Category — Seyahat
Kisisel 3G yolculugum; Drei
Türkiye operatörleri 2009 temmuzunda 3G teknolojisine geçtikleri sirada ülkede degildim, hala da gelemedim belki ama uzaktanda olsa türk mobil dünyasinda olan biteni takip etmekteydim.
Burada bahsetmek istedigim daha çok geçtigimiz temmuz ayindan beri kullanmakta oldugum 3G hattim. Komik bir tesadüf belki ama bende ülkem ile hemen hemen ayni zamanda yeni nesil teknolojiye geçtim.
Nisan ayinda viyana ya ilk ayak bastigim hafta içerisinde bir arkadasim bana eety hattinin baslangiç paketini hediye etmisti. Öde-Kullan (pre-paid) sistemi ile çalisan bu hattin tek özelligi Türkiye ninde dahil oldugu dogu avrupa ülkeleri ile oldukça ucuz konusma imkani sunmasi idi; sabit hatlar için 5 cent/dakika, mobil hatlar için 15 cent/dakika.
Eskiden beri önceden ödemeli hatlardan hoslanmiyorum, bu durum eety ile de degismedi tersine ne kadar çok hakli oldugum da ortaya çikti. Gecenin yarisi hesapta para bitince, web sayfasindan bosuna para yüklemeye çalismakla geçirdigim.. ve sonunda pes ettim.
Üstüne üstlük çok sevdigim A-GPS li telefonumun A-Assisted kismini desteklemiyordu bu hat. Normalde 5–10 saniyede uydu yakalamasina alistigim telefon 10 dakika boyunca uydu bulmak içir çirpiniyordu.
Kafama koyduktan sonra kimse duramaz benim önümde elbette. Ne az-buçuk bildigim almanca ne de bürokrasi, google in translate hizmetine ne kadar tesekkür etsem azdir.
Avusturya daki bütün mobil operatörlerin web sayfalarini uzun bir süre kurcaladim. Buradaki göçmenler arasinda t-mobile çok poüler olsada (iPhone yüzünden kesin) bana T-Mobile in konusma ve data paketleri hiçte cazip gelmedi.
Uzun bir arastirmanin sonunda yeni operatörüme ve alacagim hattin özelliklerine karar vermistim; Wilkommen bei Drei!

