Posts from — December 2009
Pixar’dan “Seni Leylekler Getirdi” Hikayesi; Partly Cloudy
Her aksam oturup izliyorum bu kisa filmi. Zaten topu topu 4 dakika sürüyor.

Sanirsam en son filmleri “Up” in dvd sinin içinde yer aliyor.
Müthis tatli, tebessüm ötesi bir hikaye…
Keyifli seyirler!
December 25, 2009 1 Comment
Sosyal Ben; Facebook, FriendFeed veTwitter
Klasik bir internet jargonu var ya; web 1.0, 2.0, 3.0 diye giden bir rakamlar sirlamasi. Muhtemelen 1–2 yüzyil sonra tarihçilerin diline düsecek bu jargon ya.. Iste o siralamada web 2 dedikleri sinifa en çok oturan bana göre sosyal medya oldu. web 1 içerisinde forumlarda önce çosan ama sonra bogulan internet kullancilari, son 5 yilda binbir çesit web sitesi ile farkli bir iletisim kültürü olusturdular.
Hemen Web 3 hakkinda kaba bir tahmin yürüteyim
- Mobil iletisim; özellikle internet günlük hayatimiza daha çok girdiginde (daha çok nasil girecek demeyin, bana göre daha yeni basladik) ve 4. nesil cep telefonu teknolojisi LTE yayginlastiginda PC (hem desktop hemde laptop) satislarinin azalacagini ve daha çok minik bir cep bilgisayari konumundaki mobil cihazlar ile interneti kullanacagimizi bekliyorum. Bununla birlikte mobil cihazlardan öte bu cihazlar ile neler yapabilecegimiz öne çikiyor: mesela Augmented Reality (Terminatörün Gözleri)
- Akilli web; bu konuda çok bir bilgi birikimim yok, basit bir örnek vermeye çalisacagim sadece. Google in haber alarmlari gibi web üzerine kendi arama motorumuzu olusturabilecegiz. Mesela laptop sabit diskinizi degistirmek istiyorsunuz ve WD in 7200 rpm lik bir ürün çikartmasini bekliyorsunuz (varsayalim). Böyle bir ürün piyasaya çiktiginda, alisveris sitelerinde görüldügünde size eposta/sms yollayan bir internet tahmin ediyorum. Bakalim hepbirlikte bekleyip görecegiz.
Konudan daha fazla ayrilmadan sosyal medya ya geri dönüyorum. Bu yazida daha çok sosyal medyadaki kendi izlenimlerimden bahsetmek istiyorum.
Ilk basta olmaz ise olmaz: Facebook

Türkiye’de henüz kimsenin haberi yok iken, facebook a epey bir sene önce ilk defa üye olmaya kalkistigimda benden .edu uzantili bir eposta adresi istemisti. O zamanlar sadece amerikan üniversitelerinde okuyan ögrencileri kabul ediyordu ve malesef metu.edu.tr uzantili posta adresimi kabul etmemislerdi. Anlayacaginiz 1–0 malup baslamistim.
Facebook un dünyaya açilmasi iste .edu eposta adresini zorunlu kilmaktan vazgeçmeleri ile basladi. Sonrasinda bir çirpida bizim ülkenin yarisi sitede hesap açiverdi. Tipki cep telefonu olmayan insanlari “aaa yok mu? nasil olmaz?” gibi cümleler ile yadirgadigimiz gibi artik facebook hesabi olmayanlarida kiz vermez olduk. En son duydugum Türkiyede 10 milyona yaklasan bir kullanici sayisi idi, ülkenin 1/7 si sayilirki ciddi bir rakam.
Kimi zaman keyifli gelsede malesef facebook ta artik nitelikten çok nicelik ön planda. Kimin daha çok arkadasi var? dan tutunda “Patlicani sevmeyen 1 milyon kisi bulabilirim” gibisinden gruplar ile doldu tasti. Artik tanidiginiz insanlarin arkadaslik tekliflerini kabul edip etmemeniz bile kisisel iliskilerinizi etkileyecek, sosyal olarak dislanmaniza sebep olacak seviyeye ulasti.
