Category — Genel
Frech Press
Sonunda yeni evime taşındım :) Bu şehirde kalan 11 ayımı geçireceğim ufacık tefecik ama bana ait şirin bir yerim var artık.
Evin anahtarını alır almaz ilk yaptığım iş kendime bir Frech Press edinmek oldu; aslında kahve cenneti bir ülke avusturya, hatta melange adlı kahvesi ile de pek bir meşhur. Ama süt olmadan sade kahve içmek için bazen takla atmak gerekiyor bu kentte…
Malum en son buzsuz kola istediğimde ice tea gelmişti; sütsüz kahve istersem ne gelir hala merak içindeyim.
Neyse, ben döneyim asıl mevzuya… anahtarımı alır almaz metroya atladım ve şehrin öteki ucuna doğru yola koyuldum. Burya geldiğimden beri metro ilk defa “gerçekten kalabalık” idi.. seferlerde aksama vardı sanırsam -almanca anonslar çok bilgilendirici oluyor benim için– o yüzden şehir merkezinde neredeyse bütün vagonlar insan doluverdi.
Sonunda Maria Hilfer e ulaştım, buranın alışveriş caddesi.. mağzalar ve kafeler… upuzun bir cadde.
Starbucks ta daha önce gözüme kestirdiğim french press e yanaştım hemen. Yardımsever bir kız hemen geliverdi; “büyük boyu da var…” gibi sorularına cevap verdikten ve onu ikna ettikten sonra asıl soru geldi;
“kullanmayı biliyor musunuz?”
cidden önce şaka yapıyor sandım.. baktım kız gayet ciddi “biliyorum elbette” dedim; içimden “ben bu işin kitabını dahi yazarım” demek geldi ya :)
Sonunda evimdeyim, kahvemi yaptım… süt yerine baileys de ekledim, müthiş oldu.
May 6, 2009 1 Comment
Yesil isik
insan en kolay “düzen” e alışırmış, benim de burada en çabuk alıştığım “yürüyen yeşil adam ışıkları” oldu.
Yaya geçitlerinde yeşil adamı beklemeye ve sonrasında görür görmez yola atlamaya öyle çabuk alıştım ki; ülkeme dönüşte kesin ilk yaya geçidinde ezilirim diye düşünüyorum şimdilerde.
Şehir merkezinde durum daha bir vahim bu arada; ışık olmayınca neredeyse yine hiç bakmadan atlayıveriyorum yola… herkes duruyor, yol veriyor.
Yok bu işin sonu iyi değil!
April 18, 2009 1 Comment
12
Viyana daki 12. günümü ve 2. haftasonumu bitirdim. bir kocaman aferin bana. Şimdi birazcık -kısa kısa– izlenimler.
Pazar günleri herbir yer kapalı. Aç kalmak istemiyorsanız cumartesiden yiyecek stoklamanız gerekiyormuş. Zaten bu 12 günde market uzmanı kesildim ya, bende dün alışveriş yapmıştım.
Favori marketim Spar şimdilerde, okula yakın “Gourmet” versiyonunu buldum, onu ziyaret ediyorum fırsat buldukça. Zielpunkt taki “cent” kavgasından sonra yolun karşısında bile olsa adım atmaya pek niyetim yok. Bu “cent” olayı ne derseniz; 6.03 oyro luk alışverişe karşılık 10 oyro verdim; 3 cent iniz yok mu dediler, gerçekten bütün bozukları evde bırakıp çıkmıştım, yok dedim bende… sonra daha trajik bir cümle geldi “3 centiniz bile yok mu gerçekten”… yok kardeşim tek bir cent bile yok deyince; 4 oyro para üzeri aldım. Devamı da var gerçi, türk usulu ertesi gün “3 cent” i geri vermeye kalkıştım; kasiyerin “fransız bakışını” herhalde hayatım boyunca unutmayacağım :)
Kimse burada bizim gibi “yuro” demiyor, herkes “oyro” diyor… bende alıştım sonunda!
