Lifelog of Musa Yılmaz

Category — Genel

Mezuniyet konusmasi

Hiç unutmuyorum, lisans arkadaslarimin “kep” beklentisini ve olmadigini duyunca israrla “gerçekten kep yok mu?” diye sormalarini. Evet, ODTÜ de mezuniyet cübbelerinde kep malesef yok. Gerçi 2002 den sonra mezun olan insaat ögrencileri kep yerine baret giymeyi ve sonrasinda onu firlatmayi kesfettiler ama gökten yüzlerce baret yagmasi malesef kep in yerini tutmuyor.

Asagidaki resim 2004 yilindaki mezuniyet töreninden… güzel anilari olan enfes bir aksam üzeri idi…

DSC00922

Bu yilki tören 28 haziran da imis… bunca sene boyunca çogu zaman arkadaslarimi mezun etmek için, ama her zaman o havayi koklamak için katildigim töreni malesef bu sene göremeyecegim. Üstelik stadyum da tekrar el sallayarak yürümek, tekrar cübbe giymek, belkide baret takmak ve hatta firlatmak.. ve son kez diploma almak için orada bulunmayi öyle de çok istiyorum ki.

Aslinda bu yaziyi yazma sebebim çok begendigim bir mezuniyet konusmasini paylasmak içindi.. ama iste klavyeme bunlar dokundu.

Grey’s Anatomy geçen haftalarda 5. sezonunu bitirdi, ve bu sezonun 22. bölümünde benim hayatta duydugum en güzel mezuniyet töreni konusmasi geçiverdi dizide. Bunca yil boyunca okul birincilerinin konusmalarini dinledim, hatta birinin kürsüden ilan-i askina tanik bile oldum, ama beni en çok duygulandiran konusma, belki bir belkide onlarca senaristin elinden çikmis satirlar oldu;

Today’s the day my life begins.

Today, I become a citizen of the world.
Today, I become a grown up.
Today I become accountable;
 to someone other than myself, and my parents.
Accountable for more than my grades.
Today, I become accountable to the world;
To the future, to all the possibiltiies that life has to offer.

Starting today,
My job is to show up;
wide eyed, and willing, and ready.
For what? I don’t know.
For anything; for everything.
To take on life, to take on love;
To take on the responsibility and possibilty.

Today my friends, our lives begin;
and I for one… can’t wait.

 

May 31, 2009   9 Comments

Listerine

Süpper bir gargara isteyenlere duyurulur… iste aradiginiz ürün.

Bunu denedikten sonra Türkiye de satilan oralb ve vs ürünler sekerli su gibi kalacak; zehir gibi tadi var açikcasi… ama muhtesem etkili. 

Listerine

ilk defa amerikada sevgili ipek in sayesinde kesfetmistim listerine i; geçen gün Bipa (viyana nin kozmetik market zinciri) da görünce atlayiverdim hemen…

Kapagi biraz problemli, tadi inanilmaz asitli ama sonrasinda cidden keyifli bir etki birakiyor…

Duyduguma göre artik güzel ülkemde de bulunuyormus, bende dönüste 1–2 koli tasimayi planliyordum oysa.

Bir gargara üzerine bu kadar çok konusulur mu?

May 10, 2009   1 Comment

Özlediklerim

Viyana ya geldigimden beri özlüyorum… sonunda oturup yaziya döktüm özlediklerimi;

Istanbul; ilk gördügümden beri tutkuyla sevdigim kent… Istiklal in kalabaligini, Beyoglu nun arka sokaklarinda dolasmayi, Leb-i Derya nin terasindan gece isiklarini seyretmeyi, Çengelköyü, Bebek sahilinde yürümeyi, ansizin köse basinda görünen Galata kulesini, tüneli, Eminönü iskelesinden Karaköy ü seyretmeyi, Cadde nin hiç bitmeyen isiltisini ve kafelerini, vapurla karsiya geçmeyi…

DSC01711

Ankara; asil duruslu baskentim, bozkirin ortasindaki ikinci evim… ankara da dostlarimi özledim en çok; sonra da okulumu, bahar senliginde stadyumun çimlerinde olmayi, kütüphane nin üçüncü katini, A4 ün amansiz yokusunu … özledim. Sonra Tunali da gece gece yürümeyi, Çankaya nin huzurlu arka sokaklarini, Akün ün isiltili sahnesini, herhangi bir Aspava da gecenin yarisi kraliyet ailesiymis gibi agirlanmayi, Ege nin bahçesinde raki muhabbeti yapmayi, Botanik Parkin tepesinden gün batimini seyretmeyi, Ivy nin ve Mesa North un terasini, çim amfi de konsere gitmeyi ve Dost kitabevinin raflari arasinda kaybolmayi…

