Posts from — April 2009
Kahlenberg de Latte
Bu haftasonu Viyana daki ilk resmi gezimi gerçeklestirdim; methini daha önce çok duydugum 19. bölgeye, Grinzig e gittim.
Sehrin hemen dibinde minik bir köy havasina sahip, minik kafeleri ve çok güzel evleri içinde barindiran bambaska bir yer idi Grinzig. Tam da sehrin bitip tepelerin basladigi noktada; daha dogrusu üzüm baglarinin basladigi noktada…
Iste bu tepelerden biri olan Kahlenberg e düstü yolum; U3–U1–38–38A hattini izleyerek ulastim. Bu sehrin toplu tasima sistemine hayran olmamak mümkün degil gerçekten.

Iste Kahlenberg den grinzig baglarinin manzarasi. Solda Tuna nehri ve asagidaki ise Viyana… Soldaki bina otel ama bu terasa bakan tarafindan harika bir kafe si var… Resimde görülen üstteki balkon kafe ye ait…
Kim biraz kahveye ve biraz da enfes bir sehir manzarasina hayir diyebilir ki?

Simdilik latte; henüz efsane “melange” i denemedim. Gerçi daha bir “french press” im bile yok ya; ah bir bilseniz üstelik burada her markette neredeyse baileys satiliyor.
April 19, 2009 No Comments
Yesil isik
insan en kolay “düzen” e alışırmış, benim de burada en çabuk alıştığım “yürüyen yeşil adam ışıkları” oldu.
Yaya geçitlerinde yeşil adamı beklemeye ve sonrasında görür görmez yola atlamaya öyle çabuk alıştım ki; ülkeme dönüşte kesin ilk yaya geçidinde ezilirim diye düşünüyorum şimdilerde.
Şehir merkezinde durum daha bir vahim bu arada; ışık olmayınca neredeyse yine hiç bakmadan atlayıveriyorum yola… herkes duruyor, yol veriyor.
Yok bu işin sonu iyi değil!
April 18, 2009 1 Comment
Ice Age 3
Dawn of the Dinosaurs
Bakın bundan yeni haberim oldu…
önce scratch,
sonra scratchy :) bakın bu karakter müthiş!
ve filmin ilk fragmanı; Sid yine müthiş…
April 14, 2009 No Comments
12
Viyana daki 12. günümü ve 2. haftasonumu bitirdim. bir kocaman aferin bana. Şimdi birazcık -kısa kısa– izlenimler.
Pazar günleri herbir yer kapalı. Aç kalmak istemiyorsanız cumartesiden yiyecek stoklamanız gerekiyormuş. Zaten bu 12 günde market uzmanı kesildim ya, bende dün alışveriş yapmıştım.
Favori marketim Spar şimdilerde, okula yakın “Gourmet” versiyonunu buldum, onu ziyaret ediyorum fırsat buldukça. Zielpunkt taki “cent” kavgasından sonra yolun karşısında bile olsa adım atmaya pek niyetim yok. Bu “cent” olayı ne derseniz; 6.03 oyro luk alışverişe karşılık 10 oyro verdim; 3 cent iniz yok mu dediler, gerçekten bütün bozukları evde bırakıp çıkmıştım, yok dedim bende… sonra daha trajik bir cümle geldi “3 centiniz bile yok mu gerçekten”… yok kardeşim tek bir cent bile yok deyince; 4 oyro para üzeri aldım. Devamı da var gerçi, türk usulu ertesi gün “3 cent” i geri vermeye kalkıştım; kasiyerin “fransız bakışını” herhalde hayatım boyunca unutmayacağım :)
Kimse burada bizim gibi “yuro” demiyor, herkes “oyro” diyor… bende alıştım sonunda!
Toplu taşıma muhteşem, şehrin en güzel tarafı hatta… şehirde çok büyük olmayınca (1.7 milyon nufus) bir uçtan diğerine en fazla 1 saat içerisinde gidebiliyorsunuz. Ne turkike var ne de başka bir bileti göster/okut geç sistemi… sürekli olarak inip biniyorsunuz, o kadar! Arada kontrol yapıyorlarmış ama bana denk gelmedi henüz, gerçi kapı gibi aylık biletim var yanımda.
Aylık ve haftalık biletler ilginç, o haftanın başından sonuna kadar, ya da o ayın 1 inden 30 una kadar geçerliler. Öyle aldım, şu gün kullanmaya başladım, üzerine 7/30 gün ekledim diye düşünenler için 8/3 vs günlük biletler mevcut. 8 günlük bilet ile 2 kişi 4 gün de dolaşabiliyormuş.. bak bu da ilginç.
Metro (U-Bahn) hatları U1 den U6 ya kadar isimlendirilmiş olsada, U5 eksik arada, biraz araştırdım, yapım aşamasında imiş, zaten bu şehirde metro inşaatları hiiiç bitmez imiş.
Şehir “bezirk” denilen bölgelere ayrılmış, 1. viyana dedikleri eski şehir olup, zamanında surlar ile çevrili olan ve 2 sefer osmanlı taarruzuna direnen kısım imiş. Sonra surlar yıkılmış ve şimdilerde Kartner Ring adı verilen büyük cadde yapılmış… ve şehrin kenar mahalleleri bir bir şehire dahil edilmiş. Şu an toplamda 23 bölge bulunmakta.