Facebook iste tam bu noktada vurdu bizi; “tanisiyoruz” ile “arkadasiz” arasindaki koca ucurumu kaldirdi ve arkadas gibi canim bir kelimeyi manasizlastirdi.
Hoslanmadigim ama arkadas olarak eklemek durumunda kaldigim insanlari “Hide” yaparak kendime has bir “news feed” yaratmayi basardim sonunda. Fakat facebook ta ciddi bir paylasim yapmiyorum artik. Bu siralarda sitenin en çok isime yarayan tarafi kimin evlenip, kimin çocuk sahibi oldugunu ögrenmek… onun ötesinde dedigim gibi hesap sahibi olmak artik neredeyse zorunlu oldugu için tutuyorum.
Beni en çok rahatsiz eden konu ise facebook taki asiri irkçi yaklasimlar. Herhangi bir politik gündem degisikliginde sanal alemde kabaran çosan kitleleri görmek, özelliklede “arkadas” diye eklediklerimden rahatsiz edici basliklar görmekten hoslanmiyorum. Üstüne birde beni böylesine “keselim biçelim” tadindaki gruplara davet etmiyorlar mi, hasta oluyorum cidden.
Gelelim ikinci göz agrim FriendFeed e:

Aslinda ilk çiktiginda fikir muhtesemdi. Youtube dan lastfm e kullandiginiz bütün sosyal paylasim sitelerini ekleyip tek bir harman yapiyordunuz. Sizi takip edenler, twit lerinizden tutunda, youtube da en son hangi video yu favori ettiginizi news feed tarzinda takip edebiliyordu, hala da bu özelligini devam ettiriyor. Farkli olan tarafi, insanlarin bu feed lere yorum yapabilmesi idi. Facebook bu özelligi FriendFeed den çaldi, sonrada FriendFeed i satin aldi :)
Bu bahsettigim dönem FriendFeed in bana göre ilk evresi idi: o zamanlar kendime oldukça hos bir türk friendfeed kitlesi bulmustum. Içlerinde yüzyüze tanistigim tek kisi bile yoktu (hala da yok) ve sayfayi her açtigimda yüzlerce ilginç haber ve link ile karsilasiyordum. Daha önce hiç duymadigim pek çok web sayfasi ile sayelerinde tanistim.
Sonra FriendFeed in ikinci evresi geldi. Önce insanlar paylasimlarini diger aglardan çekip direk FriendFeed e tasimaya basladilar, daha sonrada Facebook gibi nicelik ön plana çikti. Ileri seviyede basarili bir tasarimi olan bir forum haline dönüstü. Sonrasinda ise ciddi bir türk istilasina sahne oldu. Bana göre 3 çesit insan ile doldu tasti;
- Sosyal Medya Gurulari; her türlü paylasimda ahkam kesmeyi seven uzmanlar, çok konusurlar, yakin takiptedirler, rahat ve keyiflidirler
- Pazarlama, Teknoloji ve Reklamcilik camiasi; en iyi MAC hangisi, kanyon mu? tartismalari ile bir likemind durumu var ki ne siz sorun ne ben anlatayim. Müthis enerjik, herdaim aktif insanogullari.
- Nickname ile takilan marjinaller; din ve politka üzerine bir post açip çikan yaygarayi keyifle seyredenler. Birde gayler varki ortamda; kimin ad0nis kasi daha hosmus muhabbetleri dönüyordu.
Böyle yazdigima bakip bu guruplari sevmedigimi düsünmeyin sakin. Hepsinin ortak özelligi ve FriendFeed de olma sebepleri “paylasmak ve tartismak istemeleri”. Çikan tartismalar, küfüre varan kavgalar, yargiya giden polemikler beni kaçiracak degildi elbette.
Beni kaçiran FriendFeed in 3. evresi oldu. Ne yaptilar anlamadim ama son 1–2 ay içerisinde algoritmalarini degistirdiler. Eskiden her saat basi siteye baktigimda bastan sona çok ilginç basliklar ile karsilasirken, artik hemen hemen hep ayni post lar ile yüzyüze gelmeye basladim. Degisen tek sey post altindaki yorumlarin giderek sayica artmasi idi.