Öncelikle ülke içinde konusma paketlerinden en küçük olani S paketini seçmistim: malum çok fazla konusacak kimse yok buralarda. Sonrasinda 3 GB lik bir mobil data paketi ilave ettim, ve son olarakta More International dedikleri uluslararasi konusma paketini. Paket tarifesinde ücretleri görmek isterseniz bu pdf dosyasina bakabilirsiniz.
Sonunda daha önce kullandigim hat ile ayni ücret tarifesine sahip olan, üstüne üstlük bu uygun konusma ücretleri neredeyse tüm dünya için geçerli olan ve de son olarak oldukça hizli mobil internet baglantisi olan, gicir gicir bir Drei hattim oldu.
Tahmin edeceginiz gibi bu hat önce kullan sonra öde (post-paid) prensibi ile çalismakta. Bunun için en az 3 aylik bir avusturya da oturma geçmisim olmasi gerekiyormus, temmuz basinda 1. bölgedeki Drei subesinde gerekli prosedürleri tamamlayarak yeni sim kartimi aliverdim. O zamandan bu yana büyük bir keyifle kullaniyorum.
Evet, simdiye kadar ödedigim yüklü faturalar yüzünden Turkcell e çok güzel övgüler dizdim hep, ya da alakasiz yerlerde çekmeyen yada sebeke mesgul uyarisi veren Avea ya da hep sevgilerimi gönderdim durdum. Fakat, temmuz ayindan bu yana hayatimda ilk defa bir mobil operatörden çok memnunum ve sürekli reklamini yapiyorum. Hatta bu reklam çabam meyvesinide verdi; Leo ya yaz tatili dönüsünde bir Drei hatti aliverdik.
Yeni bir hat aldiginizda yapacaginiz ilk is ne olur? Muhtemelen aklinizdan arkadaslarima ve aileme yeni numarami iletirim geçiyordur. Bende elbette yeni numarami tanidiklarima ve sevdiklerime ilettim, fakat ondan önce müthis bir telefon sakasi yaptim tabiki.
Sim kartimi alip sehir merkezinde kisa bir tur attiktan sonra, kahve içmek için oturur oturmaz hattim açilmis mi diye karti takiverdim telefona. Sonrasinda Leo yu mesaj yagmuruna tutuverdim. Aksama kadar süren sms trafigimiz sonrasinda müthis bir sohbet konusu oldu ya, çok ama çok eglendik.
3G ile yasam kalitemde neler degisti peki derseniz, öncelikle bir parantez açmak istiyorum. Drei bir gsm sirketi degil, altyapisi umts (3G) olan, sinyal almadiginiz noktalarda (Viyana havalani S-Bahn istasyonu mesela) sizi baska bir gsm operatörüne baglayan, fakat onun disinda tamamen teknolojisi 3G üzerinde çalisan bir operatör.
Dikkat ettiyseniz eger, cep telefonlarinda gsm ve umts için konusma süreleri ayri ayri gösterilmektedir her zaman. Daha açik konusmak gerekirse, umts için konusma süresi genellikle daha kisadir, ya da pil tüketimi gsm e göre oldukça fazladir. Müthis güzel bir cep telefonum var, nokia ve 1500 mAh lik devasa bir pile sahip. Gsm üzerinde kullanirken 7–8 gün süren sarj süresi, Drei ile birlikte 2–3 güne iniverdi. Daha küçük bir pil ile bu sürenin daha çok kisalacagini tahmin ediyorum.
Yeni hattim ile birlikte hem konusma sürem hemde veri kullanimim kat be kat artiverdi. O yüzden pil tüketimindeki artis tamamen operatör altyapisindan kaynaklaniyor diyemem, ama ciddi bir azalma oldugunu belirtmem gerekiyordu.
Tamam geliyorum asil anlatmak istediklerime:
- Öncelikle gerçek bir mobil iletisim deneyimi yasiyorum, gerek konusma gerekse mobil internet anlaminda son teknolojiyi kullandigimi düsünüyor ve ayrica hissediyorum.
- Google Maps Mobile: iste hayatimi asil etkileyen program bu olmali. Evden çikmadan önce bir sonraki tramvayin ne zaman gelecegini sorgulamaktan, gece gece hangi club a gitsek sorularina cevap bulmaya kadar her konuda bana yardimci olmakta.
- Temmuz ayindaki ilk faturam 80 euro ya yakin geldi, hemen kur ile çarpip türk parasina çevirirseniz “çok ama” diyebilirsiniz. Fakat bu faturanin 16 saat (evet yanlis duymadiniz) lik uluslararasi konusma içerdigini, üstüne 3 gb lik data içerdigini söylesem. Turkcell ile 16 saat avrupa ile konussam ne öderdim kim bilir.
- Artik Pre-paid sisteme göre %50 daha çok ödüyorum belki. Fakat karsiliginda aldigim konusma süresi ve hizmet kalitesinde ise % 200 bir artis oldugundan eminim.
- Katiliyorum, voip üzerinden daha ucuz konusma alternatifleri mevcut. Fakat drei in hem ses kalitesinden, hem de mobil olup bu hizmetten italya da bile faydalanmaktan (7 cent roaming ödedim hala inanamiyorum) çok memnunum.
- Jaikuspot ile dizüstü pc mi wi-fi kullanarak internete baglamaktan, nimbuzz ile kullandigim bütün IM protokollerine ulasmaktan, gravity ile twitlemekten aldigim keyiften bahsetmiyorum bile.
December 11, 2009 6 Comments
Viyana nin nesi meshur?
Gelmeden önce duymaya alistigim bu soruya artik cevap verebilirim kanimca… 3 ay geçti ve ben bu cevaptan artik eminim.
Mozart?… Hayir efendim, her ne kadar liköründen anahtarligina, hatta çikilotasina kadar herseyini yapip satsalar bile Mozart Salzburg da dogmustur, Viyana da 4 sene yasamistir sadece. Bu süre içerisinde kaldigi ev su an çok rabet gören bir müze olabilir ama Viyana nin en meshuru Mozart degil malesef!
Ne peki? diyerek oflayanlari daha fazla merakta birakmadan hemen cevaplayim; Wanner i meshurdur.
Benim uzunca bir süre Manner diye okudugum Viyana nin tarihi 9katçisi…

