Lifelog of Musa Yılmaz

Category — Medya

Prank – One ring to rule..

Prank wikipedia ya göre;

A senior prank is a type of organized prank pulled by the senior class of a school, college, or university to cause chaos throughout the institution. The pranks are usually carried out at the end of the senior school year as a going away mark on the school.

ya da ekranda bol bol gördüğümüz amerikan film/dizi lerine göre “okulda yapılan sıradışı, akıldışı eylem” anlamına geliyor.

MIT de ise durum biraz daha farklı imiş (IHTFP: Interesting Hacks To Fascinate People).. farklı olacaklar ya;

Many of us at MIT call those who break into (crack) computer systems “crackers.” At MIT, a “hacker” is someone who does some sort of interesting and creative work at a high intensity level. This applies to anything from writing computer programs to pulling a clever prank that amuses and delights everyone on campus.

:)

Oldu mu şimdi hacker bir cracker?

Neyse.. bahsi geçen sayfaya (hacks.mit.edu), bir göz atmanızı (evet gerçekten bu eylemleri hem zaman hem de mekan boyutunda arşivlemişler)

olmadı En iyiler (best of) kısmına bakmanızı (R2D2 ve rektörün ortadan kaybolan oda kapısı bence şahane fikirler)

o da olmadı.. üzerinde en yoğun uğraşların verildiği 10 numaralı binanın kubbesine yapılanların listesine kesinlikle bakmanızı öneririm.

Her ne kadar kubbeye yerleştirilen polis arabası ve polis en iyiler listesine girmiş olsada; benim favorim (elbette) Yüzüklerin Efendisi’ne yapılan atıf oldu

PS: Biz ne yaptık? 4. sınıfın sonunda arabalara binip okulu turladık! Oldu mu size “prank”. Amerikan taklitçiliğ yapalım demiyorum kesinlikle, sadece çalış-sınava gir denklemi arasında geçen yıllarımıza (kimseye zarar vermeden) renk katabilseydik keşke diyorum.

Mesela; bölümün bütün kapılarına duvar örseydik bir gecede.. şahane olmaz mıydı? Olurdu ama muhtemelen okuldan da atılır, üstüne birde anarşik damgası yerdik değil mi?

February 12, 2008   2 Comments

Beatrice ve Ünzile

Tüm bu türban tartışmalarının ortasında başka bir gerçek, kapalı kapıların arasından süzülüp gazete köşelerine çıkıverdi; bu ülkenin 20–30 yaş arası kadınlarının yarısından çoğu evde yaşıyor, çalışmıyor, iş aramıyor…!

Danimarka, Slovakya, Finlandiya, İrlanda, Letonya, Litvanya, Slovenya, Estonya, Kıbrıs Rum kesimi, Lüksemburg, Malta, Norveç, İzlanda, Hırvatistan, Makedonya ve Arnavutluk gibi ülkelerin toplam nüfusları bizim eve kapattığımız kızların sayısından daha az

(Güngör Uras ın 7 Şubat 2008 tarihli yazısından alıntıdır)

Oysa çok yıllar önce Aysel Gürel ne güzel dile getirmişti bu gerçeği değil mi? Sezen Aksu nun sesinde hayat bulan Ünzile şarkısında;

Korkar durur gitmez
Köyün en son çitine
İnanır o sınırda
Dünyanın bittiğine

Amin Maalouf un kaleminden çıkmış, benim geç keşfettiğim muhteşem bir kitap var; Beatrice ten sonra birinci yüzyıl. Bir gelecek ütopyasında, herkesin oğlan çocuk istediği ve çoğunluğun buna ulaştığı bir dünyanın nasıl da kaosa sürüklendiğini anlatır.. Beatrice in babasının gözünden, kızının önündeki korkunç geleceği adeta resmeder. Kadınsız toplumların nasıl da şiddete sürüklendiğini anlatır.

