Lifelog of Musa Yılmaz

Category — Internet

Sosyal Ben; Facebook, FriendFeed veTwitter

Klasik bir internet jargonu var ya; web 1.0, 2.0, 3.0 diye giden bir rakamlar sirlamasi. Muhtemelen 1–2 yüzyil sonra tarihçilerin diline düsecek bu jargon ya..  Iste o siralamada web 2 dedikleri sinifa en çok oturan bana göre sosyal medya oldu. web 1 içerisinde forumlarda önce çosan ama sonra bogulan internet kullancilari, son 5 yilda binbir çesit web sitesi ile farkli bir iletisim kültürü olusturdular.

Hemen Web 3 hakkinda kaba bir tahmin yürüteyim

  • Mobil iletisim; özellikle internet günlük hayatimiza daha çok girdiginde (daha çok nasil girecek demeyin, bana göre daha yeni basladik) ve 4. nesil cep telefonu teknolojisi LTE yayginlastiginda PC (hem desktop hemde laptop) satislarinin azalacagini ve daha çok minik bir cep bilgisayari konumundaki mobil cihazlar ile interneti kullanacagimizi bekliyorum. Bununla birlikte mobil cihazlardan öte bu cihazlar ile neler yapabilecegimiz öne çikiyor: mesela Augmented Reality (Terminatörün Gözleri)
  • Akilli web; bu konuda çok bir bilgi birikimim yok, basit bir örnek vermeye çalisacagim sadece. Google in haber alarmlari gibi web üzerine kendi arama motorumuzu olusturabilecegiz. Mesela laptop sabit diskinizi degistirmek istiyorsunuz ve WD in 7200 rpm lik bir ürün çikartmasini bekliyorsunuz (varsayalim). Böyle bir ürün piyasaya çiktiginda, alisveris sitelerinde görüldügünde size eposta/sms yollayan bir internet tahmin ediyorum. Bakalim hepbirlikte bekleyip görecegiz.

Konudan daha fazla ayrilmadan sosyal medya ya geri dönüyorum. Bu yazida daha çok sosyal medyadaki kendi izlenimlerimden bahsetmek istiyorum.

Ilk basta olmaz ise olmaz: Facebook

Facebook

Türkiye’de henüz kimsenin haberi yok iken, facebook a epey bir sene önce ilk defa üye olmaya kalkistigimda benden .edu uzantili bir eposta adresi istemisti. O zamanlar sadece amerikan üniversitelerinde okuyan ögrencileri kabul ediyordu ve malesef metu.edu.tr uzantili posta adresimi kabul etmemislerdi. Anlayacaginiz 1–0 malup baslamistim.

Facebook un dünyaya açilmasi iste .edu eposta adresini zorunlu kilmaktan vazgeçmeleri ile basladi. Sonrasinda bir çirpida bizim ülkenin yarisi sitede hesap açiverdi. Tipki cep telefonu olmayan insanlari “aaa yok mu? nasil olmaz?” gibi cümleler ile yadirgadigimiz gibi artik facebook hesabi olmayanlarida kiz vermez olduk. En son duydugum Türkiyede 10 milyona yaklasan bir kullanici sayisi idi, ülkenin 1/7 si sayilirki ciddi bir rakam.

Kimi zaman keyifli gelsede malesef facebook ta artik nitelikten çok nicelik ön planda. Kimin daha çok arkadasi var? dan tutunda “Patlicani sevmeyen 1 milyon kisi bulabilirim” gibisinden gruplar ile doldu tasti. Artik tanidiginiz insanlarin arkadaslik tekliflerini kabul edip etmemeniz bile kisisel iliskilerinizi etkileyecek, sosyal olarak dislanmaniza sebep olacak seviyeye ulasti.

Facebook iste tam bu noktada vurdu bizi; “tanisiyoruz” ile “arkadasiz” arasindaki koca ucurumu kaldirdi ve arkadas gibi canim bir kelimeyi manasizlastirdi.

Hoslanmadigim ama arkadas olarak eklemek durumunda kaldigim insanlari “Hide” yaparak kendime has bir “news feed” yaratmayi basardim sonunda. Fakat facebook ta ciddi bir paylasim yapmiyorum artik. Bu siralarda sitenin en çok isime yarayan tarafi kimin evlenip, kimin çocuk sahibi oldugunu ögrenmek… onun ötesinde dedigim gibi hesap sahibi olmak artik neredeyse zorunlu oldugu için tutuyorum.