Kimse alinmasin ve de sasirmasin lütfen, ama gerçek iste.. o çok ama çok sevdiginiz “dokuz kat” in dogdugu yer Viyana; adi ve elbette tadi farkli birde.
Yukaridaki resimde görüldügü üzere sehirdeki her markette obur boyutunda da bulmak mümkün. Resim sizi aldatmasin, normalleri yine seçe parmak kivaminda, alistiginiz dokuz kata oldukça benzemekte. ama benim gibi her markete gidisinizde onu da deneyim bununda tadina bakayim derseniz; birgün kendinizi böyle karamelli wanner paketi ile basbasa bulabilirsiniz.
Bir resim daha ekleyip bu yaziyi bitirmek istiyorum;

Viyana caddelerinden birinde tramvay (ya da buradakilerin dedigi üzere Bim) ile giderken bu resmi çekiverdim. Siz “Ne özelligi var ki, alti üstü iki araba” diye cümlenize baslamadan hemen anlatayim. Öncelikle genel kültür ders 1: avusturya da araba plakalari.
Öncelikle bölgenin adini gösteren bir harf (W; Wien / Viyana), sonra kirmizi üzerine beyaz haç seklindeki avusturya bayragi ve sonrasinda bol bol rakam ve plakanin en sonunda bir en fazla iki adet harf. Örnek olarak lütfen yukaridaki resimdeki kirmizi arabanin plakasina bakiniz!
Bu kadar bilgiden sonra yandaki beyaz Audi nin plakasina bakinca ilginç olan ortaya çikiveriyor: Viyana nin W si mevcut ama bayraktan sonraki kisim pek bir enteresan; CATLA 1 !
O zaman ben diyorum ki Viyana nin Wanner den sonra ikinci meshur olani; dünyanin neresine giderse gitsin “kendine özel” plaka almaya merakli olan memleketlisi imis.
Evet hemen aklinizdan geçen “o” soruya cevap vereyim: bu güzelim beyaz audi yi bir esmer güzeli kullaniyordu.
June 26, 2009 4 Comments
Donauturm
Danube/Donau… ingilizce/almanca Tuna nehrinin adi…
Viyana ya geldigimde her yerde bedava verilen “mükemmel” sehir haritasini ilk elime aldigimda haritada birden fazla Donau oldugu görünce epey bir sasirmistim…
Megersem yillar süren bir çaba ve planlama ile nehrin kivrimli ana yatagi degistirilmis, taskin için ikinci bir yatak insa edilip deopolama olarak kullanilmaya baslanmis.. üstüne eski kentin merkezine kadar inen kanali da eklerseniz… karmasik ama bir o kadar da güzel bir sonuç çikivermis.
Google dan yardim alayim anlatirken..

sag taraftaki yarim daire seklindeki Eski Tuna / Alte Donau; nehrin eski kivrimli yatagi. Ortadaki iki nehirden soldaki (çamurlu akan) nehrin simdiki yatagi Tuna/Donau. Sagdaki (mavi ve temiz olan) ise yaklasik 20 km lik bir uzunluga sahip geciktirme baraj gölü aslinda: Yeni Tuna/ Neue Donau. Tanistigim pek çok avusturya li yeni tuna nin suyunun içilebilir oldugu konusunda söz birligi yapmis olsalarda, ben malesef ayni fikirde degilim. Iki uzun kol arasindaki ada ise kesinlikle müthis bir fikir; kafeleri, restoranlari, oyun alanlari, yürüyüs, bisiklet yollari ile yemyesil ve upuzun bir ada!
Eski tuna ile yeni tuna arasinda kalan ada nin ortasinda birlesmis milletlerin dünyadaki 3 merkezinden biri, buradakilerin deyimiyle UNO-City, bulunmakta. Kocaman devasa gökdelenlerden olusmus, sehrin içinde farkli bir sehir burasi. Ama UNO-city nin hemen yaninda enfes güzellikte öyle bir park varki; benim için müthis bir keyif oldu burayi kesfetmek. Parkin ortasinda yapimi 1964 te biten bir kule var; Donauturm….