Kitabı okurken ülkemdeki durumun bahsedilen gelecekten çok da farklı olmadığını, düşünmüştüm. O kaos geleceğinde Beatrice te Ünzile nin kaderini paylaşıyor, kapalı kapılar arkasında bir hayat sürmek zorunda kalıyordu.

Ve içlerinde ne çoktur o kızların diyelim ki Afganistan’daki burkalı kadınlara bakıp acıyan. Oysa kendi burkaları sadece daha geniş, evleri kaç metrekare ise o kadar.

(Ece Temelkuran ın İçimizdeki ev kızı başlıklı yazısından alıntıdır)

February 9, 2008   1 Comment

alttan bağlamalı türban

Eğer düğümü alttan atarsanız bütün kapılar (şimdilik üniversiteler) önünüzde açılacakmış.

Unutmayın ama, üstten atarsanız herkes eskiden olduğu gibi size gülecektir..

Atatürk, güçlü orduları yendiğinde değil, Kastamonu’da çağdaş giysili kadınları gördüğünde anlamıştı başardığını ve ilk kez ağlamıştı.

Ve dinci bu yüzden ısrarlı.

Bu yüzden; karşı devrimciler açısından kadınların tekrar tesettüre bürünmelerinin, üniversitelerden başlayarak kızların türbana girmelerinin önemi fazla.

Bu yüzden sabırsızlar.

Bu yüzden aceleleri var.

Şimdi kaybediyor Atatürk…

Şimdi yeniliyor…

Atatürk’ü ağlatan kıyafet devrimi de öbür devrimler gibi bugünlerde siliniyor.

Anlamıyor musunuz?..

Bir ulus, kendisine bağımsızlık-özgürlük-kimlik-kişilik veren… Onur-şeref armağan eden… Kendisine çağdaşlık-uygarlık yolunu açan… Ve bunu başardığını gördüğü zaman ağlayan yiğidine ihanet ediyor.

Çocukları terk ediyorlar onu…

Ve Atatürk yeni yeni ölüyor.

Bekir Çoşkun un bügün yayınlanan köşe yazısından alıntıdır.

January 29, 2008   2 Comments

En güzel (basılı) reklamlar

Sene sonu gelince malum, herkes geçen senenin “en” listelerini yapar; işte o listelerden biri ile karşılaştım bugün; geçtiğimiz senenin en güzel basılı medya reklamları. İçlerinden benim beğendiklerim;

1. Made in china

2. XL (!!!)

3. Kısa film festivali

4. Titanik

5. Paris (kesinlikle en güzeli)

Alıntıdır; kaynak (rus sitesi, kril alfabesi sizi korkutmasın hemen)

January 14, 2008   No Comments

Sözleşmeli asistanlık

Yeni başkanımız bunu tartışmak istiyormuş.. Oturup tartışalım hep birlikte;

1) Asistanlık sözleşmeli olsun! (zaten öyle değil miydi, senede bir imza attığımız kağıt ne idi?)

2) merkezi sınav ile seçilsin (ösym bir sınav daha fazla yapsın ama adı ne olsun? bir de bu snav da ne sorulsun? Onca farklı disipline ancak ortak bir öss sınavı yapılabilir herhalde)

3) burslu olsun (yazın kesilsin burslar.. ne gerek var değil mi?)

Sabahın bu erken saatinde haberi bir solukta okudum; bunca senedir yaptığım işle ilgili onca sorun varken, çözüme ters taraftan başlanmak istenmesine çok şaşırdım.

Aynı haberde bahsi geçen akademik dünyanın tepkilerinden seçtiklerim ise;

genç insanlara üniversite mensubu oldukları takdirde nasıl bir gelecek vaad ediyor, buna ilişkin bir şey söylememiz lazım. Bu projenin araştırma görevlisi niteliklerini, üniversitedeki akademik personel niteliklerini geliştirmeye dönük bir proje olduğu konusunda kuşkularım var benim.

