Lifelog of Musa Yılmaz

Uzaktan

Ortadoğudan merhaba…

Basra/İran/Arap körfezi kıyılarındayım son bir aydır. Körfezin etrafında binbir çeşit yönetim şekli olsada hepsinin ortak paydası petrolden gelen paranın dayanılmaz sıcaklığı. Hani derler ya “parayla saadet olmaz” diye, bu coğrafyada da para insanlara blackberry getirmiş ama özgürleştirememiş.

Bulunduğum kentin caddelerinde son model arabaları görmeye alışmak öylesine kolayki, ya da kapitalizmin kutsal tapınakları avm lerde yüzlerce lüks markanın sıra sıra dizilmesine alışmak.. uygarlığın yada gelişmişliğin göstergesi keşke pahalı elektronik cihazlar olsaydı, keşke satılan her iPhone satın alındığı toplumları ileriye taşıyabilseydi.

İlginç ve farklı bir coğrafya burası… batılıların bizim hakkımızdaki klasik imajı vardır hani bilirsiniz; deve ile gezen insanlar vb. Burada da kimse ortada develer ile dolaşmıyor belki ama öyle bir araba kullanıyorlarki; direksiyondaki deve mi insan mı şüphe ediyorsunuz.

Benzin ucuz ama öyle böyle ucuz değil, cidden ucuz. Ülkemde litre fiyatı neredeyse 5′e ulaşmışken burada 10′a depoyu doldurabiliyorsunuz. Korkunç değil mi? Bu durumda toplu taşıma yok zaten, ama karbon salınımı en yüksekte. Düşününki elektrik üretmenin en ucuz yolu mazot yakmaktan geçiyor. Dünyanın bir kısmı atmosfere saldıkları karbon oranlarını düşürmeye, elektrikli arabalara geçmeyi, yeşil enerjiyi düşlerken, petrolün doğum yerinde kimsenin bütün bu olup bitenlerden haberi yok.

Su gerçekten benzinden pahalı olabilirmiş. Kaynak suyu, ithal elbette, litresi 4′e. Körfezden arıttıkları ise onun yarı fiyatına.

Hava çok sıcak derseniz, evet cidden sıcak ama geldiğimden bu yana en büyük derdim üşümek. Ofis buz gibi, uzun kollu giyiyorum artık, öğlen dışarı çıktık biraz güneş gördük ısındık diyelim, restoranlar ofisten bile soğuk. Bereket evde klimaları kapatıp rahat rahat terleyebiliyorum. Yazın boğucu sıcakları geçtiği için geceleri nefis bu aralar, körfezden hafif bir esinti ile size akdenizin o güzelim kıyılarını bile hatırlatabiliyor.

Hayat bu ülkede güneşe göre akıyor aslında; gündüz bomboş sokaklar, dükkanlar kapalı… gece ışıl ışıl, renkli, canlı, kalabalık… ibadet saatleri apayrı bir durum; marketler açık ama kasaları kapalı mesela. İçeride market arabaları ile dolaşıp duran onca insan, raflar arası dolanarak zaman öldürüyor.. komik. Bütün ülkenin cidden ayakta olduğu ve işlerini halledebildiği zaman aralığı ise akşam 8-11 arası.

Pazartesi sendromu cumartesiye kayıverdi ister istemez. Pazar sabahları ben işte çalışırken, sosyal medya ile takip ettiğim ahalinin miskin miskin uyuyor olması beni deli ediyor.

Alıştım diyemem ama, ne kadar zaman geçerse geçsin alışmak zor bu ülkeye.

Tagged as:

Leave a Reply

You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>