Kuleye çikmak için 6 oyro ödüyorsunuz ama kesinlikle degiyor; en basta tavani camla kapli asansörü için; bu arada merdiven de var elbette, hatta merdiven çikma yarismasi yapiliyormus her yil, sonrasinda enfes viyana manzarasi için….

150 metre yükseklikten viyana…

bu katta birde bungee için atlama rampasi var ki;

kulenin üst 2 katinda ise cafe ve restoran bulunmakta. Elbette hafif hafif dönmekteler… “Melange” yudumlarken tüm kenti doya doya seyretmeniz için.
May 18, 2009 No Comments
Frech Press
Sonunda yeni evime taşındım :) Bu şehirde kalan 11 ayımı geçireceğim ufacık tefecik ama bana ait şirin bir yerim var artık.
Evin anahtarını alır almaz ilk yaptığım iş kendime bir Frech Press edinmek oldu; aslında kahve cenneti bir ülke avusturya, hatta melange adlı kahvesi ile de pek bir meşhur. Ama süt olmadan sade kahve içmek için bazen takla atmak gerekiyor bu kentte…
Malum en son buzsuz kola istediğimde ice tea gelmişti; sütsüz kahve istersem ne gelir hala merak içindeyim.
Neyse, ben döneyim asıl mevzuya… anahtarımı alır almaz metroya atladım ve şehrin öteki ucuna doğru yola koyuldum. Burya geldiğimden beri metro ilk defa “gerçekten kalabalık” idi.. seferlerde aksama vardı sanırsam -almanca anonslar çok bilgilendirici oluyor benim için– o yüzden şehir merkezinde neredeyse bütün vagonlar insan doluverdi.
Sonunda Maria Hilfer e ulaştım, buranın alışveriş caddesi.. mağzalar ve kafeler… upuzun bir cadde.
Starbucks ta daha önce gözüme kestirdiğim french press e yanaştım hemen. Yardımsever bir kız hemen geliverdi; “büyük boyu da var…” gibi sorularına cevap verdikten ve onu ikna ettikten sonra asıl soru geldi;
“kullanmayı biliyor musunuz?”
cidden önce şaka yapıyor sandım.. baktım kız gayet ciddi “biliyorum elbette” dedim; içimden “ben bu işin kitabını dahi yazarım” demek geldi ya :)
Sonunda evimdeyim, kahvemi yaptım… süt yerine baileys de ekledim, müthiş oldu.
May 6, 2009 1 Comment
Kahlenberg de Latte
Bu haftasonu Viyana daki ilk resmi gezimi gerçeklestirdim; methini daha önce çok duydugum 19. bölgeye, Grinzig e gittim.
Sehrin hemen dibinde minik bir köy havasina sahip, minik kafeleri ve çok güzel evleri içinde barindiran bambaska bir yer idi Grinzig. Tam da sehrin bitip tepelerin basladigi noktada; daha dogrusu üzüm baglarinin basladigi noktada…
Iste bu tepelerden biri olan Kahlenberg e düstü yolum; U3–U1–38–38A hattini izleyerek ulastim. Bu sehrin toplu tasima sistemine hayran olmamak mümkün degil gerçekten.

Iste Kahlenberg den grinzig baglarinin manzarasi. Solda Tuna nehri ve asagidaki ise Viyana… Soldaki bina otel ama bu terasa bakan tarafindan harika bir kafe si var… Resimde görülen üstteki balkon kafe ye ait…
Kim biraz kahveye ve biraz da enfes bir sehir manzarasina hayir diyebilir ki?

