Lifelog of Musa Yılmaz

Posts from — October 2008

turkcell neden “Mustafa” ya sponsor olmaktan vazgeçti?

Can Dündar imzalı Mustafa filmi vizyona girdi… ama filmin 1 ay kadar önce yayinlanan afisindeki “turkcell” yazısı kalkıverdi.

ilk çıkan haber turkcell in

“bizim her kesimden müsterimiz var, bu filme sponsor olursak bir kesimi karsimiza alabiliriz”

düşüncesi ile sponsorluktan çekildiği yönünde idi..

Daha sonra Turkcell den yapılan resmi açiklama :

… proje yapimcisiyla yaptigimiz ön görüsmelerde, filmin beklentimiz yönünde Atatürk’ün liderligini, dehasini ve kahramanligini dünyaya tanitmaktan çok, Atatürk’ün özel hayatina odaklanan bir film oldugunu görünce projede yer almayi tercih etmedik.

yı okuyunca açıkcası hiç şaşırmadım. Sonuçta turkcell küresel bir telekom devinin (Fin/İsveç li Sonera) Türkiye deki şirketi, o kadar… Güçlü imajının yanına, Atatürk ü beklerken Mustafa yı yakıştıramamış o kadar…

Lütfen kimse çok uluslu bir şirketten Mustafa yı izleyip Atatürk ü anlamaya çalışmasını beklemesin, ya da Atatürk ün aslında Mustafa olduğunu!

PS: Asıl en komik olan ne biliyor musunuz? Zamanında Çukurova grubu Turkcell deki yarı hissesini Sonera ya satmak zorunda kaldığı zaman; zil takıp oynayan (ve hatta gelen para yı kastederek “Rahat bir nefes aldık” şeklinde manşet atan) gazetenin, bu olaya “ah başımıza bunlarda mı gelecekti?” şeklinde tepki vermesi cidden çok ama çoook komik.

October 29, 2008   2 Comments

YouTube ne ise yarar?

a) hakaret video ları yükleyip türkiye de yasaklanmaya?

b) yeni buluşunu yayınlayıp iş bulmaya?

Yine bir New York Times (bayılıyorum bu gazeteye) makalesi keşfettim, tam da blogger kapatılmıştı, üzerine çok güzel oturdu.

Özetle: amerikali doktora ögrencisi Nintendo Wii nin süper kumandası WiiMote ise sihirbazlık gösterileri yapar (tamam tam da sihirbazlık sayılmaz, adam insan-bilişim etkileşimi dalında çalışıyor ve evdeki lcd yi bir sanal gerçeklik makinası haline çeviriyor), üstelik utanmadan bunu kaydedip bizde yasaklı olan youtube da yayınlıyor.

ve 6 milyon kişi tarafından izleniyor… şaka değil …

Sonunda ne mi oluyor? peşinden koşan şirketlerden hangisine girsem diye düşünüyor.

Aynı makaleden alıntı yapmak istiyorum:

When we told Bill Gates we were trying to recruit Johnny, he already knew about his work and was anxious to bring him to Microsoft

Biz kapatıp duralım, blogger.com da yetmez direk google.com u kapatalım bitsin bu iş… kocaman bir intranet olalım yeter, biz bize ne güzel olurdu, hem ne demiş atalarımız; “türkün türkten başka dostu yoktur” değil mi?

PS: blogger.com un digiturk tarafından açılan bir dava nedeniyle kapatıldığı haberi var ortalarda, herkes malum tarikatı suçlarken, bir teknoloji şirketi çıkıverdi.

October 26, 2008   2 Comments

Apple Mantra

Apple.. Apple.. ilk logosunda kafasında elma düşen Newton u resmeden, ya da sürekli parlak ve kullanımı kolay elektronik cihazlar üreten şirket. (iPhone un kutusundan kullanma kılavuzu çıkmıyormuş, gerisini siz düşünün)

Apple, küresel ekonomik krizin ortasında parmakla gösterilen bir başarı örneği gösteriyormuş: söylentiye göre elindeki nakit ile (bundan sonra hiç para kazanmasa bile) silikon vadisindeki bütün mühendisleri ömür boyunca maaş verebilecek durumdaymış!

Apple ın yaşam felsefesini özetleyen Steve Rubel in kaleminden çıkan güzel bir yazi okudum: işte 3 madde altında Apple ın sırrı;

Soar with your Strengths – Question: What is your “core genius?” What product or service do you provide really well that others can’t match? What as an individual or company do you do really well that adds value? What niche do you serve? Identify it then build on it. Figure out how to soar with your strengths.

Apple makes high-quality, well-designed products that are sexy, perform well and are innovative. That’s their core genius. They stick with it and continually delight customers. They’re not efficiency champions like Dell or netbook enthusiasts like HP. They leave those markets to others. They also catering to their core audience, recognizing there’s room for everyone.