IM000013

Antalya; en eski dostum, akdenizli ruhumum aynasi güzel sehrim; ailemi özledim… yaz gecelerinde sicaktan uyuyamamayi, ilik yaz melteminin deniz kokusu tasimasini, Beach Park in gece civiltisini, Konyalti sahilinde yürürümeyi, Kemer yolunda gece gece araba kullanmayi, kisin hiç bitmeyen yagmurlarini, Kaleiçinin sokaklarinda kaybolmayi, Tophane den yat limanini ve Kemer sahilini seyretmeyi, gün batarken Lara sahil yolunda olmayi, Adrasan in sessiz huzurunu ve berrak sularini, Isiklar caddesinin o rahat kalabaligini…

IM000128

özlediklerim arasinda asil yeme-içme kismi var ki;

Güveç in kapamasini ve incir uyusturmasini, Quickchina Tapanyaki nin essiz menülerini, Kavaklidere Ancyra nin kirmizi rengini, Ege nin karides güveçini, Efe nin yesil rengini ve kokusunu, Tadim in pizzalarini, sütlü tatlilarin hepsini ama hepsini, bir akdeniz gecesinde buzlanmis bardak içerisindeki Efesi, annem in gözlemelerini, sebze yemeklerinin (neredeyse) tamamini, simdi önüme bir tabak içerisinde koysalar düsüp bayilacagimdan emin oldugum mantiyi, balik-roka-raki muhtesem üçlüsünü, binbir çesit beyaz peyniri, saymakla bitiremeyecegim çesit çesit mezeyi…

özledim. 

May 8, 2009   6 Comments

Frech Press

Sonunda yeni evime taşındım :) Bu şehirde kalan 11 ayımı geçireceğim ufacık tefecik ama bana ait şirin bir yerim var artık.

Evin anahtarını alır almaz ilk yaptığım iş kendime bir Frech Press edinmek oldu; aslında kahve cenneti bir ülke avusturya, hatta melange adlı kahvesi ile de pek bir meşhur. Ama süt olmadan sade kahve içmek için bazen takla atmak gerekiyor bu kentte…

Malum en son buzsuz kola istediğimde ice tea gelmişti; sütsüz kahve istersem ne gelir hala merak içindeyim.

Neyse, ben döneyim asıl mevzuya… anahtarımı alır almaz metroya atladım ve şehrin öteki ucuna doğru yola koyuldum. Burya geldiğimden beri metro ilk defa “gerçekten kalabalık” idi.. seferlerde aksama vardı sanırsam -almanca anonslar çok bilgilendirici oluyor benim için– o yüzden şehir merkezinde neredeyse bütün vagonlar insan doluverdi.

Sonunda Maria Hilfer e ulaştım, buranın alışveriş caddesi.. mağzalar ve kafeler… upuzun bir cadde.

Starbucks ta daha önce gözüme kestirdiğim french press e yanaştım hemen. Yardımsever bir kız hemen geliverdi; “büyük boyu da var…” gibi sorularına cevap verdikten ve onu ikna ettikten sonra asıl soru geldi;

“kullanmayı biliyor musunuz?”

cidden önce şaka yapıyor sandım.. baktım kız gayet ciddi “biliyorum elbette” dedim; içimden “ben bu işin kitabını dahi yazarım” demek geldi ya :)

Sonunda evimdeyim, kahvemi yaptım… süt yerine baileys de ekledim, müthiş oldu.

May 6, 2009   1 Comment

Yesil isik

insan en kolay “düzen” e alışırmış, benim de burada en çabuk alıştığım “yürüyen yeşil adam ışıkları” oldu.

Yaya geçitlerinde yeşil adamı beklemeye ve sonrasında görür görmez yola atlamaya öyle çabuk alıştım ki; ülkeme dönüşte kesin ilk yaya geçidinde ezilirim diye düşünüyorum şimdilerde.

Şehir merkezinde durum daha bir vahim bu arada; ışık olmayınca neredeyse yine hiç bakmadan atlayıveriyorum yola… herkes duruyor, yol veriyor.

Yok bu işin sonu iyi değil!

April 18, 2009   1 Comment

12

Viyana daki 12. günümü ve 2. haftasonumu bitirdim. bir kocaman aferin bana. Şimdi birazcık -kısa kısa– izlenimler.

Pazar günleri herbir yer kapalı. Aç kalmak istemiyorsanız cumartesiden yiyecek stoklamanız gerekiyormuş. Zaten bu 12 günde market uzmanı kesildim ya, bende dün alışveriş yapmıştım.

