Lifelog of Musa Yılmaz

Category — Medya

Tebrikler Manga

Öncelikle Sehr-i Hüzün gibi müthis bir albüm ürettikleri için tebrikler .

Sonrasinda 2009 MTV Avripa Müzik Ödüllerinde “Best European Act” i kazandiklari için tebrikler.

Son olarakta ödülü “Yalniz ve Güzel” ülkelerine armagan ettikleri için tebrikler.

 
PS: Dailymotion videosu sebepsiz kaldırılmış, Malesef sadece youtube da bulabildim.

November 6, 2009   3 Comments

Yagmuru bekleyen sehir

Insan bir firtina (hatta felaket) haberine sevinir mi? Yok sevinmez elbette, ama bendeki farkli bir psikoloji muhtemelen.

Istanbul daki sel felaketinden sonra medyamiz “3 aylik” yagmur alarm durumuna geçmis bulunmaktadir. Hani yillardir herkes sikayet eder durur ya; ülke medyasi Türkiye yi sadece Istanbul dan ibaret sanir diye, iste aynen öyle bir durum.

Zaten haberin içerigi bile Istanbul ile karsilastirma seklinde verilmis, istanbul a X kadar yagmur yagmis, yarin antalya ya 3X kadar kadar yagacakmis..mis.

Ayt-firtina

Yarin güzel antalyam da çok ciddi bir firtina olacagindan eminim, ama sehrin buna hazirlikli olduguna da, insanlarinin her kis böylesi firtinalari en azindan 2 sefer yasadigina da eminim.

Dedim ya, yagmur alarmi vermis medya. Geçen sene haber degeri tasimayan bir uyari, bu sene kiymete bindi yine.

Dogmadim belki ama antalya da büyüdüm… onca kis kaç firtina gördüm, 10 gün durmadan yagan yagmuru izledim, islandim, gece simseklerinden korktum, gündüz akdeniz in kabarim konyalti plajini kapladigini gördüm…

Ama firtina dinipte günes yeniden açtiginda, mis gibi toprak koktugunu, ortalikta ne toprak nede toz kaldigini da biliyorum. O yüzden yillarca ankara sokaklarinin yikanmasi gerektigini savundum durdum, kimse dinlemedi ama olsun, ben israrla savundum.

IM000130

Benim agzimdan baska söz çikmiyor bu siralarda; özledim de özledim.. Antalyami çok özledim, yagmurunu ve hatta gürültülü firtinasini bile özledim.

Akdeniz rehavetini, sicakligini, günesini, yemeklerini… daha uzar gider bu liste bana kalsa.  

November 3, 2009   No Comments

Yagmurdan kaçan

Avrupa kültür başkenti olmasına 3–4 ay kalmış iken İstanbul da uçağa yetişmek isteyenler otoyolda boğuldu…

Ankara da belediye başkanı halkın komuşuluk ilişkilerine el attı; sel geliyor üst kat komuşunuza sığının dedi…

Gülsem mi ağlasam mı bilmiyorum?

Arşivleri karıştırıp bu enfes yazıyı okuyorum; Can Dündar ın kaleminden 12 sene önce çıkıvermiş satırlar (Kaynak)

Ayri bir dünyada yasiyorduk yagmurdan önce…
Devasa bir otoyol, kivrila kivrila uza yarak, bizi o modern tapinaga bagliyordu.
Çalistigimiz bina, 20. yüzyil mimarisinin final gösterisiydi adeta… Çifte güvenligi asip, ‘disa­ri’ya hiç benzemeyen bir uzay üssüne giriyorduk, Burasi bilgisayar donanimi, uydulari, haberlesme agi, bürolari ile çölün ortasina yanlislikla konmus bir uzay gemisi gibiydi. Pencerelerimi zin fümesi, ‘çöl’ün vahsiligini perdeliyordu. 100 metre ötede yasayanlar dan biri içeri çagrilsa, ayri bir ülkeye geldigini sana bilirdi neredeyse…
‘Içerde’ güne, Internet araciligiyla Paris Louvre müzesindeki empresyo nist koleksiyonunu izleye rek baslayabiliyorduk, 100 metre ötede, “disarida”, günes, belediyenin ucuz ekmek büfesinin önündeki kuyrugun üzerine doguyordu.
Hirçin dalgalarla çevrili bir adada hamak kurmus oturur gibiydik.
Sonunda deniz kabardi. Dalgalar adayi basti. Ve bir hirçin yagmur, güvenlik kilidini önüne katip, silip süpürdü içeriyle disari arasindaki uçurumu…
‘içeri’, ‘disari’ya benzedi.
 