Posta kodu sistemi de bu bölge numarasını içermekte; 1XX0 şeklinde olan posta numaralarında XX bölge numarasını temsil ediyormuş.
Bu şehirde ciddi bir türk potansiyeli var; yolda metro da ilginç sohbet ve küfürler ile karşılaşmamak mümkün değil. Ben 11. bölgede yaşıyorum, geçen gün okuldan eve dönerken kaldığım yere çok yakın minik bir dükkan keşfettim; hani kazak/atkı vs örmek için yün satın alınan “yüncü” dükkanları vardır ya, işte onlardan bir tanesi ile karşılaştım, ve hala kendime gelemedim. Gerçi iki adım ötede türk pidesi, tulumba tatlısı vs satan yer de var ama…
Bu kentte öyle devasa alışveriş merkezleri yok, 1–2 tane ufak tefek var o kadar, onlarda akşam 7 de kapatıyorlar, ve pazar günü hiiiç açılmıyorlar.
Yolda belde her yerde bol bol ekmek arası döner satılıyor, “kebap” diyorlar.. sakın olaki bulaşmayın… Gerçi şahane tabelalar var; kebap-şinitzel-pizza… girişimcilik diye buna derim ben işte!
Ankara da okulda iken bir deste anahtar taşırdık yanımızda, ana kapının ayrı, odanın ayrı, fotokopi odasının ayrı… burada sihirli anahtar sistemi ile karşılaştığımdan beri çok eğleniyorum. Sadece tek bir anahtar ile binanın giriş kapısını, posta kutusunu, evin kapısını açabiliyorum… başka bir kapıyı açmıyor; denemedim gerçi, ama öyle dediler.
Fatura ödemek; banka maceramı daha sonra anlatacağım, ama burada kaldığım ilk gün posta kutuma kira makbuzu gelmişti. Bende makbuzu ve bir miktar parayı alarak bankanın yolunu tuttum; meğersem makbuzun üzerine hesap numaramı yazıp, imzalamam ve bankadaki bir kutuya (bizdeki dilek ve şikayet kutularına benziyordu” atıvermem yeterli imiş. Ben gişeye gitmiştim ama sağolsunlar parayı elimden kapıp bir çırpıda hesabıma yatırdılar, sonra da nasıl imzalanır nasıl kutuya atılır bir bir gösterdiler.
Tamam ben ilk başta bu sisteme güvenmeyip, 2 gün boyunca internet ten hesabıma bakıp paranın çekilip çekilmediğini kontrol ettim… ödendi sonunda.
Şimdilik benden bu kadar, mutlu paskalyalar birde unutmadan…
April 13, 2009 No Comments
Uzun bir aradan sonra merhaba
En son yazimin tarihi 23 Mart imis… çok zaman olmus ama elimde degildi. Birileri derki “büyük degisiklikler sirasinda yazmayin”, tam olarak bu fikirle yazmadim belki ama elim klavyeme gitmedi bir türlü.
O zaman yeniden baslayim ve yeni bir kent ten ilk merhaba mi göndereyim.
Mart ayinin son günü, aksam üzeri beni 1 sene boyunca misafir edecek Viyana ya ulastim. Bu benim buraya ikinci ziyaretim ama bu sefer misafirligim oldukça uzun sürecek.
Öncelike giderken veda edemediklerimden özür dilemek istiyorum; hiçbir hakli sebep olamaz belki ama anlayis gösterirseniz çok mutlu olurum.
Nisan ayi boyunca kalacagim yere geçtim; artik kocaman pencere/kapi sindan disari adim atinca terasa çiktigim bir minik odam var. Birde getirebildigim kiyafetlerim ile ancak %10 unu doldurabildigim dolabim var ki; getirdigim kazaklarin bir kismi önümüzdeki kis giyilebilecek ancak sanirsam.
Orta avrupa da “nisan sakasi” olarak tasvir edilen bir hava var kentte simdilerde. Bizim “mart kapidan baktirir…” atasözünü andiran bir söz sanirsam. 20 derecelerde sicak mi sicak bir yaz havasi var…

Sehirde çektigim ilk resim… gün batimina yaklasirken… Devami gelecek umarim.
Bir ilginç durumda sehrin merkezi ve tarihi bölgesinde esen santiye havasi; sanki belediye baskani ankara dan dün geldi! Elbette yayalari unutmamislar ama, metro ile merkeze ilk indigim an, böyle bir manzarayi beklemiyordum.
Benim gibi toplu tasima sistemlerine tutkun olanlara ilaç gibi gelecek bir sehir burasi. wienerlinien.at ye baglanip; bu adresten su adrese gitmek istiyorum (su zamanda hatta) diyorsunuz ve size en azindan 4 farkli alternatif çikartiyor!
Yeni kente yeni tema dedim bununla birlikte; daha az göz yoran bir tema seçeyim istedim. Yeni baslangiçlara…
April 5, 2009 3 Comments