Tahminimce algoritmalarini yenilediler ve en çok yorum alan post en iyi post tur mantigi ile hareket etmeye basladilar. Arada uzun zamandir ana sayfamda herhangi bir feed ine ratlamadigim kisilerin sayfalarina direk girip baktigimda, aslinda onlarin basliklarini görmememin sebebinin paylastiklarinin kötü olmasi degilde popüler olmamasi oldugunu kesfettim. Iste o noktada FriendFeed den sogumaya basladim.
Sonunda döndüm dolastim ve Twitter a geldim;

Son 3–5 senedir onlarca web sayfasina daha beta hallerindeyken üye olmusumdur herhalde. Hala da ayni sekilde, yeni bir hizmet duydugumda ilk isim gidip kayit yaptirmaktir.
Twitter la yine böyle bir sekilde tanistim, daha bu kadar popüler degildi (zaten en kisa isimlerden birini kapmistim). Ama ne oldugunu çözmem ve kullanmaya alismam epey bir zamanimi aldi.
Ilk olarak ingilizce bir hesap olusturmayi denedim. Okyanus ötesinden insanlari ekledim, o zaman simdiki gibi bir türkçe konusan kitle yoktu. Fakat olmadi iste, en basta saat farkindan dolayi, sonra da.. zaten ben blog isinede ilk basta ingilizce baslamis sonra ana dilime tipis tipis dönmüstüm. Ayni tecrübeyi twitter da tekrar ettim.
Ikinci denemem daha oldukça yeni. Bir süredir daha aktif kullanmayi düsünüyordum ki sonunda yavas yavasta olsa basladim.
Twitter ne derseniz, nasil tarif edilir derseniz.. hala tam bir cevabim yok. Ama binbir yönünü seviyorum;
- Her yaziniz 140 karakter ile sinirli ya (bu sms leri 160 ile sinirlanmasi ile alakali bir durumu) az ve öz olmaniz gerekiyor. Bir çirpida okunuyor.
- Friendfeed in en temel özelliginin tersine bir tweet altinda bütün yorumlari ve cevaplari göremiyorsunuz. Ama zaman akisiniz (timeline) içerisindeki bütün tweet leri görüp hiçbirseyi kaçirmiyorsunuz. Tabi binlerce kisiyi takip etmiyorsaniz.
- Facebook ve FriendFeed gibi kaç takipçiniz oldugu burada da önemli malesef. Fakat digerlerinin aksine onu bunu blokladim, sunu ekledim polemikleri yok.
- Ben kisileri en son yazdiklari tweet lere göre ekliyorum, hosuma gidenleri okuyorum.. sonra begenmezsem takip etmekten vazgeçiyorum. Ne küsen oluyor ne de üzerine alinan.
- Türkiyede giderek artan bir popülaritesi var, bunu elbette 3G ye bagliyorum. Çünkü cep telefonumda en çok kullanmayi sevdigim program twitter programi.
- Ciddi bir gürültü kirliligi var ortada elbette, çünkü herkes aklina eseni söylüyor. Ama ayni zamanda her türlü haberde çok hizli yayiliyor. Jackson in ölüm haberinde CNN e epey bir fark atmisti yakin zamanda.
Simdilerde Türk Celebrity ler isgal etmis durumda; iyi kullanilirsa aslinda onlar için çok basarili bir reklam ve pazarlama araci. Ama bir kisim hesabin sahte oldugunuda düsünüyorum. Keyifle takip ettiklerimde var, ama yakinda takip etmekten vazgeçmeyi düsündüklerimde var.
Mesela Tuna Kiremitçi hergün 1 tweet ile bir parçasini gönderdigi bir hikaye denemesi yapiyor, ben ortasindan bir yerden basladigim için belkide sevemedim bir türlü. Onun sayfasina girip tersten okumak lazim ki, o da zor yahu, kim yapar bilmiyorum ama adam ugrasiyor iste.
Sirketler tarafindan reklam ve promosyon duyurulari için kullanmak, sms göndermekten hem daha ekonomik hemde okuyanlar için daha az rahatsiz edici. Sms gibi silmekle ugrasmiyorsunuz, zaman akisinda uçup gidiyor zaten.