Simdilik latte; henüz efsane “melange” i denemedim. Gerçi daha bir “french press” im bile yok ya; ah bir bilseniz üstelik burada her markette neredeyse baileys satiliyor.
April 19, 2009 No Comments
Yesil isik
insan en kolay “düzen” e alışırmış, benim de burada en çabuk alıştığım “yürüyen yeşil adam ışıkları” oldu.
Yaya geçitlerinde yeşil adamı beklemeye ve sonrasında görür görmez yola atlamaya öyle çabuk alıştım ki; ülkeme dönüşte kesin ilk yaya geçidinde ezilirim diye düşünüyorum şimdilerde.
Şehir merkezinde durum daha bir vahim bu arada; ışık olmayınca neredeyse yine hiç bakmadan atlayıveriyorum yola… herkes duruyor, yol veriyor.
Yok bu işin sonu iyi değil!
April 18, 2009 1 Comment
12
Viyana daki 12. günümü ve 2. haftasonumu bitirdim. bir kocaman aferin bana. Şimdi birazcık -kısa kısa– izlenimler.
Pazar günleri herbir yer kapalı. Aç kalmak istemiyorsanız cumartesiden yiyecek stoklamanız gerekiyormuş. Zaten bu 12 günde market uzmanı kesildim ya, bende dün alışveriş yapmıştım.
Favori marketim Spar şimdilerde, okula yakın “Gourmet” versiyonunu buldum, onu ziyaret ediyorum fırsat buldukça. Zielpunkt taki “cent” kavgasından sonra yolun karşısında bile olsa adım atmaya pek niyetim yok. Bu “cent” olayı ne derseniz; 6.03 oyro luk alışverişe karşılık 10 oyro verdim; 3 cent iniz yok mu dediler, gerçekten bütün bozukları evde bırakıp çıkmıştım, yok dedim bende… sonra daha trajik bir cümle geldi “3 centiniz bile yok mu gerçekten”… yok kardeşim tek bir cent bile yok deyince; 4 oyro para üzeri aldım. Devamı da var gerçi, türk usulu ertesi gün “3 cent” i geri vermeye kalkıştım; kasiyerin “fransız bakışını” herhalde hayatım boyunca unutmayacağım :)
Kimse burada bizim gibi “yuro” demiyor, herkes “oyro” diyor… bende alıştım sonunda!
Toplu taşıma muhteşem, şehrin en güzel tarafı hatta… şehirde çok büyük olmayınca (1.7 milyon nufus) bir uçtan diğerine en fazla 1 saat içerisinde gidebiliyorsunuz. Ne turkike var ne de başka bir bileti göster/okut geç sistemi… sürekli olarak inip biniyorsunuz, o kadar! Arada kontrol yapıyorlarmış ama bana denk gelmedi henüz, gerçi kapı gibi aylık biletim var yanımda.
Aylık ve haftalık biletler ilginç, o haftanın başından sonuna kadar, ya da o ayın 1 inden 30 una kadar geçerliler. Öyle aldım, şu gün kullanmaya başladım, üzerine 7/30 gün ekledim diye düşünenler için 8/3 vs günlük biletler mevcut. 8 günlük bilet ile 2 kişi 4 gün de dolaşabiliyormuş.. bak bu da ilginç.
Metro (U-Bahn) hatları U1 den U6 ya kadar isimlendirilmiş olsada, U5 eksik arada, biraz araştırdım, yapım aşamasında imiş, zaten bu şehirde metro inşaatları hiiiç bitmez imiş.
Şehir “bezirk” denilen bölgelere ayrılmış, 1. viyana dedikleri eski şehir olup, zamanında surlar ile çevrili olan ve 2 sefer osmanlı taarruzuna direnen kısım imiş. Sonra surlar yıkılmış ve şimdilerde Kartner Ring adı verilen büyük cadde yapılmış… ve şehrin kenar mahalleleri bir bir şehire dahil edilmiş. Şu an toplamda 23 bölge bulunmakta.
Posta kodu sistemi de bu bölge numarasını içermekte; 1XX0 şeklinde olan posta numaralarında XX bölge numarasını temsil ediyormuş.
Bu şehirde ciddi bir türk potansiyeli var; yolda metro da ilginç sohbet ve küfürler ile karşılaşmamak mümkün değil. Ben 11. bölgede yaşıyorum, geçen gün okuldan eve dönerken kaldığım yere çok yakın minik bir dükkan keşfettim; hani kazak/atkı vs örmek için yün satın alınan “yüncü” dükkanları vardır ya, işte onlardan bir tanesi ile karşılaştım, ve hala kendime gelemedim. Gerçi iki adım ötede türk pidesi, tulumba tatlısı vs satan yer de var ama…