Beni en çok rahatsiz eden konu ise facebook taki asiri irkçi yaklasimlar. Herhangi bir politik gündem degisikliginde sanal alemde kabaran çosan kitleleri görmek, özelliklede “arkadas” diye eklediklerimden rahatsiz edici basliklar görmekten hoslanmiyorum. Üstüne birde beni böylesine “keselim biçelim” tadindaki gruplara davet etmiyorlar mi, hasta oluyorum cidden.

Gelelim ikinci göz agrim FriendFeed e:

Friendfeed

Aslinda ilk çiktiginda fikir muhtesemdi. Youtube dan lastfm e kullandiginiz bütün sosyal paylasim sitelerini ekleyip tek bir harman yapiyordunuz. Sizi takip edenler, twit lerinizden tutunda, youtube da en son hangi video yu favori ettiginizi news feed tarzinda takip edebiliyordu, hala da bu özelligini devam ettiriyor. Farkli olan tarafi, insanlarin bu feed lere yorum yapabilmesi idi. Facebook bu özelligi FriendFeed den çaldi, sonrada FriendFeed i satin aldi :)

Bu bahsettigim dönem FriendFeed in bana göre ilk evresi idi: o zamanlar kendime oldukça hos bir türk friendfeed kitlesi bulmustum. Içlerinde yüzyüze tanistigim tek kisi bile yoktu (hala da yok) ve sayfayi her açtigimda yüzlerce ilginç haber ve link ile karsilasiyordum. Daha önce hiç duymadigim pek çok web sayfasi ile sayelerinde tanistim.

Sonra FriendFeed in ikinci evresi geldi. Önce insanlar paylasimlarini diger aglardan çekip direk FriendFeed e tasimaya basladilar, daha sonrada Facebook gibi nicelik ön plana çikti. Ileri seviyede basarili bir tasarimi olan bir forum haline dönüstü. Sonrasinda ise ciddi bir türk istilasina sahne oldu. Bana göre 3 çesit insan ile doldu tasti;

  • Sosyal Medya Gurulari; her türlü paylasimda ahkam kesmeyi seven uzmanlar, çok konusurlar, yakin takiptedirler, rahat ve keyiflidirler
  • Pazarlama, Teknoloji ve Reklamcilik camiasi; en iyi MAC hangisi, kanyon mu? tartismalari ile bir likemind durumu var ki ne siz sorun ne ben anlatayim. Müthis enerjik, herdaim aktif insanogullari.
  • Nickname ile takilan marjinaller; din ve politka üzerine bir post açip çikan yaygarayi keyifle seyredenler. Birde gayler varki ortamda; kimin ad0nis kasi daha hosmus muhabbetleri dönüyordu.

Böyle yazdigima bakip bu guruplari sevmedigimi düsünmeyin sakin. Hepsinin ortak özelligi ve FriendFeed de olma sebepleri “paylasmak ve tartismak istemeleri”. Çikan tartismalar, küfüre varan kavgalar, yargiya giden polemikler beni kaçiracak degildi elbette. 

Beni kaçiran FriendFeed in 3. evresi oldu. Ne yaptilar anlamadim ama son 1–2 ay içerisinde algoritmalarini degistirdiler. Eskiden her saat basi siteye baktigimda bastan sona çok ilginç basliklar ile karsilasirken, artik hemen hemen hep ayni post lar ile yüzyüze gelmeye basladim. Degisen tek sey post altindaki yorumlarin giderek sayica artmasi idi.

Tahminimce algoritmalarini yenilediler ve en çok yorum alan post en iyi post tur mantigi ile hareket etmeye basladilar. Arada uzun zamandir ana sayfamda herhangi bir feed ine ratlamadigim kisilerin sayfalarina direk girip baktigimda, aslinda onlarin basliklarini görmememin sebebinin paylastiklarinin kötü olmasi degilde popüler olmamasi oldugunu kesfettim. Iste o noktada FriendFeed den sogumaya basladim.

Sonunda döndüm dolastim ve Twitter a geldim;

Twitter

Son 3–5 senedir onlarca web sayfasina daha beta hallerindeyken üye olmusumdur herhalde. Hala da ayni sekilde, yeni bir hizmet duydugumda ilk isim gidip kayit yaptirmaktir.

