Cloverfield
Aylar önce fragmanını verdiğim cloverfield filmini sonunda izledim (aynı yazıdaki diğer film olan 21, henüz atlantiğin bu yakasına ulaşamadı)
Bir yaratık/canavar filmi düşünün;
- devasa bir canavar dünyanın en kalabalık adasını (aslında bir yarım ada ama ısrarla ada dedikleri manhattan) istila eder
- canavarın etrafı yakıp yıktığı bir ortamda, evinde mahsur kalan sevgilisini kurtarmaya çalışan bir genç adam ve ona yardım eden arkadaşları.

Çok bilindik bir senaryo değil mi?
O zaman bütün bu yıkım ve istilayı oyunculardan birinin elindeki bir kameradan izlemek istemez misiniz? işte cloverfield in en büyük özelliği; mide bulantısı vermeden el kamerası ile çekilmiş olması (görsel efektleri de ihmal etmemişler).
Bana yıllar öncesinin efsane filmi Blair Cadısı’nı hatırlattı.. O filmde de herşeyin gerçek olduğu idda edilmiş, filmin sonradan bulunan bir kamera görüntülerinden derlendiği söylenmişti. Cloverfield da benzer bir idda ile başlıyor; “amerikan ordusu bu kaydı eskiden central park olan bilinen yerde bulmuştur”… diye.
“bu hikaye benim hayal gücümün eseri değil, …….. den aldım” diyerek insanları gerçekten inandırmayı başaran tek bir insan var(dı); JRR Tolkien, malum yüzüklerin efendisi’ni filmde de sıkça görülen Bilbo nun kırmızı kaplı kitabından yazdığını (ve hikayenin tamamen gerçek olduğunu) söylemişti herdaim :)
