenin baş köşesindeki iki isim olmuşlardı.

Pamuk un romanlarını okumasam da, yurtdışında “kar” romanını kitapçıda gördügümde sevinmiş ve gurur duymuştum, ne de olsa o da bu ülkenin bir insanı idi ve yazdıklarını dünyaya taşıyabiliyordu, birileri orada bir yerlerde Türkiye ye dair birşeyler okuyordu.. ve şüphesiz güzel ülkem bunu çoktan hak ediyordu.

Yazdıklarını begenmesem de, röportajında söyledigi fikirlerinin çoğuna katılmasam da… Dünyanın en saygın edebiyat ödülünü ona yakıştı!

  • Comments Off

Gitmek..

10 Oct 2006 In: Hayat / Life

Hani derler ya “tasını taragını topladı ve gitti” diye.. tası anlarım ama neden tarak, belkide ben bu deyimi yanlış biliyorumdur, çok sevdigim bir arkadaşımın “agzını hayıra aç” söyleyişindeki “hayıra” yı “ayrı” diye bilmesi gibi.. ah ne gülmüştüm bunu duydugumda.

Henüz gitmiyorum ama.. gitme fikri sarıp sarmalıyor giderek beni.. Ankara ya veda ediyorum bazen.. bazen de edemiyorum.. yine bölünüyorum, yine parçalanıyorum. Biliyorum 10 senelik ankara maceramın sonuna dogru yaklaşıyorum, bu şehirdeki son kışım beni bekliyor… belkide ilk defa kar yagmasını diliyorum, onca sene karsız bir kış diledikten sonra komik ama.. insan işte, anlamak mümkün degil bazen bizi.

Korkutuyor beni, alıp başımı gitmek, hele hele 2 koca bavula sıgdırıp herşeyi, bir koca uçaga atlayıp uzaklara kanat çırpmak.. geride kalanları düşünüyorum.. kimler özleyecek beni, ya da kimler arayacak beni.. Bir de o uçaktan inince nasıl hissedecegim? mutlu, gergin, umutlu, şaşkın.. kimbilir.. hayat sürprizler ile dolu. Şu an hissettigim, en azından emin oldugum, degişiklik zamanın geldigi ve kanatlarımı açıp havalanmam gerektiği.. nereye inerim sonra bilmiyorum, ama ben yavaş yavaş veda ediyorum.

About this blog

This is my Lifelog... and it is just for sharing; it could be the hottest gadget on the planet, or the coolest movie I have ever been to. May be I had just red a column about something I never thought before, or just listened the perfect song over the radio. Whatever you see/read here is…. my feelings, my thoughts and my experiences at that precious moment of my life!

Flickr PhotoStream

    DSC00310DSC00300DSC00305DSC00306DSC00290DSC00289DSC00276DSC00284

FriendFeed