Twitter la yine böyle bir sekilde tanistim, daha bu kadar popüler degildi (zaten en kisa isimlerden birini kapmistim). Ama ne oldugunu çözmem ve kullanmaya alismam epey bir zamanimi aldi.

Ilk olarak ingilizce bir hesap olusturmayi denedim. Okyanus ötesinden insanlari ekledim, o zaman simdiki gibi bir türkçe konusan kitle yoktu. Fakat olmadi iste, en basta saat farkindan dolayi, sonra da.. zaten ben blog isinede ilk basta ingilizce baslamis sonra ana dilime tipis tipis dönmüstüm. Ayni tecrübeyi twitter da tekrar ettim.

Ikinci denemem daha oldukça yeni. Bir süredir daha aktif kullanmayi düsünüyordum ki sonunda yavas yavasta olsa basladim.

Twitter ne derseniz, nasil tarif edilir derseniz.. hala tam bir cevabim yok. Ama binbir yönünü seviyorum;

  • Her yaziniz 140 karakter ile sinirli ya (bu sms leri 160 ile sinirlanmasi ile alakali bir durumu) az ve öz olmaniz gerekiyor. Bir çirpida okunuyor.
  • Friendfeed in en temel özelliginin tersine bir tweet altinda bütün yorumlari ve cevaplari göremiyorsunuz. Ama zaman akisiniz (timeline) içerisindeki bütün tweet leri görüp hiçbirseyi kaçirmiyorsunuz. Tabi binlerce kisiyi takip etmiyorsaniz.
  • Facebook ve FriendFeed gibi kaç takipçiniz oldugu burada da önemli malesef. Fakat digerlerinin aksine onu bunu blokladim, sunu ekledim polemikleri yok.
  • Ben kisileri en son yazdiklari tweet lere göre ekliyorum, hosuma gidenleri okuyorum.. sonra begenmezsem takip etmekten vazgeçiyorum. Ne küsen oluyor ne de üzerine alinan.
  • Türkiyede giderek artan bir popülaritesi var, bunu elbette 3G ye bagliyorum. Çünkü cep telefonumda en çok kullanmayi sevdigim program twitter programi.
  • Ciddi bir gürültü kirliligi var ortada elbette, çünkü herkes aklina eseni söylüyor. Ama ayni zamanda her türlü haberde çok hizli yayiliyor. Jackson in ölüm haberinde CNN e epey bir fark atmisti yakin zamanda.

Simdilerde Türk Celebrity ler isgal etmis durumda; iyi kullanilirsa aslinda onlar için çok basarili bir reklam ve pazarlama araci. Ama bir kisim hesabin sahte oldugunuda düsünüyorum. Keyifle takip ettiklerimde var, ama yakinda takip etmekten vazgeçmeyi düsündüklerimde var.

Mesela Tuna Kiremitçi hergün 1 tweet ile bir parçasini gönderdigi bir hikaye denemesi yapiyor, ben ortasindan bir yerden basladigim için belkide sevemedim bir türlü. Onun sayfasina girip tersten okumak lazim ki, o da zor yahu, kim yapar bilmiyorum ama adam ugrasiyor iste.

Sirketler tarafindan reklam ve promosyon duyurulari için kullanmak, sms göndermekten hem daha ekonomik hemde okuyanlar için daha az rahatsiz edici. Sms gibi silmekle ugrasmiyorsunuz, zaman akisinda uçup gidiyor zaten.

Çok uçuk örneklerde mevcut: ofis tuvaletine hesap açip tuvaletin dolu mu bos mu oldugun twitleyen mi istersiniz, yeni evli arkadaslarinin yataginin altinda basinç sensörü yerlestiren mi :D  

Malum IP altyapimiz degisiyor 4. versiyondan bir anda 6. ya zipliyoruz. Dolayisiyla matematiksel olarak sonlu ama teorik olarak sonsuz IP adresine sahip olacagiz yakinda. ODTÜ CC nin bilisim bülteninde bunu anlattiklari bir yazida “ileride dis firçanizin bile IP adresi olacak” demislerdi, ben bir adim daha öteye geçi dis firçama bile twitter hesabi almayi düsünüyorum.

December 20, 2009   4 Comments

Google da isim tamlamasi

İnsan tez yazarken nelere kafasını takabiliyormuş?

“Soil Surface Moisture” mı, yoksa “Surface Soil Moisture” mı?

