Posts from — February 2008
Voda … voda… fooon!
Duymayan izlemeyen var ise, vodafone un yeni seri reklamlarının en çok konuşulanı;
“bana ben dansöz oldum!”.. idi.. idi diyorum çünkü 1–2 gösterildikten sonra, milletimizin namuslu kızlarını kötü yola iteceği korkusundan dolayı, ekranda görünmez oldu.
Ama hiç yayınlanmayan, ki “bir kızın dansöz olma ihtimaline” bile tahammül edemeyen bir toplumda yayınlanması, alo rütük hattını bile kitleyecek başka bir reklam ise;
Bence bu “dansöz” den bile güzel… :)
February 29, 2008 No Comments
Dikkat kraliçe geliyor(muş)
Habere göre önümüzdeki mayıs ayı içerisinde ingiltere kraliçesi Ankara ya resmi bir ziyarette bulunacakmış!
Her ne kadar haberde cumhurbaşkanının giyeceği kıyafet tartışılsada, benim aklıma ankara nın en son ağırladığı “önemli şahsiyet” ve o sırada bu şehirde yaşayanların başına gelenler geldi.
Hatırlıyorum da Papa nın diyanet işlerini ziyaret etmesi sebebiyle şehrin ana yolları kapanmış, insanlar saatlerce yollarda mahsur kalmıştı.. ve elbette papa pek de hayırlı dua almamıştı bu sebeple. Otobüsünü kaçıranlardan tutunda, evlerine gitmek için ankara nın dağlarını keşfedenleri sayarak bitiremem.
Şimdi de kraliçe… eyvah ki eyvah…
Bence böyle insanların şehir içindeki hareket planları, bizim gibi “halkın devlet için var sayıldığı” (ve yollarda perişan olmalarının hiç de önemli olmadığı) ülkelerde olası kar fırtınası, sel.. vs gibi afet beklentileri gibi duyurulmalı… ki yollara düşmeyelim, kuzu kuzu evlerimizde oturalım… değil mi?
Üzgünüm İstanbul! Kraliçe, Ankara dan sonra da seni görmeye geliyormuş..
February 19, 2008 No Comments
Sevgilim bir odun!
yazıyor reklam panosunda! üstelik kocaman harfler ile;

yandaki pano daha da abartmış ve hemcinslerimi tek hücreli yaratıklar seviyesine indirgemiş çoktan.
Bu kadar hakaretin ve aşağılamanın altından kalkmak çok kolay aslında ; para harcamak yeterli.
Zaten yazmışlar çözümü hemen altta “tersini kanıtla, sevgililer günü hediyeni almayı unutma”…
Yeride belli, koşa koşa git ve al! Odun olma sakın.
Ne kadar ürettiğiniz ile değil de, ne kadar çok tükettiğiniz ile değerlendirildiğiniz (hatta sevildiğiniz) bir dünya yı istemiyorum.. kalsın!
February 13, 2008 1 Comment
Prank – One ring to rule..
Prank wikipedia ya göre;
A senior prank is a type of organized prank pulled by the senior class of a school, college, or university to cause chaos throughout the institution. The pranks are usually carried out at the end of the senior school year as a going away mark on the school.
ya da ekranda bol bol gördüğümüz amerikan film/dizi lerine göre “okulda yapılan sıradışı, akıldışı eylem” anlamına geliyor.
MIT de ise durum biraz daha farklı imiş (IHTFP: Interesting Hacks To Fascinate People).. farklı olacaklar ya;
Many of us at MIT call those who break into (crack) computer systems “crackers.” At MIT, a “hacker” is someone who does some sort of interesting and creative work at a high intensity level. This applies to anything from writing computer programs to pulling a clever prank that amuses and delights everyone on campus.
:)
Oldu mu şimdi hacker bir cracker?
Neyse.. bahsi geçen sayfaya (hacks.mit.edu), bir göz atmanızı (evet gerçekten bu eylemleri hem zaman hem de mekan boyutunda arşivlemişler)
olmadı En iyiler (best of) kısmına bakmanızı (R2D2 ve rektörün ortadan kaybolan oda kapısı bence şahane fikirler)
o da olmadı.. üzerinde en yoğun uğraşların verildiği 10 numaralı binanın kubbesine yapılanların listesine kesinlikle bakmanızı öneririm.
Her ne kadar kubbeye yerleştirilen polis arabası ve polis en iyiler listesine girmiş olsada; benim favorim (elbette) Yüzüklerin Efendisi’ne yapılan atıf oldu

PS: Biz ne yaptık? 4. sınıfın sonunda arabalara binip okulu turladık! Oldu mu size “prank”. Amerikan taklitçiliğ yapalım demiyorum kesinlikle, sadece çalış-sınava gir denklemi arasında geçen yıllarımıza (kimseye zarar vermeden) renk katabilseydik keşke diyorum.
Mesela; bölümün bütün kapılarına duvar örseydik bir gecede.. şahane olmaz mıydı? Olurdu ama muhtemelen okuldan da atılır, üstüne birde anarşik damgası yerdik değil mi?
February 12, 2008 2 Comments
Beatrice ve Ünzile
Tüm bu türban tartışmalarının ortasında başka bir gerçek, kapalı kapıların arasından süzülüp gazete köşelerine çıkıverdi; bu ülkenin 20–30 yaş arası kadınlarının yarısından çoğu evde yaşıyor, çalışmıyor, iş aramıyor…!
Danimarka, Slovakya, Finlandiya, İrlanda, Letonya, Litvanya, Slovenya, Estonya, Kıbrıs Rum kesimi, Lüksemburg, Malta, Norveç, İzlanda, Hırvatistan, Makedonya ve Arnavutluk gibi ülkelerin toplam nüfusları bizim eve kapattığımız kızların sayısından daha az
(Güngör Uras ın 7 Şubat 2008 tarihli yazısından alıntıdır)
Oysa çok yıllar önce Aysel Gürel ne güzel dile getirmişti bu gerçeği değil mi? Sezen Aksu nun sesinde hayat bulan Ünzile şarkısında;
Korkar durur gitmez
Köyün en son çitine
İnanır o sınırda
Dünyanın bittiğine
Amin Maalouf un kaleminden çıkmış, benim geç keşfettiğim muhteşem bir kitap var; Beatrice ten sonra birinci yüzyıl. Bir gelecek ütopyasında, herkesin oğlan çocuk istediği ve çoğunluğun buna ulaştığı bir dünyanın nasıl da kaosa sürüklendiğini anlatır.. Beatrice in babasının gözünden, kızının önündeki korkunç geleceği adeta resmeder. Kadınsız toplumların nasıl da şiddete sürüklendiğini anlatır.
Kitabı okurken ülkemdeki durumun bahsedilen gelecekten çok da farklı olmadığını, düşünmüştüm. O kaos geleceğinde Beatrice te Ünzile nin kaderini paylaşıyor, kapalı kapılar arkasında bir hayat sürmek zorunda kalıyordu.
Ve içlerinde ne çoktur o kızların diyelim ki Afganistan’daki burkalı kadınlara bakıp acıyan. Oysa kendi burkaları sadece daha geniş, evleri kaç metrekare ise o kadar.
(Ece Temelkuran ın İçimizdeki ev kızı başlıklı yazısından alıntıdır)
February 9, 2008 1 Comment