Category — Kitap
Yolda
Buket Uzuner in yol hikayelerini anlattığı yeni kitabı…
Şu sıralarda aldığım ve alabileceğim en güzel hediye oldu bu; kuşburnu çayı ile birlikte elbette.
Kitabın girişinde Buket Uzuner in harika cümleleri var;
Seyahat, aşk yapmaktan ve dans etmekten sonra insanların hayatta en fazla zevk aldıkları fiziksel aktivitedir.
Doğru sözün üzerine daha fazla ne söylenebilir ki?
May 22, 2009 Comments Off
Agri’nin Derinligi
Ece Temelkuran in 2008 yazi basinda yayinlanan kitabi. Geçtigimiz yil öldürülen gazeteci-yazar Hrant Dink’e verdigi sözü tutmak üzere, 3 kitada yasayan ermeniler ile yaptigi röportajlarini ve kendi yorumlarini derledigi belgesel tadinda bir kitap.
Kitabin basinda yazarin bir notu var:
“Bu kitap ne sadece Ermenilere ne de sadece Türkleredir. Agri’nin Derinligi, evsiz kalmanin, evinden uzak düsmenin acisini bilen, tahmin edebilen herkese yazilmistir”
Biliyorum, çok hassas konular bunlar… 1915’te yasananlari bir kenara biraksak bile, iki halkin tarihi öylesine aci olaylar ile dolu ki.. Ne asala cinayetlerini, ne de 6–7 Eylül olaylarini unutalim demiyorum. Ben sadece, neye inanirsaniz inanin, sadece karsi tarafi dinlemek adina bu kitaba bir sans verin diyorum o kadar.

September 7, 2008 Comments Off
Küfkedisi
Şehir romantiği Ilgın Olut un son kitabı… ya da o na daha çok yakışanı; masalsı aşkların modern çağ yazarı demeliydim.

Neva… Yüzleri arayan adam… kent peri masalları idi. Peki ya Küfkedisi? Dekoru istanbul olan bir külkedisi hikayesi mi? Keşke öyle olsaydı, keşke küfkedisi nin arabası da balkabağına dönüşseydi.
Dönüş yolunda bitirirken kitabı ağzımda küf tadı kalıverdi, baştan sona anlatılan bir istanbul aşkı okumayı beklerken, ne aşk ı buldum ne de umudu. Daha çok yaşama dair 4 hayattan kısa bir kesit sunan bir hikaye… ne sonu ne de başı olan, eksik kalmış bir hikaye okudum.
“son şehir romantiğini de kaybettik” dedim… üzüldüm.
April 27, 2008 2 Comments
Beatrice ve Ünzile
Tüm bu türban tartışmalarının ortasında başka bir gerçek, kapalı kapıların arasından süzülüp gazete köşelerine çıkıverdi; bu ülkenin 20–30 yaş arası kadınlarının yarısından çoğu evde yaşıyor, çalışmıyor, iş aramıyor…!
Danimarka, Slovakya, Finlandiya, İrlanda, Letonya, Litvanya, Slovenya, Estonya, Kıbrıs Rum kesimi, Lüksemburg, Malta, Norveç, İzlanda, Hırvatistan, Makedonya ve Arnavutluk gibi ülkelerin toplam nüfusları bizim eve kapattığımız kızların sayısından daha az
(Güngör Uras ın 7 Şubat 2008 tarihli yazısından alıntıdır)
Oysa çok yıllar önce Aysel Gürel ne güzel dile getirmişti bu gerçeği değil mi? Sezen Aksu nun sesinde hayat bulan Ünzile şarkısında;
Korkar durur gitmez
Köyün en son çitine
İnanır o sınırda
Dünyanın bittiğine
Amin Maalouf un kaleminden çıkmış, benim geç keşfettiğim muhteşem bir kitap var; Beatrice ten sonra birinci yüzyıl. Bir gelecek ütopyasında, herkesin oğlan çocuk istediği ve çoğunluğun buna ulaştığı bir dünyanın nasıl da kaosa sürüklendiğini anlatır.. Beatrice in babasının gözünden, kızının önündeki korkunç geleceği adeta resmeder. Kadınsız toplumların nasıl da şiddete sürüklendiğini anlatır.