Çok uçuk örneklerde mevcut: ofis tuvaletine hesap açip tuvaletin dolu mu bos mu oldugun twitleyen mi istersiniz, yeni evli arkadaslarinin yataginin altinda basinç sensörü yerlestiren mi :D
Malum IP altyapimiz degisiyor 4. versiyondan bir anda 6. ya zipliyoruz. Dolayisiyla matematiksel olarak sonlu ama teorik olarak sonsuz IP adresine sahip olacagiz yakinda. ODTÜ CC nin bilisim bülteninde bunu anlattiklari bir yazida “ileride dis firçanizin bile IP adresi olacak” demislerdi, ben bir adim daha öteye geçi dis firçama bile twitter hesabi almayi düsünüyorum.
December 20, 2009 4 Comments
Kisisel 3G yolculugum; Drei
Türkiye operatörleri 2009 temmuzunda 3G teknolojisine geçtikleri sirada ülkede degildim, hala da gelemedim belki ama uzaktanda olsa türk mobil dünyasinda olan biteni takip etmekteydim.
Burada bahsetmek istedigim daha çok geçtigimiz temmuz ayindan beri kullanmakta oldugum 3G hattim. Komik bir tesadüf belki ama bende ülkem ile hemen hemen ayni zamanda yeni nesil teknolojiye geçtim.
Nisan ayinda viyana ya ilk ayak bastigim hafta içerisinde bir arkadasim bana eety hattinin baslangiç paketini hediye etmisti. Öde-Kullan (pre-paid) sistemi ile çalisan bu hattin tek özelligi Türkiye ninde dahil oldugu dogu avrupa ülkeleri ile oldukça ucuz konusma imkani sunmasi idi; sabit hatlar için 5 cent/dakika, mobil hatlar için 15 cent/dakika.
Eskiden beri önceden ödemeli hatlardan hoslanmiyorum, bu durum eety ile de degismedi tersine ne kadar çok hakli oldugum da ortaya çikti. Gecenin yarisi hesapta para bitince, web sayfasindan bosuna para yüklemeye çalismakla geçirdigim.. ve sonunda pes ettim.
Üstüne üstlük çok sevdigim A-GPS li telefonumun A-Assisted kismini desteklemiyordu bu hat. Normalde 5–10 saniyede uydu yakalamasina alistigim telefon 10 dakika boyunca uydu bulmak içir çirpiniyordu.
Kafama koyduktan sonra kimse duramaz benim önümde elbette. Ne az-buçuk bildigim almanca ne de bürokrasi, google in translate hizmetine ne kadar tesekkür etsem azdir.
Avusturya daki bütün mobil operatörlerin web sayfalarini uzun bir süre kurcaladim. Buradaki göçmenler arasinda t-mobile çok poüler olsada (iPhone yüzünden kesin) bana T-Mobile in konusma ve data paketleri hiçte cazip gelmedi.
Uzun bir arastirmanin sonunda yeni operatörüme ve alacagim hattin özelliklerine karar vermistim; Wilkommen bei Drei!

Öncelikle ülke içinde konusma paketlerinden en küçük olani S paketini seçmistim: malum çok fazla konusacak kimse yok buralarda. Sonrasinda 3 GB lik bir mobil data paketi ilave ettim, ve son olarakta More International dedikleri uluslararasi konusma paketini. Paket tarifesinde ücretleri görmek isterseniz bu pdf dosyasina bakabilirsiniz.
Sonunda daha önce kullandigim hat ile ayni ücret tarifesine sahip olan, üstüne üstlük bu uygun konusma ücretleri neredeyse tüm dünya için geçerli olan ve de son olarak oldukça hizli mobil internet baglantisi olan, gicir gicir bir Drei hattim oldu.
Tahmin edeceginiz gibi bu hat önce kullan sonra öde (post-paid) prensibi ile çalismakta. Bunun için en az 3 aylik bir avusturya da oturma geçmisim olmasi gerekiyormus, temmuz basinda 1. bölgedeki Drei subesinde gerekli prosedürleri tamamlayarak yeni sim kartimi aliverdim. O zamandan bu yana büyük bir keyifle kullaniyorum.