Toplu taşıma muhteşem, şehrin en güzel tarafı hatta… şehirde çok büyük olmayınca (1.7 milyon nufus) bir uçtan diğerine en fazla 1 saat içerisinde gidebiliyorsunuz. Ne turkike var ne de başka bir bileti göster/okut geç sistemi… sürekli olarak inip biniyorsunuz, o kadar! Arada kontrol yapıyorlarmış ama bana denk gelmedi henüz, gerçi kapı gibi aylık biletim var yanımda.
Aylık ve haftalık biletler ilginç, o haftanın başından sonuna kadar, ya da o ayın 1 inden 30 una kadar geçerliler. Öyle aldım, şu gün kullanmaya başladım, üzerine 7/30 gün ekledim diye düşünenler için 8/3 vs günlük biletler mevcut. 8 günlük bilet ile 2 kişi 4 gün de dolaşabiliyormuş.. bak bu da ilginç.
Metro (U-Bahn) hatları U1 den U6 ya kadar isimlendirilmiş olsada, U5 eksik arada, biraz araştırdım, yapım aşamasında imiş, zaten bu şehirde metro inşaatları hiiiç bitmez imiş.
Şehir “bezirk” denilen bölgelere ayrılmış, 1. viyana dedikleri eski şehir olup, zamanında surlar ile çevrili olan ve 2 sefer osmanlı taarruzuna direnen kısım imiş. Sonra surlar yıkılmış ve şimdilerde Kartner Ring adı verilen büyük cadde yapılmış… ve şehrin kenar mahalleleri bir bir şehire dahil edilmiş. Şu an toplamda 23 bölge bulunmakta.
Posta kodu sistemi de bu bölge numarasını içermekte; 1XX0 şeklinde olan posta numaralarında XX bölge numarasını temsil ediyormuş.
Bu şehirde ciddi bir türk potansiyeli var; yolda metro da ilginç sohbet ve küfürler ile karşılaşmamak mümkün değil. Ben 11. bölgede yaşıyorum, geçen gün okuldan eve dönerken kaldığım yere çok yakın minik bir dükkan keşfettim; hani kazak/atkı vs örmek için yün satın alınan “yüncü” dükkanları vardır ya, işte onlardan bir tanesi ile karşılaştım, ve hala kendime gelemedim. Gerçi iki adım ötede türk pidesi, tulumba tatlısı vs satan yer de var ama…
Bu kentte öyle devasa alışveriş merkezleri yok, 1–2 tane ufak tefek var o kadar, onlarda akşam 7 de kapatıyorlar, ve pazar günü hiiiç açılmıyorlar.
Yolda belde her yerde bol bol ekmek arası döner satılıyor, “kebap” diyorlar.. sakın olaki bulaşmayın… Gerçi şahane tabelalar var; kebap-şinitzel-pizza… girişimcilik diye buna derim ben işte!
Ankara da okulda iken bir deste anahtar taşırdık yanımızda, ana kapının ayrı, odanın ayrı, fotokopi odasının ayrı… burada sihirli anahtar sistemi ile karşılaştığımdan beri çok eğleniyorum. Sadece tek bir anahtar ile binanın giriş kapısını, posta kutusunu, evin kapısını açabiliyorum… başka bir kapıyı açmıyor; denemedim gerçi, ama öyle dediler.
Fatura ödemek; banka maceramı daha sonra anlatacağım, ama burada kaldığım ilk gün posta kutuma kira makbuzu gelmişti. Bende makbuzu ve bir miktar parayı alarak bankanın yolunu tuttum; meğersem makbuzun üzerine hesap numaramı yazıp, imzalamam ve bankadaki bir kutuya (bizdeki dilek ve şikayet kutularına benziyordu” atıvermem yeterli imiş. Ben gişeye gitmiştim ama sağolsunlar parayı elimden kapıp bir çırpıda hesabıma yatırdılar, sonra da nasıl imzalanır nasıl kutuya atılır bir bir gösterdiler.
Tamam ben ilk başta bu sisteme güvenmeyip, 2 gün boyunca internet ten hesabıma bakıp paranın çekilip çekilmediğini kontrol ettim… ödendi sonunda.
Şimdilik benden bu kadar, mutlu paskalyalar birde unutmadan…
April 13, 2009 No Comments
2009
2008 i çok renkli kapatinca, 2009 da fazlasiyla hareketli basladi.