 

Bu mesleğin herhangi bir getirisi yok ki. Profesörün aldığı maaş belli, üstelik son derece bürokratik bir disiplini var üniversitelerin. Hem bürokratik disiplini çekeceksiniz, hem düşük maaşa razı alacaksınız. Bu ancak çok idealist olarak yapılabilecek bir iş zaten. O yüzden çok yetenekli ve nitelikli mezunlar çok uzun bir zamandan beri üniversitelerde araştırma görevlisi olmak istemiyorlar.

 

2547 sayılı yasanın 50/d maddesi, araştırma görevlilerinin lisansüstü eğitim süresince her yıl yenilenen sözleşmelerle istihdam edilmesini öngörüyor. Bu maddeye göre araştırma görevlilerinin lisansüstü eğitim bitince üniversite ile ilişiği kendiliğinden kesiliyor. Bunun pratikteki anlamı zaten burslu öğrencilik.  ….. dile getirdiği görüşler bir yenilik içermiyor. …… araştırma görevlilerine özlük hakları bakımından devlet memurlarının sahip olduğu hakların verilmesinden rahatsız. Yani lisansüstü eğitim süresince verilen düzenli maaş, sağlık ve sosyal güvenlik gibi hakların ortadan kaldırılmak istendiği anlaşılıyor. Bu anlamda iş güvencesi bakımından değil ama sosyal kazanımlar bakımından mevcut uygulamadan geriye dönüş niyetleri var. Elbette bu, her şeyi piyasa mantığının çözeceğini düşünen zamanın ruhuna uygun bir yaklaşım.

 

January 5, 2008   7 Comments

Heroes 2×11 – Powerless

Heroes un sürprizlerle dolu 2. sezon finali gerçekleşti. Erken mi? Evet..

Dizinin 14 bölüm olarak planlanan Generations isimli 2. sezonu, kötü giden ratingler (dizi cidden kötü idi, 1. sezonu mumla aratıyordu) sebebiyle, 6. bölümden sonra yapımcısından gelen özür ile birlikte, 11 bölüm ile kısa kesilerek bitti.

Ne yalan söyleyim iyi de oldu; ilk altı bölümde özellikle Hiro nun feodal japonya daki hikayesi cidden baymıştı beni. 6 dan sonrası, Hiro nun dönüşü ile birlikte, dizi eski rotasına oturmuştu. 

Neyse.. yeni sezon, Villains, Sylar ın “i am back” cümlesi ile resmen başladı.

December 4, 2007   3 Comments

Norveç…

Michael Moore un Sicko filmini duymuş ama izlememiştim. Amerikan sağlık sistemine yönelik eleştiri çok cazip gelmemişti açıkcası. Fakat filmin en ilginç, ve sonrasında en çok konuşulan kısmı, dünyadaki sağlık sistemi örnekleri bölümü imiş.

PS: Hatta küba daki sistemin daha iyi olduğu, Moore un bu çekimler için küba ya gitmesi çok konuşulmuştu.

Fakat iddaya göre, aşağıdaki sahne, belgesel filmin son halinden çıkartılmış. Yine söylentiye göre, Moore Norveç i anlatan bu bölümü fazla inanılmaz bulduğu için çıkartmış.

Ben, sağlık sisteminden daha çok tek bir cümleye takıldım; norveç te polisler silah taşımıyormuş!

“Gerçekten mi?” diye düşünüyorum hala. dilerim birgün gidip kendi gözlerimle görebilirim.

 

November 30, 2007   3 Comments

Okumakta zorlandığım yazılar

1996 yılı, çok olmuş değil mi? manisa davasını hala hatırlayanlar için radikal de bu hafta çıkan bir yazı dizisi var: (ben başına bir sıfat koyamadım..)

Onca acıyı ve dehşeti bizzat yaşamış Hüseyin Korkut un kaleminden bir “utanç” öyküsü…

Yüreğiniz kaldırırsa eğer, bu hafta imge yayınlarından kitabı da çıkıyormuş; “Ateş Manisa’ya da Düştü” 

November 26, 2007   No Comments