Bu kentte öyle devasa alışveriş merkezleri yok, 1–2 tane ufak tefek var o kadar, onlarda akşam 7 de kapatıyorlar, ve pazar günü hiiiç açılmıyorlar.
Yolda belde her yerde bol bol ekmek arası döner satılıyor, “kebap” diyorlar.. sakın olaki bulaşmayın… Gerçi şahane tabelalar var; kebap-şinitzel-pizza… girişimcilik diye buna derim ben işte!
Ankara da okulda iken bir deste anahtar taşırdık yanımızda, ana kapının ayrı, odanın ayrı, fotokopi odasının ayrı… burada sihirli anahtar sistemi ile karşılaştığımdan beri çok eğleniyorum. Sadece tek bir anahtar ile binanın giriş kapısını, posta kutusunu, evin kapısını açabiliyorum… başka bir kapıyı açmıyor; denemedim gerçi, ama öyle dediler.
Fatura ödemek; banka maceramı daha sonra anlatacağım, ama burada kaldığım ilk gün posta kutuma kira makbuzu gelmişti. Bende makbuzu ve bir miktar parayı alarak bankanın yolunu tuttum; meğersem makbuzun üzerine hesap numaramı yazıp, imzalamam ve bankadaki bir kutuya (bizdeki dilek ve şikayet kutularına benziyordu” atıvermem yeterli imiş. Ben gişeye gitmiştim ama sağolsunlar parayı elimden kapıp bir çırpıda hesabıma yatırdılar, sonra da nasıl imzalanır nasıl kutuya atılır bir bir gösterdiler.
Tamam ben ilk başta bu sisteme güvenmeyip, 2 gün boyunca internet ten hesabıma bakıp paranın çekilip çekilmediğini kontrol ettim… ödendi sonunda.
Şimdilik benden bu kadar, mutlu paskalyalar birde unutmadan…
April 13, 2009 No Comments
Uzun bir aradan sonra merhaba
En son yazimin tarihi 23 Mart imis… çok zaman olmus ama elimde degildi. Birileri derki “büyük degisiklikler sirasinda yazmayin”, tam olarak bu fikirle yazmadim belki ama elim klavyeme gitmedi bir türlü.
O zaman yeniden baslayim ve yeni bir kent ten ilk merhaba mi göndereyim.
Mart ayinin son günü, aksam üzeri beni 1 sene boyunca misafir edecek Viyana ya ulastim. Bu benim buraya ikinci ziyaretim ama bu sefer misafirligim oldukça uzun sürecek.
Öncelike giderken veda edemediklerimden özür dilemek istiyorum; hiçbir hakli sebep olamaz belki ama anlayis gösterirseniz çok mutlu olurum.
Nisan ayi boyunca kalacagim yere geçtim; artik kocaman pencere/kapi sindan disari adim atinca terasa çiktigim bir minik odam var. Birde getirebildigim kiyafetlerim ile ancak %10 unu doldurabildigim dolabim var ki; getirdigim kazaklarin bir kismi önümüzdeki kis giyilebilecek ancak sanirsam.
Orta avrupa da “nisan sakasi” olarak tasvir edilen bir hava var kentte simdilerde. Bizim “mart kapidan baktirir…” atasözünü andiran bir söz sanirsam. 20 derecelerde sicak mi sicak bir yaz havasi var…

Sehirde çektigim ilk resim… gün batimina yaklasirken… Devami gelecek umarim.
Bir ilginç durumda sehrin merkezi ve tarihi bölgesinde esen santiye havasi; sanki belediye baskani ankara dan dün geldi! Elbette yayalari unutmamislar ama, metro ile merkeze ilk indigim an, böyle bir manzarayi beklemiyordum.
Benim gibi toplu tasima sistemlerine tutkun olanlara ilaç gibi gelecek bir sehir burasi. wienerlinien.at ye baglanip; bu adresten su adrese gitmek istiyorum (su zamanda hatta) diyorsunuz ve size en azindan 4 farkli alternatif çikartiyor!
Yeni kente yeni tema dedim bununla birlikte; daha az göz yoran bir tema seçeyim istedim. Yeni baslangiçlara…
April 5, 2009 3 Comments