Çok mu önemli demeyin sakın, 6. chapter ımın adı oluyor kendileri… Asıl ondan beteri var; 5. chapter ımın adı olan “soil surface roughness” varki, sormayın!

Bunu en iyi kim bilir, ingilizce hocası tanıdığım var mıydı diye düşünürken aklıma büyük G de popülerlik analizi yapmak geldi;

“Soil Surface Moisture” mı Google da daha çok sonuç verecek, yoksa “Surface Soil Moisture” mı?…. derken… kendi bilgisayarımdaki makaleler üzerinde (filetype:pdf) de bu analizi yapabileceğim aklıma geldi; Google Desktop sağolsun :)

işte hem web (W) de hem de desktop (D) taki arama sonuçlarım:

“Soil Surface Moisture” W=4710, D=5

“Surface Soil Moisture” W=89800, D=88

“Soil Surface Roughness” W=14900, D=30

“Surface Soil Roughness” W=108, D=7

Sonuçta 5. chapter ımın adı 14900+30 oy ile “Soil Surface Roughness” kalıverdi, ama 6. chapter ımın adı 89800+88 oy baskisi altında kalarak “Surface Soil Moisture” a değişmek durumunda kaldı.

Kim demiş tez yazmak can sıkıcıdır/bunaltıcıdır diye :)

November 2, 2008   2 Comments

YouTube ne ise yarar?

a) hakaret video ları yükleyip türkiye de yasaklanmaya?

b) yeni buluşunu yayınlayıp iş bulmaya?

Yine bir New York Times (bayılıyorum bu gazeteye) makalesi keşfettim, tam da blogger kapatılmıştı, üzerine çok güzel oturdu.

Özetle: amerikali doktora ögrencisi Nintendo Wii nin süper kumandası WiiMote ise sihirbazlık gösterileri yapar (tamam tam da sihirbazlık sayılmaz, adam insan-bilişim etkileşimi dalında çalışıyor ve evdeki lcd yi bir sanal gerçeklik makinası haline çeviriyor), üstelik utanmadan bunu kaydedip bizde yasaklı olan youtube da yayınlıyor.

ve 6 milyon kişi tarafından izleniyor… şaka değil …

Sonunda ne mi oluyor? peşinden koşan şirketlerden hangisine girsem diye düşünüyor.

Aynı makaleden alıntı yapmak istiyorum:

When we told Bill Gates we were trying to recruit Johnny, he already knew about his work and was anxious to bring him to Microsoft

Biz kapatıp duralım, blogger.com da yetmez direk google.com u kapatalım bitsin bu iş… kocaman bir intranet olalım yeter, biz bize ne güzel olurdu, hem ne demiş atalarımız; “türkün türkten başka dostu yoktur” değil mi?

PS: blogger.com un digiturk tarafından açılan bir dava nedeniyle kapatıldığı haberi var ortalarda, herkes malum tarikatı suçlarken, bir teknoloji şirketi çıkıverdi.

October 26, 2008   2 Comments

Apple Mantra

Apple.. Apple.. ilk logosunda kafasında elma düşen Newton u resmeden, ya da sürekli parlak ve kullanımı kolay elektronik cihazlar üreten şirket. (iPhone un kutusundan kullanma kılavuzu çıkmıyormuş, gerisini siz düşünün)

Apple, küresel ekonomik krizin ortasında parmakla gösterilen bir başarı örneği gösteriyormuş: söylentiye göre elindeki nakit ile (bundan sonra hiç para kazanmasa bile) silikon vadisindeki bütün mühendisleri ömür boyunca maaş verebilecek durumdaymış!

Apple ın yaşam felsefesini özetleyen Steve Rubel in kaleminden çıkan güzel bir yazi okudum: işte 3 madde altında Apple ın sırrı;

Soar with your Strengths – Question: What is your “core genius?” What product or service do you provide really well that others can’t match? What as an individual or company do you do really well that adds value? What niche do you serve? Identify it then build on it. Figure out how to soar with your strengths.

Apple makes high-quality, well-designed products that are sexy, perform well and are innovative. That’s their core genius. They stick with it and continually delight customers. They’re not efficiency champions like Dell or netbook enthusiasts like HP. They leave those markets to others. They also catering to their core audience, recognizing there’s room for everyone.

Simplify Everything – The world is complex. The web is a complicated landscape. Business is complicated. Life is complicated! Make it simpler for people. Find ways to eliminate complexity to streamline operations/costs and also drive the top-line.

