Uzay tutkum, Star Trek 2009 ve Beyazperde nin yeni kahramanlari
Ben küçük bir çocuk iken en büyük hayalim uzay yolculugu yapmakti. O zamanlar insanoglu ayin ötesine geçememisti belki, ama teknoloji ve bilime sonsuz bir inancim vardi. Birgün, ben büyüdügüm zaman, elbette havada uçarak giden arabalar da, mars ta yasayan insan kolonisi de olacakti…
Aradan onca yil geçti ama malesef ne bilim ne de teknoloji benim hayal ettigim seviyeye ulasamadi. Eger fazladan bir 10 milyon dolariniz var ise uluslararasi uzay istasyonuna 2–3 günlük bir tur satin alabilirsiniz belki ama o da benim için pek mümkün degil.
Biraz da bu yüzden belkide giderek bilim-kurgu filmlerine ve kitaplarina daha bir istahla yaklasiyorum. Kim Stanley Robinson un Mars 3lemesi ya da yeni sezonun dört gözle bekledigim dizisi Caprica; hepsi ayni ortak paydada bulusup bu hasretimi gideriyorlar.
Hiç süphem yok ki, bendeki bu “uzay” merakinin en baslica iki kaynagindan birisi bir dönemin efsane tv dizisi olan Star Trek ya da Uzay Yolu. “Isinla bizi Scoty” cümlesini kim unutabilir ki!
Bugün Uzay Yolu serisinin en son ürünü olan beyazperde filmi Star Trek 2009 u izlerken “isinla bizi” nin aslinda “beam us” oldugunu kismen sasirarak kismen de eglenerek ögrendim. Beam = Isin demek elbette ama oldugu gibi sözlükten çevirmis olabileceklerini hiç düsünmemistim.
Star Trek 2009; bizi hikayenin en basina götürüyor ve Kaptan Kirk ün trajik dogum öyküsü ile basliyor. Filmin baslarinda hem Kirk in hem de yari vulkan yari insan olan Spock in çoçuk ve yaramaz velet hallerini de görüp hepbirlikte egleniyoruz. Bana göre filmde çok ciddi bir senaryo çalismasi yapilmamis; repliklerde sorun yok kesinlikle ama filmin bütün öyküsü daha önceki uzayyolu filmlerine kiyasla biraz “kisa ve yavan” kaliyor.
Hayir, bu filme kesinlikle kötü diyemem.. Lost ve Fringe in yapimcisi JJ Abrams in elinden çikmis ilk önce, ayrica oyuncular eski kadronun ötesinde çok basarili bir performans göstermisler. Özellikle “James Dean tadindaki asi ve haylaz Chris Pine”; genç Kirk ile bu rol için biçilmis kaftan olan “Heroes un Sylar i Zachary Quinto”; yeni Spock. Bununla birlikte film müthis bir görsel sölen. Evde degil de sinemada, hatta mümkün ise imax de izlenmesi gereken bir basyapit.
Daha önce bol bol söylemis olmaliyim; etrafimdaki pek çok insanin sevmedigi Daniel Craig in canlandirdigi en son James Bond karakterine ben hayranim. Bunca yil boyunca alistigimiz o güvenli ve beyefendi Bond un daha yeni “çift sifir” almis, asi ve haylaz yönü ile tanismaktan ben fazlasiyla memnun olmustum. Sinema tarihi yillar boyu mükemmel olani ve hiç hata yapmayani yüceltmekten vazgeçtigi için, ve de insan dogasinin kusursuz olmadigini artik kabul ettigi için rahat bir nefes almaya baslamistim. Hatta Örümcek Adam gibi süper kahramanlar bile bu degisimden nasiplerini almislardi (Bakiniz Spiderman 3). Bu noktada itiraz edebilirsiniz elbette; Örümcek Adam tarihin gördügü belkide en kusurlu süper kahraman olmustur diye. Haklisiniz, Süperman alinmasin ama bu onu daha çok insan daha az Kriptonlu yapiyor bana kalirsa.
Star Trek in taze kan kaptani Kirk ve Spock ise sinemadaki bu degisimin en son örnegi. Araba çalan, motosiklet kullanan, bar da “kiz meselesi” yüzünden kavga çikartan Kirk ile “duygularinin kontrolünü kaybedip” saldirganlasan Spock i beyazperde de görmekten ayni derecede keyif aldim
Son olarak gicir gicir USS Enterprise gemisi ve yepyeni kadrosu ile isimleri henüz açiklanmayan 2 devam filminin daha gelecegini ögrendim ki: keyfim iyice yerine geldi.