Favori marketim Spar şimdilerde, okula yakın “Gourmet” versiyonunu buldum, onu ziyaret ediyorum fırsat buldukça. Zielpunkt taki “cent” kavgasından sonra yolun karşısında bile olsa adım atmaya pek niyetim yok. Bu “cent” olayı ne derseniz; 6.03 oyro luk alışverişe karşılık 10 oyro verdim; 3 cent iniz yok mu dediler, gerçekten bütün bozukları evde bırakıp çıkmıştım, yok dedim bende… sonra daha trajik bir cümle geldi “3 centiniz bile yok mu gerçekten”… yok kardeşim tek bir cent bile yok deyince; 4 oyro para üzeri aldım. Devamı da var gerçi, türk usulu ertesi gün “3 cent” i geri vermeye kalkıştım; kasiyerin “fransız bakışını” herhalde hayatım boyunca unutmayacağım :)

Kimse burada bizim gibi “yuro” demiyor, herkes “oyro” diyor… bende alıştım sonunda!

Toplu taşıma muhteşem, şehrin en güzel tarafı hatta… şehirde çok büyük olmayınca (1.7 milyon nufus) bir uçtan diğerine en fazla 1 saat içerisinde gidebiliyorsunuz. Ne turkike var ne de başka bir bileti göster/okut geç sistemi… sürekli olarak inip biniyorsunuz, o kadar! Arada kontrol yapıyorlarmış ama bana denk gelmedi henüz, gerçi kapı gibi aylık biletim var yanımda.

Aylık ve haftalık biletler ilginç, o haftanın başından sonuna kadar, ya da o ayın 1 inden 30 una kadar geçerliler. Öyle aldım, şu gün kullanmaya başladım, üzerine 7/30 gün ekledim diye düşünenler için 8/3 vs günlük biletler mevcut. 8 günlük bilet ile 2 kişi 4 gün de dolaşabiliyormuş.. bak bu da ilginç.

Metro (U-Bahn) hatları U1 den U6 ya kadar isimlendirilmiş olsada, U5 eksik arada, biraz araştırdım, yapım aşamasında imiş, zaten bu şehirde metro inşaatları hiiiç bitmez imiş.

Şehir “bezirk” denilen bölgelere ayrılmış, 1. viyana dedikleri eski şehir olup, zamanında surlar ile çevrili olan ve 2 sefer osmanlı taarruzuna direnen kısım imiş. Sonra surlar yıkılmış ve şimdilerde Kartner Ring adı verilen büyük cadde yapılmış… ve şehrin kenar mahalleleri bir bir şehire dahil edilmiş. Şu an toplamda 23 bölge bulunmakta.

Posta kodu sistemi de bu bölge numarasını içermekte; 1XX0 şeklinde olan posta numaralarında XX bölge numarasını temsil ediyormuş.

Bu şehirde ciddi bir türk potansiyeli var; yolda metro da ilginç sohbet ve küfürler ile karşılaşmamak mümkün değil. Ben 11. bölgede yaşıyorum, geçen gün okuldan eve dönerken kaldığım yere çok yakın minik bir dükkan keşfettim; hani kazak/atkı vs örmek için yün satın alınan “yüncü” dükkanları vardır ya, işte onlardan bir tanesi ile karşılaştım, ve hala kendime gelemedim. Gerçi iki adım ötede türk pidesi, tulumba tatlısı vs satan yer de var ama…

Bu kentte öyle devasa alışveriş merkezleri yok, 1–2 tane ufak tefek var o kadar, onlarda akşam 7 de kapatıyorlar, ve pazar günü hiiiç açılmıyorlar.

Yolda belde her yerde bol bol ekmek arası döner satılıyor, “kebap” diyorlar.. sakın olaki bulaşmayın… Gerçi şahane tabelalar var; kebap-şinitzel-pizza… girişimcilik diye buna derim ben işte!

Ankara da okulda iken bir deste anahtar taşırdık yanımızda, ana kapının ayrı, odanın ayrı, fotokopi odasının ayrı… burada sihirli anahtar sistemi ile karşılaştığımdan beri çok eğleniyorum. Sadece tek bir anahtar ile binanın giriş kapısını, posta kutusunu, evin kapısını açabiliyorum… başka bir kapıyı açmıyor; denemedim gerçi, ama öyle dediler.

Fatura ödemek; banka maceramı daha sonra anlatacağım, ama burada kaldığım ilk gün posta kutuma kira makbuzu gelmişti. Bende makbuzu ve bir miktar parayı alarak bankanın yolunu tuttum; meğersem makbuzun üzerine hesap numaramı yazıp, imzalamam ve bankadaki bir kutuya (bizdeki dilek ve şikayet kutularına benziyordu” atıvermem yeterli imiş. Ben gişeye gitmiştim ama sağolsunlar parayı elimden kapıp bir çırpıda hesabıma yatırdılar, sonra da nasıl imzalanır nasıl kutuya atılır bir bir gösterdiler.