Ece Ayhan yillar önce yazmisti, “sizin yasam standardinizi, yasadiginiz ülkedeki hayat vasati belirler” diye…                                  
Ortalama hayat sefil bir düzeye inmisse, evinizin çevresine çelik duvarlar da örseniz nafiledir…Bir sabah, yalinizin önünde, komsu gecekondularin kanalizasyon artiklarini buluverirsiniz. Altin kaplama musluk takimlarinizdan su akmaz , milyarlik otoyollarinizda sol seritte seyreden bir at arabasini sollamak için yirtinirsiniz. Avustralya’dan modem araciligiyla geçmeye çalistiginiz “Çag Atladik” baslikli yazi, kenardan akan derenin tasmasi sonucu elektrikler kesildigi için gazeteye ulasamaz.
Toplumsal ortalama, çagi yakalayamamissa siz tek basiniza çag atlayamazsiniz.
Çünkü refah da ask gibidir, paylasildikça güzellesir.

September 11, 2009   No Comments

Fotograflarim

Amatörce çektigim fotograflarimi paylasmak için Flickr’i kullaniyordum. Fakat günün birince “ücretsiz” kullanim için 200 resim siniri oldugunu ögrenince; önce sinirlendim.. sonrada baska alternatifler arastirmaya basladim.

Sonunda kendi kendime evsahipligi yapacagim kendi fotograf sitemi kurmaya karar verdim.. photos.musa

Zenp

Simdilik 6 albüm içerisinde toplamda 246 resim bulunmakta. Hatta çok merak edilen San Francisco resimlerimide ekledim.

Devami.. elbette gelecek.

June 2, 2009   No Comments

turkcell neden “Mustafa” ya sponsor olmaktan vazgeçti?

Can Dündar imzalı Mustafa filmi vizyona girdi… ama filmin 1 ay kadar önce yayinlanan afisindeki “turkcell” yazısı kalkıverdi.

ilk çıkan haber turkcell in

“bizim her kesimden müsterimiz var, bu filme sponsor olursak bir kesimi karsimiza alabiliriz”

düşüncesi ile sponsorluktan çekildiği yönünde idi..

Daha sonra Turkcell den yapılan resmi açiklama :

… proje yapimcisiyla yaptigimiz ön görüsmelerde, filmin beklentimiz yönünde Atatürk’ün liderligini, dehasini ve kahramanligini dünyaya tanitmaktan çok, Atatürk’ün özel hayatina odaklanan bir film oldugunu görünce projede yer almayi tercih etmedik.

yı okuyunca açıkcası hiç şaşırmadım. Sonuçta turkcell küresel bir telekom devinin (Fin/İsveç li Sonera) Türkiye deki şirketi, o kadar… Güçlü imajının yanına, Atatürk ü beklerken Mustafa yı yakıştıramamış o kadar…

Lütfen kimse çok uluslu bir şirketten Mustafa yı izleyip Atatürk ü anlamaya çalışmasını beklemesin, ya da Atatürk ün aslında Mustafa olduğunu!

PS: Asıl en komik olan ne biliyor musunuz? Zamanında Çukurova grubu Turkcell deki yarı hissesini Sonera ya satmak zorunda kaldığı zaman; zil takıp oynayan (ve hatta gelen para yı kastederek “Rahat bir nefes aldık” şeklinde manşet atan) gazetenin, bu olaya “ah başımıza bunlarda mı gelecekti?” şeklinde tepki vermesi cidden çok ama çoook komik.

