Posts from — November 2009
Günü-saati Maya’lardan, canlandirmasi hollywood’dan kiyamet; 2012
En bastan söyleyim, bol bol spoiler olacak bu yazida. Filmi henüz izlemedim, klisede olsa ne olacagini duymak istemiyorum derseniz, lütfen bu yaziyi baska zamana saklayin.
2012; klasik bir hollywood kiyamet filmi. Görsel efektleri bol, içi pek de bos.. perdede hos duran, yaninda patlamis misirin çok güzel gidecegi, 2 saati askin güzel bir seyirlik. Ister efektler ile dehsete düsmek için, ister filmdeki saçmaliklar ile dalga geçmek için “bir sefer” izlenebilecek bir film. Daha fazlasi iskenceye girecektir.

Önce kliselerden baslayalim, nedir bir kiyamet/felaket filminde bulunmasi gerekenler;
- Felaketi aylar/yillar öncesinden kesfeden bilimadami (hafif çatlak olmasi makbuldür)
- Bu felaketi hükümet görevlilerine bildirmek için araba/uçak/tren ne bulduysa artik kullanarak baskente gitmeye çabalayan bilimadami
- Zenci amerikan baskani (
- Patlayan/yikilan beyaz saray
- New York – Manhattan da herhangi boyutta bir yikim/kaos ve sokakta deli gibi kosusturan insanlar
- Kriz yönetim merkezi; bol bol LCD ekranlar ve bu ekranlarda dünya haritasi/uydu görüntüleri vs.
2012 de yukaridaki kliselerden sadece bir tanesi yoktu; o da New York tan tek bir yikim sahnesi bile göstermediler. Sanirsam hollywood bile artik Manhattan’i batirmaktan/yikmaktan usandi.
Gelelim bu filmde bende mide kramplarina neden olan görüntülere;
Yer yarilsa, dünya batsa yikilsada her durumda çekmeye/çalismaya devam eden cep telefonlari,
- Son dakika uçagina binmeyip halki ile ölümü beklemeyi tercih eden amerikan baskani, amerikan milliyetçiligine 5–10 dakika ayirmadan olmazdi elbette; ama son anda italya basbakan ida geride kalmayi seçiverdi ve bütün bu karizmayi bozuverdi
- 2 saatlik uçus dersinden sonra kanatli ne varsa uçurabilen cerrah/doktor. Aslinda adamin meslegini duymuyoruz filmde, sadece evden sabah isine giderken o yesil önlüklerden giymis, kulaginda bluetooth kulakligi ile porshe una binerken görüp anliyoruz. Steril olmasi gereken önlüklerin sokakta ne isi var, o apayri bir tartisma konusu elbette.
- Bütün bu kiyametten kurtulmanin tek yolu 12 adet Nuh’un gemisi, (sanirsam 12 idi, çok emin degilim ama bunun gibi durumlarda zodiac in 12 sini seçeceklerini tahmin ediyorum). Peki gemiler nerede üretiliyor; elbette dünyanin yarisinin üretildigi yerde Çin’de!
- Nuh’un gemisine bilet fiyati kisi basi 1 milyar euro. Iste tam bu noktada dolar a kendi ülkesinden en büyük darbe geliyor. Filmin bir sahnesinde, zengin arap “benim ailem oldukça kalabalik ve kisi basi 1 milyar dolar…?” cümlesini kurunca, aldigi cevap “ne dolari.. hahaha.. euro o rakam kardesim, ister öde ister öl” olmuyor ama buna yakin bir durum yasaniyor.
- Filmin sonuna dogru herkesin gemilere parasi ile binmediklerini; bir kisminin global gen havuzundan bilgisayar tarafindan özenle seçildigini ögreniyoruz. Gemileri finanse etmek için kalan koltuklari az bir ücretle sattiklarini da…
- Bütün bu isleri gizli sakli çevirdikleri için çok pisman olmus olduklari için, son anda hangarda kalan çinli isçileri ve insanlari “lüks” gemilerine alarak verdikleri “insanlik dersi”ne bir tarafimda hala gülüyorum.
