Lifelog of Musa Yılmaz

Posts from — May 2009

Mezuniyet konusmasi

Hiç unutmuyorum, lisans arkadaslarimin “kep” beklentisini ve olmadigini duyunca israrla “gerçekten kep yok mu?” diye sormalarini. Evet, ODTÜ de mezuniyet cübbelerinde kep malesef yok. Gerçi 2002 den sonra mezun olan insaat ögrencileri kep yerine baret giymeyi ve sonrasinda onu firlatmayi kesfettiler ama gökten yüzlerce baret yagmasi malesef kep in yerini tutmuyor.

Asagidaki resim 2004 yilindaki mezuniyet töreninden… güzel anilari olan enfes bir aksam üzeri idi…

DSC00922

Bu yilki tören 28 haziran da imis… bunca sene boyunca çogu zaman arkadaslarimi mezun etmek için, ama her zaman o havayi koklamak için katildigim töreni malesef bu sene göremeyecegim. Üstelik stadyum da tekrar el sallayarak yürümek, tekrar cübbe giymek, belkide baret takmak ve hatta firlatmak.. ve son kez diploma almak için orada bulunmayi öyle de çok istiyorum ki.

Aslinda bu yaziyi yazma sebebim çok begendigim bir mezuniyet konusmasini paylasmak içindi.. ama iste klavyeme bunlar dokundu.

Grey’s Anatomy geçen haftalarda 5. sezonunu bitirdi, ve bu sezonun 22. bölümünde benim hayatta duydugum en güzel mezuniyet töreni konusmasi geçiverdi dizide. Bunca yil boyunca okul birincilerinin konusmalarini dinledim, hatta birinin kürsüden ilan-i askina tanik bile oldum, ama beni en çok duygulandiran konusma, belki bir belkide onlarca senaristin elinden çikmis satirlar oldu;

Today’s the day my life begins.

Today, I become a citizen of the world.
Today, I become a grown up.
Today I become accountable;
 to someone other than myself, and my parents.
Accountable for more than my grades.
Today, I become accountable to the world;
To the future, to all the possibiltiies that life has to offer.

Starting today,
My job is to show up;
wide eyed, and willing, and ready.
For what? I don’t know.
For anything; for everything.
To take on life, to take on love;
To take on the responsibility and possibilty.

Today my friends, our lives begin;
and I for one… can’t wait.

 

May 31, 2009   9 Comments

Yolda

Buket Uzuner in yol hikayelerini anlattığı yeni kitabı…

Şu sıralarda aldığım ve alabileceğim en güzel hediye oldu bu; kuşburnu çayı ile birlikte elbette.

Kitabın girişinde Buket Uzuner in harika cümleleri var;

Seyahat, aşk yapmaktan ve dans etmekten sonra insanların hayatta en fazla zevk aldıkları fiziksel aktivitedir.

Doğru sözün üzerine daha fazla ne söylenebilir ki?

May 22, 2009   No Comments

Donauturm

Danube/Donau…  ingilizce/almanca Tuna nehrinin adi…

Viyana ya geldigimde her yerde bedava verilen “mükemmel” sehir haritasini ilk elime aldigimda haritada birden fazla Donau oldugu görünce epey bir sasirmistim…

Megersem yillar süren bir çaba ve planlama ile nehrin kivrimli ana yatagi degistirilmis, taskin için ikinci bir yatak insa edilip deopolama olarak kullanilmaya baslanmis.. üstüne eski kentin merkezine kadar inen kanali da eklerseniz… karmasik ama bir o kadar da güzel bir sonuç çikivermis.

Google dan yardim alayim anlatirken..

Tunas

sag taraftaki yarim daire seklindeki Eski Tuna / Alte Donau; nehrin eski kivrimli yatagi. Ortadaki iki nehirden soldaki (çamurlu akan) nehrin simdiki yatagi Tuna/Donau. Sagdaki (mavi ve temiz olan) ise yaklasik 20 km lik bir uzunluga sahip geciktirme baraj gölü aslinda: Yeni Tuna/ Neue Donau. Tanistigim pek çok avusturya li yeni tuna nin suyunun içilebilir oldugu konusunda söz birligi yapmis olsalarda, ben malesef ayni fikirde degilim. Iki uzun kol arasindaki ada ise kesinlikle müthis bir fikir; kafeleri, restoranlari, oyun alanlari, yürüyüs, bisiklet yollari ile yemyesil ve upuzun bir ada!

Eski tuna ile yeni tuna arasinda kalan ada nin ortasinda birlesmis milletlerin dünyadaki 3 merkezinden biri, buradakilerin deyimiyle UNO-City, bulunmakta. Kocaman devasa gökdelenlerden olusmus, sehrin içinde farkli bir sehir burasi. Ama UNO-city nin hemen yaninda enfes güzellikte öyle bir park varki; benim için müthis bir keyif oldu burayi kesfetmek. Parkin ortasinda yapimi 1964 te biten bir kule var; Donauturm….

16052009145

Kuleye çikmak için 6 oyro ödüyorsunuz ama kesinlikle degiyor; en basta tavani camla kapli asansörü için; bu arada merdiven de var elbette, hatta merdiven çikma yarismasi yapiliyormus her yil, sonrasinda enfes viyana manzarasi için….

16052009153

150 metre yükseklikten viyana…

16052009163

bu katta birde bungee için atlama rampasi var ki;

16052009173

kulenin üst 2 katinda ise cafe ve restoran bulunmakta. Elbette hafif hafif dönmekteler… “Melange” yudumlarken tüm kenti doya doya seyretmeniz için.

May 18, 2009   No Comments

Listerine

Süpper bir gargara isteyenlere duyurulur… iste aradiginiz ürün.