October 29, 2008   2 Comments

Pamuk Youtube yasagini elestirmis

Frankfurt kitap fuarının açılışında Orhan Pamuk youtube yaşağı hakkında bakın neler demiş (kaynak: radikal)

“Son yüzyilda kitaplari yasaklamak, yakmak, yazarlari öldürmek, hapse atmak, onlari vatan haini ilan edip sürgüne yollamak, basinda hep bir agizdan yazarlari asagilamak Türk kültürün zengilestirmedi, tam tersi fakirlestirdi. Devletin yazar ve kitap cezalandirma aliskanligi hala devam ediyor. Benim gibi pek çok yazari susturmak, sindirmek için kullanilan 301. maddesi yüzünden yüzlerce yazar ve gazeteci su anda mahkemlerde yargilaniyor, mahkum oluyor. Bu yil yayimladigim bir roman için çalisirken eski Türk filmlerini seyretmem ve eski güzel sarklari dinleme gerekti. Bunu isi kolayca Youtube ile yapmistim. Ama ayni seyi simdi yapamam. Çünkü Yuotube ile birlikte yüzlerce yerli ve uluslarasai web sitesine girmek, siyasi nedenlerle Türkiye’de yasayanlara yasak. Siyasi iktidar sahipleri bütün bu baskilardan memnun olabilirler. Ama biz yazarlar, yayincilar, sanatçilar Türkiye’nin kültürünü yaratan ve onu izleyen herkes kültürümüzün, edebiyatmizin dünyaca taninmasindan, bu baskilari anlamiyoruz. Ama yazarlarin, yayincilarin hevesinin kirildigi sanilmasin. Son 15 yilda Türk yayincilgii sasirtici bir hizli büyüdü, zenginlesti. Bugün Türkiye’de her zamankinden daha fazla kitap yayinlaniyor.”

Neden bu ülkede en doğru sözleri en beklenmedik insanlar söylüyor her zaman?

October 14, 2008   No Comments

Bir tez kaç para eder?

Kim bilir, elbette en iyi mahkemelerimiz bilir, değil mi?

Haber aslında alışveriş merkezi otoparkında soyulan arabanın sahiplerinin, merkez yönetimine karşı açtıkları tazminat davasını kazandıklarını anlatıyor; ama gözüme takılan şahane bir cümle var:

… çalınan diz üstü bilgisayara kaydedilen doktora tezinin de toplam masrafının 500 YTL olduğu kaydedildi.

efendim neymiş: 1 doktora tezi eşittir 500 ye te le imiş :)

güler misin, ağlar mısın?

August 21, 2008   No Comments

Güle güle Capital ve Kavaklıdere!

Başkentin en meşhur sesi malesef artık yok; 99.5 te artık “virgin” radyo var.

Capital radyo (başkent anlamındaki capitol değil de kapital anlamındaki capital) el değiştirmiş.. hatta rotasını da İstanbul a çevirmiş.

Bu kente geleli 12 sene oldu, ne yazarken ne de söylerken inanabiliyorum ama cidden o kadar oldu. Bu zamanda o kadar çok değişti ki Ankara; altlı üstü kavşaklardan, şehrin kalbindeki otoyoldan bahsetmeme bile gerek yok belki ama.. hem insanlar hem de mekanlar öyle çok değişti ki.. ne bahçeli 7 aynı, ne de tunalı aynı tunalı.

Doğumgünümde onca alt-üst geçide rağmen daha da kalabalıklaşan tunalı trafiğinde tıkanmışken.. kavaklıdere sinemasının da tarihe karıştığını farkettim; “ama nerede o film afişleri” derken… şimdilik sadece adının kaldığını gördüm, o da ne kadar kalır bilmiyorum. Kim bilir, belki Devlet Tiyatroları, tıpkı Akün sinemasını kurtardığı gibi birgün kavaklıdere yi de kurtarır.

Bazen bir tek kuğulu park ın geriye kaldığını düşünüyorum. Hem onu korumak için savaşılmamış mıydı?

Bir 10 sene sonra ise bu şehirde artık her 2 kişiye bir Mall düşeceğinden eminim artık :)

August 15, 2008   4 Comments