Kitabı okurken ülkemdeki durumun bahsedilen gelecekten çok da farklı olmadığını, düşünmüştüm. O kaos geleceğinde Beatrice te Ünzile nin kaderini paylaşıyor, kapalı kapılar arkasında bir hayat sürmek zorunda kalıyordu.
Ve içlerinde ne çoktur o kızların diyelim ki Afganistan’daki burkalı kadınlara bakıp acıyan. Oysa kendi burkaları sadece daha geniş, evleri kaç metrekare ise o kadar.
(Ece Temelkuran ın İçimizdeki ev kızı başlıklı yazısından alıntıdır)
February 9, 2008 1 Comment
Buket Uzuner den İstanbullular
Uzun bekleyiş sonunda bitmiş, sevgili Buket Uzuner in yepyeni romanı “İstanbullular” kitapevlerindeki yerini almış..
Bugünkü Cumhuriyet in Kitap ekinden ögrendim, İstnabullular’ın çıkış haberini.. küçük bir çığlık atmamak için zor tuttum kendimi. Sonrasında kitapçı yollarına düşmemek için epey bir iç mücadele verdim.. sonunda o’nunla yapılmış ve kitabıyla ilgili söyleşiyi okumakla yetindim.
İstanbul Atatürk havalimanı dış hatlar terminalinde geçen dört saatlik bir öykü imiş.. ve burada tanışacağımız 15 farklı insanın hikayesi!
Söyleşiden; (Cumhuriyet Kitap 15.03.2007)
Her şey tüketim için ve tek kullanımlık önümüze sürülüyor, tükettigimiz kadar önemli ve değerli sayılıyoruz. Dostluklar, aşk, sevgi ve insanlık da tek tüketimlik nesneler halinde sunuluyor: ’sorununuz mu var?’ deniyor, ‘atın gitsin’! Yeni aşklar, yeni arkadaşlar hazır bekliyor, sakın hatalarınızı onarmak için uğraşmayın…’
Kitabın tanıtım yazısında harika bir İstanbul tanımı var; “dünyanın 2700 yıldır menopoza girmemiş tek dişisi“ ….
PS: Yapılır mıydı bana bu? bunca işin arasında nasıl tutarım kendimi.. Masamın baş köşesindeki taptaze Paul Auster kitabının kapağını bile kaldırmaya kıyamazken, o okumak için en güzel, en saf anı beklerken..
March 15, 2007 Comments Off
Das Parfume
Patrick Suskind in muhteşem romanı “Koku – Das Parfume”, sonunda beyazperdenin yolunu tuttu. Az önce apple üzerinden izledigim fragmanı oldukça etkileyici, özellikle kitabı okumayan izleyicide merak uyandıracak kadar çarpıcı sahnelere yer vermişler.
Kitap birkaç yüzyıl öncesi avrupasında, koku tutkunu bir adamın hikayesini anlatıyor. Doğuştan verilen mucizevi bir yetenek ile inanılmaz güçlü bir buruna sahip olan bu adamın tek bir tutkusu vardı, ne para ne kadın, ne de mal mülk, ama sadece o saf dünyanın en saf ve en özel kokusunu yaratabilmek. Dünyanın en güzel üç kokusu kadın, şarap ve kahve diye söylene dursun, hikayenin kahramanı kadınlardan (bedenlerinden elbette) en saf kokuyu üretmek için kokusu hoş gelenleri birer birer öldürür. Ama seri katilliginden çok okuyanı etkileyen olay bana göre kitabın sonunda, en saf koku ile yapabildiklerinde ve hatta yaptığında.. düşündükçe hala ürperiyorum… Filmi merakla bekliyorum, ama okumayanlara da kitabı muytlaka tavsiye ederim.
October 15, 2006 1 Comment