Simplify Everything – The world is complex. The web is a complicated landscape. Business is complicated. Life is complicated! Make it simpler for people. Find ways to eliminate complexity to streamline operations/costs and also drive the top-line.

Be a Premium Brand - Although everyone will be looking to streamline their costs in this environment, I believe that premium brands will only get stronger. A premium brand is a company that offers high-quality products, services or experiences that are worth paying a little more for. Think Starbucks Coffee (an Edelman client), Sub Zero, BMW, etc. How can you become a premium brand that’s worth paying more for? This applies equally to individuals or teams.

October 23, 2008   No Comments

Pamuk Youtube yasagini elestirmis

Frankfurt kitap fuarının açılışında Orhan Pamuk youtube yaşağı hakkında bakın neler demiş (kaynak: radikal)

“Son yüzyilda kitaplari yasaklamak, yakmak, yazarlari öldürmek, hapse atmak, onlari vatan haini ilan edip sürgüne yollamak, basinda hep bir agizdan yazarlari asagilamak Türk kültürün zengilestirmedi, tam tersi fakirlestirdi. Devletin yazar ve kitap cezalandirma aliskanligi hala devam ediyor. Benim gibi pek çok yazari susturmak, sindirmek için kullanilan 301. maddesi yüzünden yüzlerce yazar ve gazeteci su anda mahkemlerde yargilaniyor, mahkum oluyor. Bu yil yayimladigim bir roman için çalisirken eski Türk filmlerini seyretmem ve eski güzel sarklari dinleme gerekti. Bunu isi kolayca Youtube ile yapmistim. Ama ayni seyi simdi yapamam. Çünkü Yuotube ile birlikte yüzlerce yerli ve uluslarasai web sitesine girmek, siyasi nedenlerle Türkiye’de yasayanlara yasak. Siyasi iktidar sahipleri bütün bu baskilardan memnun olabilirler. Ama biz yazarlar, yayincilar, sanatçilar Türkiye’nin kültürünü yaratan ve onu izleyen herkes kültürümüzün, edebiyatmizin dünyaca taninmasindan, bu baskilari anlamiyoruz. Ama yazarlarin, yayincilarin hevesinin kirildigi sanilmasin. Son 15 yilda Türk yayincilgii sasirtici bir hizli büyüdü, zenginlesti. Bugün Türkiye’de her zamankinden daha fazla kitap yayinlaniyor.”

Neden bu ülkede en doğru sözleri en beklenmedik insanlar söylüyor her zaman?

October 14, 2008   No Comments

WallE ve digerleri…

Bayramda kaçtim akdeniz kiyilarina, gidis geliste 2 harika film izledim. Ilki Wall-E, pixar in yeni saheseri:

Voli

Insanlarin asiri tüketimden dolayi çöp altinda kalan dünyayi terk ettigi bir gelecek.. çöpleri toplasin, kutu kutu yapsin, bu kutulari lego gibi dizerek gökdelen yapsin diye geride birakilmis bir robot.. hem akla hemde göze hitap eden enfes bir film!

Filmin en sevdigim sahnesi kesinlikle “robot hastanesi” idi.. onca “deli” robotu görmek harika idi, birde sevgili Mert in “girgir” adini verdigi temizlik hastasi bir robot varki..

Girgir

Akinç kizlarinin tavsiyesine uyup Primal Fear i izledim, Richard Gere in (yine) son derece “cool” bir avukati oynadigi, sonunda Edward Norton un büyük bir sürpriz yaptigi, senaryosu tanidik, müzikleri enfes bir film.. Hatta filmden harika bir portekiz sarkisi olan Cancao do Mar video su!

Filmlerden devam edelim, merakla bekledigim bir Ferzan Özpetek filmi var, “Mükemmel Bir Gün”… içinde elbette bir Sezen Aksu sarkisi (Sanima Inanma) olan bu filme (ve hayata) dair çok güzel bir röportaj okudum, Ayse Arman in kaleminden… 

October 13, 2008   21 Comments

Bir çarpi daha…

Bugün, 12 ekim 2008 günü, “denizkızlarının en küçüğünü” uğurladık.. bu sabah birleşik krallığın kalbine doğru uçuverdi.

Her ne kadar (bir türlü çıkmayan vizesi yüzünden) sürekli yenilediğimiz veda yemeklerinde “yeni bir hayat, yeni bir şehir..” sloganını dilimizden eksik etmesekte… gidenin ardından bakakalmakta zor!

son kaç yılda onca kişiyi (bazılarını ikişer üçer sefer hatta) uğurlayan benim bu duruma aslında alışmış olmam beklenirdi değil mi? malesef insan tüm sevdiklerini yanında taşıyamıyor!

günlerce görüşmesek/konuşmasak bile, şurada, okulun bir köşesinde olduğunu bilmek bile güzelmiş.

Şimdilik Ankara 0 – Londra 1, malup durumdayız…  

October 12, 2008   2 Comments