Evet, simdiye kadar ödedigim yüklü faturalar yüzünden Turkcell e çok güzel övgüler dizdim hep, ya da alakasiz yerlerde çekmeyen yada sebeke mesgul uyarisi veren Avea ya da hep sevgilerimi gönderdim durdum. Fakat, temmuz ayindan bu yana hayatimda ilk defa bir mobil operatörden çok memnunum ve sürekli reklamini yapiyorum. Hatta bu reklam çabam meyvesinide verdi; Leo ya yaz tatili dönüsünde bir Drei hatti aliverdik.
Yeni bir hat aldiginizda yapacaginiz ilk is ne olur? Muhtemelen aklinizdan arkadaslarima ve aileme yeni numarami iletirim geçiyordur. Bende elbette yeni numarami tanidiklarima ve sevdiklerime ilettim, fakat ondan önce müthis bir telefon sakasi yaptim tabiki.
Sim kartimi alip sehir merkezinde kisa bir tur attiktan sonra, kahve içmek için oturur oturmaz hattim açilmis mi diye karti takiverdim telefona. Sonrasinda Leo yu mesaj yagmuruna tutuverdim. Aksama kadar süren sms trafigimiz sonrasinda müthis bir sohbet konusu oldu ya, çok ama çok eglendik.
3G ile yasam kalitemde neler degisti peki derseniz, öncelikle bir parantez açmak istiyorum. Drei bir gsm sirketi degil, altyapisi umts (3G) olan, sinyal almadiginiz noktalarda (Viyana havalani S-Bahn istasyonu mesela) sizi baska bir gsm operatörüne baglayan, fakat onun disinda tamamen teknolojisi 3G üzerinde çalisan bir operatör.
Dikkat ettiyseniz eger, cep telefonlarinda gsm ve umts için konusma süreleri ayri ayri gösterilmektedir her zaman. Daha açik konusmak gerekirse, umts için konusma süresi genellikle daha kisadir, ya da pil tüketimi gsm e göre oldukça fazladir. Müthis güzel bir cep telefonum var, nokia ve 1500 mAh lik devasa bir pile sahip. Gsm üzerinde kullanirken 7–8 gün süren sarj süresi, Drei ile birlikte 2–3 güne iniverdi. Daha küçük bir pil ile bu sürenin daha çok kisalacagini tahmin ediyorum.
Yeni hattim ile birlikte hem konusma sürem hemde veri kullanimim kat be kat artiverdi. O yüzden pil tüketimindeki artis tamamen operatör altyapisindan kaynaklaniyor diyemem, ama ciddi bir azalma oldugunu belirtmem gerekiyordu.
Tamam geliyorum asil anlatmak istediklerime:
- Öncelikle gerçek bir mobil iletisim deneyimi yasiyorum, gerek konusma gerekse mobil internet anlaminda son teknolojiyi kullandigimi düsünüyor ve ayrica hissediyorum.
- Google Maps Mobile: iste hayatimi asil etkileyen program bu olmali. Evden çikmadan önce bir sonraki tramvayin ne zaman gelecegini sorgulamaktan, gece gece hangi club a gitsek sorularina cevap bulmaya kadar her konuda bana yardimci olmakta.
- Temmuz ayindaki ilk faturam 80 euro ya yakin geldi, hemen kur ile çarpip türk parasina çevirirseniz “çok ama” diyebilirsiniz. Fakat bu faturanin 16 saat (evet yanlis duymadiniz) lik uluslararasi konusma içerdigini, üstüne 3 gb lik data içerdigini söylesem. Turkcell ile 16 saat avrupa ile konussam ne öderdim kim bilir.
- Artik Pre-paid sisteme göre %50 daha çok ödüyorum belki. Fakat karsiliginda aldigim konusma süresi ve hizmet kalitesinde ise % 200 bir artis oldugundan eminim.
- Katiliyorum, voip üzerinden daha ucuz konusma alternatifleri mevcut. Fakat drei in hem ses kalitesinden, hem de mobil olup bu hizmetten italya da bile faydalanmaktan (7 cent roaming ödedim hala inanamiyorum) çok memnunum.
- Jaikuspot ile dizüstü pc mi wi-fi kullanarak internete baglamaktan, nimbuzz ile kullandigim bütün IM protokollerine ulasmaktan, gravity ile twitlemekten aldigim keyiften bahsetmiyorum bile.
December 11, 2009 6 Comments