- Issiz bir adaya düserseniz yaninza alacaginiz 3 seyden biri elbette DaVinci nin “Mona Lisa” si olacaktir, ama kiyamet gününde sanat eserinden çok insan kurtarmamiz gerekmez mi?
- Holywood yine yapacagini yapmis ve filmin en aksiyon sahnesinin tam ortasina enfes bir Bentley reklami alivermis, bu dahiyane fikre ancak sapka çikartilir diyorum.
Fazlasiyla bilindik, daha gitmeden senaryoyu tahmin edebileceginiz bir film hakkinda çok yazdim degil mi? Ama Can Dündar kadar güzel yazamadim yinede; Batsin Bu Dünya baslikli köse yazisinda öyle bir noktadan yakalamiski, hollywood a degil asil ona sapka çikartmam gerekiyor;
“Gelecekte farkli olacagini umdugumuz, degistirmeye çalistigimiz ne varsa, bunlarin kiyametten sonra bile yasayacagini göstermeye çalisiyorlar bize… Böylece yasadigimiz esitsiz hayati haklilastiriyor, ebedilestiriyorlar.”
Öyle ya…
Nuh’un gemisi asirlar sonra uzay gemisi gibi olmus, ama insanoglunun parayla, mevkiyle, olmadi rüsvetle istikbal satin alma kaderi hiç degismemis.
Ucuz Çinli isçiler, yaptiklari gemiye binemeyip fukara evlerinde ölümü bekliyor.
Son gemide de vicdan degil cüzdan konusuyor.
Yer kapma itismesine katilmayip tevekkül gösteren tek kisi var; o da deli…
Bu mu kurtarilmaya çalisilan “medeniyet”?
Koca insan soyu, yarina bunu mu sakliyor?
Dünya yikilsa da paranin hakimiyeti sürecek mi?
“Yeni dünya”da da köle Ademogullarini bu sefil düzenin efendileri mi yönetecek?
November 23, 2009 2 Comments
Tebrikler Manga
Öncelikle Sehr-i Hüzün gibi müthis bir albüm ürettikleri için tebrikler .
Sonrasinda 2009 MTV Avripa Müzik Ödüllerinde “Best European Act” i kazandiklari için tebrikler.
Son olarakta ödülü “Yalniz ve Güzel” ülkelerine armagan ettikleri için tebrikler.
November 6, 2009 3 Comments
Yagmuru bekleyen sehir
Insan bir firtina (hatta felaket) haberine sevinir mi? Yok sevinmez elbette, ama bendeki farkli bir psikoloji muhtemelen.
Istanbul daki sel felaketinden sonra medyamiz “3 aylik” yagmur alarm durumuna geçmis bulunmaktadir. Hani yillardir herkes sikayet eder durur ya; ülke medyasi Türkiye yi sadece Istanbul dan ibaret sanir diye, iste aynen öyle bir durum.
Zaten haberin içerigi bile Istanbul ile karsilastirma seklinde verilmis, istanbul a X kadar yagmur yagmis, yarin antalya ya 3X kadar kadar yagacakmis..mis.

Yarin güzel antalyam da çok ciddi bir firtina olacagindan eminim, ama sehrin buna hazirlikli olduguna da, insanlarinin her kis böylesi firtinalari en azindan 2 sefer yasadigina da eminim.
Dedim ya, yagmur alarmi vermis medya. Geçen sene haber degeri tasimayan bir uyari, bu sene kiymete bindi yine.
Dogmadim belki ama antalya da büyüdüm… onca kis kaç firtina gördüm, 10 gün durmadan yagan yagmuru izledim, islandim, gece simseklerinden korktum, gündüz akdeniz in kabarim konyalti plajini kapladigini gördüm…
Ama firtina dinipte günes yeniden açtiginda, mis gibi toprak koktugunu, ortalikta ne toprak nede toz kaldigini da biliyorum. O yüzden yillarca ankara sokaklarinin yikanmasi gerektigini savundum durdum, kimse dinlemedi ama olsun, ben israrla savundum.

Benim agzimdan baska söz çikmiyor bu siralarda; özledim de özledim.. Antalyami çok özledim, yagmurunu ve hatta gürültülü firtinasini bile özledim.
Akdeniz rehavetini, sicakligini, günesini, yemeklerini… daha uzar gider bu liste bana kalsa.
November 3, 2009 No Comments