Daha ilk haftadan müthis bir haber aldim; 3 vakte kadar gidiyorum :)
Bir aksilik çikmaz ise bu sene Schengen topraklarındayım; kafamda seyahat planlarımı çoktan yaptım :)
Barcelona ya Alev i ve Sagrada Familia manzaralı evini görmeye gideceğim (Gaudi), ikea dan beyaz bir eşya götürmeyi de unutmayacağım elbette.
Sonrasında Floransa var, ve elbette Paris… birde Berlin i görmek istiyorum. Belki yeniden Prag, ama yazın gideyim mümkünse…
Birleşik Krallık ı unutmadım tabiki, Manş ın altından trenle geçmek isteyeceğim elbette (avrupa da tren yolculuğu hakkında bilgi veren bu sayfayi keşfetmiştim); belki “Waterloo” da beni bekleyen birilerini de bulurum…
Daha yapılacak çok iş var belki ama uzun zamandır ilk defa bu kadar heyecanlıyım :)
January 7, 2009 3 Comments
Hasta bir adam, yaramaz bir kedi, birde Asi
Grip oldum, hemde cumartesi günü.. tez kopyalarımı dağıttığımın ertesi günü.
Son 1.5 ayı inanılmaz bir tempoda götüren vucudum sonunda tetr artık dedi, tezi de dağıttın git dinlen dedi bana.. ve grip oldum.
Kimseciklerde kalmadı ankara da… günseli birleşik krallığa uçtu, muzaffer de konya ya gitti; çakıl ve ben kalıverdik bir başımıza.
Güya tez bitti ama işler bitmedi bir türlü; bütün haftasonumu alışveriş işlerime ayırdım, malum önümüz bayram ve ben de tam bayram biterken dünyanın öbür ucuna uçuyorum.. lens de aldım, kitap ta.. kendime yeni bir çanta bilem aldım.
bilenler bilir benim bu çanta sevdamı, kolleksiyon yapacağım neredeyse, üzerinde gözümün kaldığı muzaffer in zara çantasına benzer, hem spor hem klasik yandan askılı hoş bir çanta aldım kendime, içinde laptop gözü bilem var, tam minik asus taşımak için… yolda giymek için de bir nikefit edindim ayrıca…
Bütün bu işler bitip eve geçtiğimde, daha anhtarı kapı deliğine sokar sokmaz içeriden Çakıl ın miyavlamaları gelmeye başladı.. canım yalnız kalmaya hiiç dayanamıyor işte.. önce oynadık hanfemdiyle bir süre, mırıl mırıl sesler çıkardı.. sonra da birlikte yemek yedik.
Limonlu çayımızı da alıp geçtik mi bravia nın karşısına.. deniz ciğim olsa “sen çok yaşa cowon” dedirtecek bir eyleme giriştim… Asi nin son bölümünü indirmiştim A2 ye, tv ye bağlayıp cowon u dev ekranda izledim.. koltukta hafif kestirdim… çakıl da eşlik etti bana.
Bu arada çakıl ile iletişim sorunumuz hiç kalmadı.. dün gece yanıma kurulmuş battaniyenin üstünden kolumu ve vucudumu patileri ile itekliyordu.. önce yerleşme sevdası diye düşündüm, sonra iş uzayınca doğrulup yataktan kızdım ona “yatacaksan yat kıpranma artık” dedim… şıp diye kıvrılıp yattı, gram da hareket etmedi sonrasında…
Tez biter ama işler biter mi? hayır elbette… proje raporunun düzeltmeleri geldi, son teslim tarihi ile benim SF dönüş tarihim çakışıyor nedense :( oturup şimdi onunla uğraşıyorum, daha hocam gitmeden önce ona sunum hazırlamam lazım, doğu karadeniz verisinin projeksiyon sorunu ile de uğraşmam lazım.
Bayram mı? deliye hergün bayram zaten…
December 8, 2008 No Comments
31 Aralik 2008
Anlaşılan yılın son günü bu seneden sonra benim için daha anlamlı olacak.