Tamam ben ilk başta bu sisteme güvenmeyip, 2 gün boyunca internet ten hesabıma bakıp paranın çekilip çekilmediğini kontrol ettim… ödendi sonunda.

Şimdilik benden bu kadar, mutlu paskalyalar birde unutmadan…

April 13, 2009   Comments Off

2009

2008 i çok renkli kapatinca, 2009 da fazlasiyla hareketli basladi.

Daha ilk haftadan müthis bir haber aldim; 3 vakte kadar gidiyorum :)

Bir aksilik çikmaz ise bu sene Schengen topraklarındayım; kafamda seyahat planlarımı çoktan yaptım :)

Barcelona ya Alev i ve Sagrada Familia manzaralı evini görmeye gideceğim (Gaudi), ikea dan beyaz bir eşya götürmeyi de unutmayacağım elbette.

Sonrasında Floransa var, ve elbette Paris… birde Berlin i görmek istiyorum. Belki yeniden Prag, ama yazın gideyim mümkünse…

Birleşik Krallık ı unutmadım tabiki, Manş ın altından trenle geçmek isteyeceğim elbette (avrupa da tren yolculuğu hakkında bilgi veren bu sayfayi keşfetmiştim); belki “Waterloo” da beni bekleyen birilerini de bulurum…

Daha yapılacak çok iş var belki ama uzun zamandır ilk defa bu kadar heyecanlıyım :)

January 7, 2009   3 Comments

Hasta bir adam, yaramaz bir kedi, birde Asi

Grip oldum, hemde cumartesi günü.. tez kopyalarımı dağıttığımın ertesi günü.

Son 1.5 ayı inanılmaz bir tempoda götüren vucudum sonunda tetr artık dedi, tezi de dağıttın git dinlen dedi bana.. ve grip oldum.

Kimseciklerde kalmadı ankara da… günseli birleşik krallığa uçtu, muzaffer de konya ya gitti; çakıl ve ben kalıverdik bir başımıza.

Güya tez bitti ama işler bitmedi bir türlü; bütün haftasonumu alışveriş işlerime ayırdım, malum önümüz bayram ve ben de tam bayram biterken dünyanın öbür ucuna uçuyorum.. lens de aldım, kitap ta.. kendime yeni bir çanta bilem aldım.

bilenler bilir benim bu çanta sevdamı, kolleksiyon yapacağım neredeyse, üzerinde gözümün kaldığı muzaffer in zara çantasına benzer, hem spor hem klasik yandan askılı hoş bir çanta aldım kendime, içinde laptop gözü bilem var, tam minik asus taşımak için… yolda giymek için de bir nikefit edindim ayrıca…  

Bütün bu işler bitip eve geçtiğimde, daha anhtarı kapı deliğine sokar sokmaz içeriden Çakıl ın miyavlamaları gelmeye başladı.. canım yalnız kalmaya hiiç dayanamıyor işte.. önce oynadık hanfemdiyle bir süre, mırıl mırıl sesler çıkardı.. sonra da birlikte yemek yedik.

Limonlu çayımızı da alıp geçtik mi bravia nın karşısına.. deniz ciğim olsa “sen çok yaşa cowon” dedirtecek bir eyleme giriştim… Asi nin son bölümünü indirmiştim A2 ye, tv ye bağlayıp cowon u dev ekranda izledim.. koltukta hafif kestirdim… çakıl da eşlik etti bana.

Bu arada çakıl ile iletişim sorunumuz hiç kalmadı.. dün gece yanıma kurulmuş battaniyenin üstünden kolumu ve vucudumu patileri ile itekliyordu.. önce yerleşme sevdası diye düşündüm, sonra iş uzayınca doğrulup yataktan kızdım ona “yatacaksan yat kıpranma artık” dedim… şıp diye kıvrılıp yattı, gram da hareket etmedi sonrasında…

Tez biter ama işler biter mi? hayır elbette… proje raporunun düzeltmeleri geldi, son teslim tarihi ile benim SF dönüş tarihim çakışıyor nedense :( oturup şimdi onunla uğraşıyorum, daha hocam gitmeden önce ona sunum hazırlamam lazım, doğu karadeniz verisinin projeksiyon sorunu ile de uğraşmam lazım.

Bayram mı? deliye hergün bayram zaten…  

December 8, 2008   Comments Off