Be a Premium Brand - Although everyone will be looking to streamline their costs in this environment, I believe that premium brands will only get stronger. A premium brand is a company that offers high-quality products, services or experiences that are worth paying a little more for. Think Starbucks Coffee (an Edelman client), Sub Zero, BMW, etc. How can you become a premium brand that’s worth paying more for? This applies equally to individuals or teams.

October 23, 2008   Comments Off

Chrome

Herkes Google dan isletim sistemi beklerken, onlar oturup web tarayicisi (browser) çikartiverdiler; Google Chrome!

Chrome

Önce tanitimi webe çizgi roman seklinde düsüverdi (bir göz atmanizi tavsiye ederim, çok güzel anlatmislar).. sonrasinda (az önce) resmi olarak sürümü yapildi.

Getirdigi yenilikleri bir kenara biraksaniz bile, bu süper (ama cidden süpper) hizli tarayiciyi mutlaka denemelisiniz.

Birde Firefox un müthi eklentileri de geliverse üstüne; muhtesem olacak cidden…

September 2, 2008   Comments Off

Fbook 1 numara

3–4 güne okursunuz muhtemelen “saygın” gazetelerimizin web sayfalarında; “face-book ta dünya ya fark attık” diye. Onlar çarpıtıp yalan yanlış anlatmadan önce 2 satır ben yazayım istedim, (Kaynak sayfa da burada)

Google ın Insight isminde yeni bir hizmeti var; anahtar kelime girip, o kelime ile en çok nereden ne zaman .. vs arama yapılmış görebiliyorsunuz.

Popüler web sayfalarının ne kadar da popüler olduklarını görmek için sırayla isimlerini insight ile sorgulamışlar, face-book için çıkan sonuç (aşağıda) gerçekten ilginç; dünyada bu isimle en çok arama yapan 2 ülkeden biri olmuşuz :)

Aslında olay birazda internet kullanım alışkanlığımızla alakalı. Eğer fbook u “sık kullanılanlara” eklemek yerine, ana sayfanızı google yapıp, her fbook a girmek istediğinizde “f a c e b o o k” ile arama yapıyorsanız, sonuçta en başta çıkıyor değil mi, böyle bir grafik çıkması çoook normal aslında. 

August 12, 2008   Comments Off

Hoşgeldin Firefox 3

Dünyanın en hızlı (ve en tatlı) web tarayıcısının 3. sürümü bugün çıkıverdi; hatta ilk 24 saatte en çok indirilen program ünvanına sahip olmak gibi bir Guiness rekor denemesi ile çıkıverdi… ben daha şimdiden +2 yapıverdim; burayı tıklayarak sizde +1 inizi ekleyebilirsiniz :)

PS: server durumunu takip etmek için firefox on twitter

Firefox3

Daha önce hiç kullanmamış olanlara , sırf yeni ve “siz leb demeden leblebi yi anlayan” akıllı adres çubuğunu (awesome bar olmuş adı) denemelerini şiddetle tavsiye ediyorum. Daha az sistem kaynağı kullanması ve de sayfaları açmadaki inanılmaz hızı da cabası…

June 17, 2008   Comments Off

Flag this video!

Bu youtube yasağı (pardon aç-kapa olayı) artık beni iyice delirtti.

Diyelim ki 3 kişi youtube da bir video yu beğenmedi, ayrı ayrı mahkemeye başvurup ayrı ayrı kapatma kararları çıkartabiliyorsunuz.. sonuç ortada; bir aç bir kapa…

Benim daha güzel bir önerim var bu duruma; youtube da her video nun altında bir panel bulunmakta….

Flagthisvid

Hani o meşhur mahkeme kararı sayfası var ya; youtube a ulaşmaya çalıştığınızda karşınıza çıkan… tamam yine o sayfa olsun ilk başta ama altta o “beğenmediğimiz” video ların listeside olsun. Yani türkiye den siteye ulaşılmaya çalışıldığında önce bir uyarı sayfası gelsin (sonuçta bu gayet mümkün).

Birde “uygunsuz” diye video ları nasıl bayrak (flag) layacağımızı anlatan iki-üç resim olsun… ama youtube açık olsun elbette.

Ben eminim ki binlerce Atatürkçü den, yüzbinlerce oy gelecek ve elbette o videolar gerçek anlamda tepki görecek ve sonunda kaldırılacaktır.

June 1, 2008   1 Comment