Oldum olası sevmişimdir yılbaşı kutlamalarını ve “nasıl girersen yeni yıla öyle geçer” miş fikrini…
Bu sene yeni yıl kutlamam çook ilginç olacak anlaşılan…
Bu tezin üzerinde 2008 yazmalı, yazmalı, yazmalı diye tutturunca ben; sonunda olacağı buydu…
Sabahtan beri her duyanın yüzünde bir gülümseme ile karşılaşıyorum, gerçekten ilginç bir tarih oldu. Ama ömür boyu taşımak durumunda kalınca, diploma ya bile yazılacağını düşününce… bu kadar ısrar etmem daha bir anlam kazanıyor… değil mi?
Elbette, birilerinin diline düşmemek isteği de var bu ısrarda… sonunda oldu gibi… hadi bakalım diyoruz.
Yalnız kendime hala inanamıyorum; o kadar uzun zamandır bunu taşıyorum ki üzerimde; bitecek olması fikrine hala alışamadım sanırsam.. asıl inanamadığım ise arada derede dünyanın diğer ucunda gidip geri dönecek olmam!
Gerçi kaç aydır sürekli kabarık olan “yapılacak işler” listem ne kısaldı ne de azaldı ama…
Unutmadan: sabah saat 10:45 te bölümün konferans salonunda (ancak sığarsınız diye orayı ayarladım)… ve elbette kapımız herkese açık.
After party mi?
Son olarak PhD nin “farklı” açılımlarını da öğrendim;
PHD Permanent Health Damage
PHD Personal Health Diary
PHD Physical Health Defined
PHD Potentially Heavy Drinker
Neden hepsi sağlık ile ilgili diye sormadan edemiyorum kendi kendime :)
December 3, 2008 18 Comments
City by the Bay
Belkide;
tam 3 hafta sonra bugün,
dünyanin öteki ucunda,
bir baska okyanusun kiyisinda olacagim…!
kim bilir?

(Yukaridaki fotograf, hayati boyunca 1 milyon resim çekmeyi hedeflemis Tomas Hawk ‘in mutlaka görülmesi gereken flickr albümünden)
Yeniden yollara düsme ihtimali bile gezgin ruhumu heyecanlandiriyor. Onca isin arasinda oturmus uçak biletlerine, kalacak ve gezilecek yerlere bakiyorum.. kaç zamandir görmek için can attigim sehir var ufukta. Uzun zamandir özledigim sevdiklerimi görme; onlarla birlikte bu sehrin her kösesini arsinlama ihtimali var ufukta..
PS: Isin en güzel tarafi ise bu sefer vize pesinde kosturmak zorunda olmamam. Pasaportumu alip su an bile çikip gidebilirim :)
November 18, 2008 18 Comments
Google da isim tamlamasi
İnsan tez yazarken nelere kafasını takabiliyormuş?
“Soil Surface Moisture” mı, yoksa “Surface Soil Moisture” mı?
Çok mu önemli demeyin sakın, 6. chapter ımın adı oluyor kendileri… Asıl ondan beteri var; 5. chapter ımın adı olan “soil surface roughness” varki, sormayın!
Bunu en iyi kim bilir, ingilizce hocası tanıdığım var mıydı diye düşünürken aklıma büyük G de popülerlik analizi yapmak geldi;
“Soil Surface Moisture” mı Google da daha çok sonuç verecek, yoksa “Surface Soil Moisture” mı?…. derken… kendi bilgisayarımdaki makaleler üzerinde (filetype:pdf) de bu analizi yapabileceğim aklıma geldi; Google Desktop sağolsun :)
işte hem web (W) de hem de desktop (D) taki arama sonuçlarım:
“Soil Surface Moisture” W=4710, D=5
“Surface Soil Moisture” W=89800, D=88
“Soil Surface Roughness” W=14900, D=30
“Surface Soil Roughness” W=108, D=7
Sonuçta 5. chapter ımın adı 14900+30 oy ile “Soil Surface Roughness” kalıverdi, ama 6. chapter ımın adı 89800+88 oy baskisi altında kalarak “Surface Soil Moisture” a değişmek durumunda kaldı.
Kim demiş tez yazmak can sıkıcıdır/bunaltıcıdır diye :)
November 2, 2008 2 Comments