Bunu denedikten sonra Türkiye de satilan oralb ve vs ürünler sekerli su gibi kalacak; zehir gibi tadi var açikcasi… ama muhtesem etkili. 

Listerine

ilk defa amerikada sevgili ipek in sayesinde kesfetmistim listerine i; geçen gün Bipa (viyana nin kozmetik market zinciri) da görünce atlayiverdim hemen…

Kapagi biraz problemli, tadi inanilmaz asitli ama sonrasinda cidden keyifli bir etki birakiyor…

Duyduguma göre artik güzel ülkemde de bulunuyormus, bende dönüste 1–2 koli tasimayi planliyordum oysa.

Bir gargara üzerine bu kadar çok konusulur mu?

May 10, 2009   1 Comment

Özlediklerim

Viyana ya geldigimden beri özlüyorum… sonunda oturup yaziya döktüm özlediklerimi;

Istanbul; ilk gördügümden beri tutkuyla sevdigim kent… Istiklal in kalabaligini, Beyoglu nun arka sokaklarinda dolasmayi, Leb-i Derya nin terasindan gece isiklarini seyretmeyi, Çengelköyü, Bebek sahilinde yürümeyi, ansizin köse basinda görünen Galata kulesini, tüneli, Eminönü iskelesinden Karaköy ü seyretmeyi, Cadde nin hiç bitmeyen isiltisini ve kafelerini, vapurla karsiya geçmeyi…

DSC01711

Ankara; asil duruslu baskentim, bozkirin ortasindaki ikinci evim… ankara da dostlarimi özledim en çok; sonra da okulumu, bahar senliginde stadyumun çimlerinde olmayi, kütüphane nin üçüncü katini, A4 ün amansiz yokusunu … özledim. Sonra Tunali da gece gece yürümeyi, Çankaya nin huzurlu arka sokaklarini, Akün ün isiltili sahnesini, herhangi bir Aspava da gecenin yarisi kraliyet ailesiymis gibi agirlanmayi, Ege nin bahçesinde raki muhabbeti yapmayi, Botanik Parkin tepesinden gün batimini seyretmeyi, Ivy nin ve Mesa North un terasini, çim amfi de konsere gitmeyi ve Dost kitabevinin raflari arasinda kaybolmayi…

IM000013

Antalya; en eski dostum, akdenizli ruhumum aynasi güzel sehrim; ailemi özledim… yaz gecelerinde sicaktan uyuyamamayi, ilik yaz melteminin deniz kokusu tasimasini, Beach Park in gece civiltisini, Konyalti sahilinde yürürümeyi, Kemer yolunda gece gece araba kullanmayi, kisin hiç bitmeyen yagmurlarini, Kaleiçinin sokaklarinda kaybolmayi, Tophane den yat limanini ve Kemer sahilini seyretmeyi, gün batarken Lara sahil yolunda olmayi, Adrasan in sessiz huzurunu ve berrak sularini, Isiklar caddesinin o rahat kalabaligini…

IM000128

özlediklerim arasinda asil yeme-içme kismi var ki;

Güveç in kapamasini ve incir uyusturmasini, Quickchina Tapanyaki nin essiz menülerini, Kavaklidere Ancyra nin kirmizi rengini, Ege nin karides güveçini, Efe nin yesil rengini ve kokusunu, Tadim in pizzalarini, sütlü tatlilarin hepsini ama hepsini, bir akdeniz gecesinde buzlanmis bardak içerisindeki Efesi, annem in gözlemelerini, sebze yemeklerinin (neredeyse) tamamini, simdi önüme bir tabak içerisinde koysalar düsüp bayilacagimdan emin oldugum mantiyi, balik-roka-raki muhtesem üçlüsünü, binbir çesit beyaz peyniri, saymakla bitiremeyecegim çesit çesit mezeyi…

özledim. 

May 8, 2009   6 Comments

Frech Press

Sonunda yeni evime taşındım :) Bu şehirde kalan 11 ayımı geçireceğim ufacık tefecik ama bana ait şirin bir yerim var artık.

Evin anahtarını alır almaz ilk yaptığım iş kendime bir Frech Press edinmek oldu; aslında kahve cenneti bir ülke avusturya, hatta melange adlı kahvesi ile de pek bir meşhur. Ama süt olmadan sade kahve içmek için bazen takla atmak gerekiyor bu kentte…

Malum en son buzsuz kola istediğimde ice tea gelmişti; sütsüz kahve istersem ne gelir hala merak içindeyim.

Neyse, ben döneyim asıl mevzuya… anahtarımı alır almaz metroya atladım ve şehrin öteki ucuna doğru yola koyuldum. Burya geldiğimden beri metro ilk defa “gerçekten kalabalık” idi.. seferlerde aksama vardı sanırsam -almanca anonslar çok bilgilendirici oluyor benim için– o yüzden şehir merkezinde neredeyse bütün vagonlar insan doluverdi.

Sonunda Maria Hilfer e ulaştım, buranın alışveriş caddesi.. mağzalar ve kafeler… upuzun bir cadde.

Starbucks ta daha önce gözüme kestirdiğim french press e yanaştım hemen. Yardımsever bir kız hemen geliverdi; “büyük boyu da var…” gibi sorularına cevap verdikten ve onu ikna ettikten sonra asıl soru geldi;

“kullanmayı biliyor musunuz?”

cidden önce şaka yapıyor sandım.. baktım kız gayet ciddi “biliyorum elbette” dedim; içimden “ben bu işin kitabını dahi yazarım” demek geldi ya :)

Sonunda evimdeyim, kahvemi yaptım… süt yerine baileys de ekledim, müthiş oldu.

May 6, 2009   1 Comment