Lifelog of Musa Yılmaz

Rosie Project

Herşey Radikal’de okuduğum bir yazı ile başladı; aşk ve ilişkiler üzerine bol bol istatistik bilgilerinin verildiği, rakamların havada uçuştuğu bir yazıdan öğrendim “Rosie Project” i. Yazar doktorasını Veri Modellemesi üzerine yapınca; kitabı hakkındaki yazıda bir anda “bir erkek hayatı boyunca en az 2 kere aldatmıştır, bir kadın en fazla iki sefer aşık olabilir vs” gibi göz alıcı cümleler okuyabiliyorsunuz.

Evet, Rosie Project onca dile çevrilen keyifli bir kitabın adı; yazar Avusturalya’lı Graeme C. Simsion (NYTimes ın kitap hakkındaki yorumuna buradan ulaşabilirsiniz). Söylentiye göre Sony kitabın film uyarlaması için çalışmaya başlamış bile; bakınız imdb.

Rosie Project 

Radikal’deki yazı bende merak uyandırınca kitabı Amazon da bulmam, Goodreads daki yorumlarını okumam ve sonrasında satın almam yaklaşık 3-5 dakika sürdü; bir o kadar da tablet teki Kindle uygulamasının kitabı indirmesini bekledim. (Daha hızlı bir internet bağlantısına sahip olsaydım eminim az önce bahsettiğim süre mutlaka yarı yarıya azalacaktı)

Bu yazıyı iki sebepten dolayı yazmak istedim; en başta bir kitabı aramak, bulmak, satın almak ve okumaya başlamak hayatım boyunca hiç bu kadar kolay olmamıştı. Amazon’un kindle tablet ya da aynı isimi taşıyan e-kitap okyucularından herhangi birine sahip değilim belki; ama ücretsiz Kindle uygulamasını büyük bir keyifle kullanıyorum. Hatta uygulama ile Amazon’a  üye olunca size 5GB bir bulut alanı ediniyorsunuzki bu alana ekitap (hatta pdf) formatındaki kitapları (kaçak bile olabilir) yükleyebiliyorsunuz. Yüklemek derken karışık bir sistem algılanmasın; bir mail adresine dosyayı göndermeniz yeterli. Sonrasında web arayüzünde kitapları tek tek seçip Kindle’a gönder dediğiniz zaman, kitaplarınız bir bir tabletin ekranında belirmeye başlıyor.

Eğer kitabı Amazon dan satın alırsanız kindle uygulamasında okumanız çok daha kolay; kredi kartınız sisteme tanımlı ise; aldığınız kitabı hangi kindle a göndermek istediğinizi şeçip tek bir tık yeterli. Sihir gibi… 

Şimdiye kadar yanımda çoğu zaman kitap taşımışımdır; elbette bu sayı çantamın ve benim taşıma kapasitemden dolayı 1 en fazla 2 kitabı geçmemiştir. Aynı anda 3-5 kitabı birden okuyan birisi olmadığım için aslında benim için bir sorun değildi elbette. Şimdi onlarca kitap ile gidiyorum her yere; yine vakit buldukça aynı kitabı okuyorum belki ama yanımda onca kitabı taşıyabilmek bana hala inanılmaz geliyor. Elbette gerçek kitapların, bir kitapevinde ya da kütüphane de rafların arasında dolaşmanın keyfi ve hazzı apayrı; ama sizde benim gibi her kitabevinden biraz buruk ve biraz da gözü arkada ayrılıyorsanız; eminim beni oldukça iyi anlayacaksınız.

Sorun yok mu bu bahsettiğimde; elbette var! Eğer gazete kuponları ile verilen ansiklopedileri karıştırmaya bayılan bir çocuk olunca; interneti taparcasına seviyorum. Bilgiye ulaşamak hayatım boyunca hiç bu kadar kolay olmamıştı. İnternet belkide tarih boyunca kollektif hafızaya yaklaşabildiğimiz en yakın nokta; iyisi ve kötüsüyle birlikte elbette.  

Google Scholar ile akademik makaleler ile dolu bir havuzda (hayır okyanusta) yüzebilirsiniz mesela. Ama Google Books aynı hissi vermezdi bana ; 3-5  taranmış sayfa gösterir ve sonrasında “copyright” der ve ışıltısını kaybederdi gözümde. Yandaki bağlantılardan o baktığınız kitabı satın almak mı dediniz? Mümkün mü? Özellikle internet dünya üzerindeki sınırları kaldırmaya çalışırken; yayıncılarda tersine daha keskin sınırları çizmeye, daha yüksek duvarları örmeye meraklı iken; malesef değil. Bu sorunun çözüm adresi ise biraz dolambaçlı; ben ön ödemeli ve okyanus ötesinde bir adrese kayıtlı kredi kartı edinerek çözebildim. 

Komik olan, her geçen gün daha fazla küreselleşen dünyada; bu kredi kartına para yüklemek için kartı veren şirketin İstanbul daki YKB hesabına eft göndermem; fakat bu kart ile ancak okyanus ötesinden kitap, müzik, uygulama vs satın alabilmem. Bütün bu eylemleri arap yarım adasından gerçekleştiriyor olmam ise kesinlikle ayrı bir yazı konusu olmalı. 

Bu yazının ikinci sebebi elbette kitabın kendisi. 2014 başındaki yazımda bahsetmiş;  “son 1 senedir okumayı özledim” diyerek yazmıştım bu sayfada. Bu özlem duygusu kitaplar ile aramın nedensiz soğudu son bir kaç senenin acısını çıkartmak ister gibi yoğun, ateşli ve inatçı. Evet özlem de diğer bütün duygular gibi içinde başka duyguları barındırabilir; ya da benim durumunda kendi halimi anlatmak için hiçbir zaman tek bir kelimenin yeterli olmadığı anlarda; bir duygu kocaman bir matematik kümesi gibi diğer duyguları içinde barındırabilir. 

Rosie Project; Don ve Rosie nin hikayesi. Don hayatı boyunca hep farklı olan; bana Big Bang Theory deki Sheldon’ı anımsatan, diğerlerinden hep ayrı kalan ayrı duran, düzen takıntısı olan, duyguları olmayan bir adam. Rosie ise annesini kaybettiğinden bu yana babasını arayan, Don un bütün kurallarına ters düşen, bir kırık yürek. Melbourne de başalyıp New York’a uzanan keyifli hikayeyi Don anlatırken; onun “farklı programlanmış” dediği beyninin nasıl çalıştığını/işlediğini okumak oldukça keyifli idi. Bitirmeden uykuya dalamadığım; aşkı ve ilişkileri nefis bir dil ile sorgulayan güzel bir kitap. Tavsiye ederim; malesef Türkçe çevirisini kitapyurdunda bulamadım.

Be Sociable, Share!