Lifelog of Musa Yılmaz

Posts from — January 2008

alttan bağlamalı türban

Eğer düğümü alttan atarsanız bütün kapılar (şimdilik üniversiteler) önünüzde açılacakmış.

Unutmayın ama, üstten atarsanız herkes eskiden olduğu gibi size gülecektir..

Atatürk, güçlü orduları yendiğinde değil, Kastamonu’da çağdaş giysili kadınları gördüğünde anlamıştı başardığını ve ilk kez ağlamıştı.

Ve dinci bu yüzden ısrarlı.

Bu yüzden; karşı devrimciler açısından kadınların tekrar tesettüre bürünmelerinin, üniversitelerden başlayarak kızların türbana girmelerinin önemi fazla.

Bu yüzden sabırsızlar.

Bu yüzden aceleleri var.

Şimdi kaybediyor Atatürk…

Şimdi yeniliyor…

Atatürk’ü ağlatan kıyafet devrimi de öbür devrimler gibi bugünlerde siliniyor.

Anlamıyor musunuz?..

Bir ulus, kendisine bağımsızlık-özgürlük-kimlik-kişilik veren… Onur-şeref armağan eden… Kendisine çağdaşlık-uygarlık yolunu açan… Ve bunu başardığını gördüğü zaman ağlayan yiğidine ihanet ediyor.

Çocukları terk ediyorlar onu…

Ve Atatürk yeni yeni ölüyor.

Bekir Çoşkun un bügün yayınlanan köşe yazısından alıntıdır.

January 29, 2008   2 Comments

Facebook mania

Facebook ta 3 evreli bir yaşam hikayem oldu;

1. Arkadaş ekleme evresi; genellikle eğlenceli idi. Kelle avcılığı yapma esasına dayanan, başkalarının arkadaş listelerini kurcalamakla geçen boş saatlerin toplamı.

2. Application ekleme evresi; aa benim da akvaryumum olsun, şuna da balık yollayım, bu bana bira göndermiş, test yapalım kim daha zekiymiş … gibi ıvır ve zıvırlar ile boş vakitleri daha da boşa harcama dönemi.

3. Yeter ama evresi; üff burasıda çok kalabalık oldu dedikten sonra, tüm applicationları uçurma ve privacy ayarlarını sonuna kadar kullanma evresi.

iyice budayarak kısalttığım profil sayfama baktım, çıktısını almaya kalksam “1 sayfaya sığar mı” diye düşündüm ve…. Kesinlikle sığar.

sonunda facebook u arada bir ziyaret eden ve eşe dosta (ve bilmem kaç senedir görmediğim insanlara dair) kısacık haber başlıklarına göz atıp çıkan biri haline geldim.. kısacası kurtuldum.

Sayfaya her giriş yaptığımda, bir arkadaşımın sürekli yeni bir uygulama eklediğini görmeye alışmıştım ki, bugün merak edip profiline baktım. Acaba kaç tane application yüklemiş? derken.. bununla karşılaştım;

Fbookapp

Siz uğraşmayın, matematiği ben hemen yapayım

8 x 24 – 3 = 189!

Nefesim kesildi hala sayıyorum…

January 27, 2008   2 Comments

Yasak mı?

Komik…

Daha düne kadar Youtube u yasaklayan ülkem, türban ı özgürleştirmeye çalışıyor!

Alın size demokrasi. Hem de çoğulcu!

January 25, 2008   2 Comments

Birthday Girl

İngiltere de, doğduğu kasabadan ayrılamamış, banka çalışanı, bekar John  … günün birinde internet ten bir rus gelin sipariş eder.

Şans bu ya, rusya dan Nicole Kidman gelir! (bir erkek daha fazla ne isteyebilir ki?)

Şaka gibi değil mi? ama sadece film!

2001 yapımı bu filmi, arşivlerden bulup, sırf Kidman ı böyle bir karakterde görmek için izledim, epey de eğlendim. Sürpriz bir sonu olan hoş bir seyirlik.

January 15, 2008   Comments Off

En güzel (basılı) reklamlar

Sene sonu gelince malum, herkes geçen senenin “en” listelerini yapar; işte o listelerden biri ile karşılaştım bugün; geçtiğimiz senenin en güzel basılı medya reklamları. İçlerinden benim beğendiklerim;

1. Made in china

2. XL (!!!)

3. Kısa film festivali

4. Titanik

5. Paris (kesinlikle en güzeli)

Alıntıdır; kaynak (rus sitesi, kril alfabesi sizi korkutmasın hemen)

January 14, 2008   Comments Off

Sözleşmeli asistanlık

Yeni başkanımız bunu tartışmak istiyormuş.. Oturup tartışalım hep birlikte;

1) Asistanlık sözleşmeli olsun! (zaten öyle değil miydi, senede bir imza attığımız kağıt ne idi?)

2) merkezi sınav ile seçilsin (ösym bir sınav daha fazla yapsın ama adı ne olsun? bir de bu snav da ne sorulsun? Onca farklı disipline ancak ortak bir öss sınavı yapılabilir herhalde)

3) burslu olsun (yazın kesilsin burslar.. ne gerek var değil mi?)

Sabahın bu erken saatinde haberi bir solukta okudum; bunca senedir yaptığım işle ilgili onca sorun varken, çözüme ters taraftan başlanmak istenmesine çok şaşırdım.

Aynı haberde bahsi geçen akademik dünyanın tepkilerinden seçtiklerim ise;

genç insanlara üniversite mensubu oldukları takdirde nasıl bir gelecek vaad ediyor, buna ilişkin bir şey söylememiz lazım. Bu projenin araştırma görevlisi niteliklerini, üniversitedeki akademik personel niteliklerini geliştirmeye dönük bir proje olduğu konusunda kuşkularım var benim.

 

Bu mesleğin herhangi bir getirisi yok ki. Profesörün aldığı maaş belli, üstelik son derece bürokratik bir disiplini var üniversitelerin. Hem bürokratik disiplini çekeceksiniz, hem düşük maaşa razı alacaksınız. Bu ancak çok idealist olarak yapılabilecek bir iş zaten. O yüzden çok yetenekli ve nitelikli mezunlar çok uzun bir zamandan beri üniversitelerde araştırma görevlisi olmak istemiyorlar.

 

2547 sayılı yasanın 50/d maddesi, araştırma görevlilerinin lisansüstü eğitim süresince her yıl yenilenen sözleşmelerle istihdam edilmesini öngörüyor. Bu maddeye göre araştırma görevlilerinin lisansüstü eğitim bitince üniversite ile ilişiği kendiliğinden kesiliyor. Bunun pratikteki anlamı zaten burslu öğrencilik.  ….. dile getirdiği görüşler bir yenilik içermiyor. …… araştırma görevlilerine özlük hakları bakımından devlet memurlarının sahip olduğu hakların verilmesinden rahatsız. Yani lisansüstü eğitim süresince verilen düzenli maaş, sağlık ve sosyal güvenlik gibi hakların ortadan kaldırılmak istendiği anlaşılıyor. Bu anlamda iş güvencesi bakımından değil ama sosyal kazanımlar bakımından mevcut uygulamadan geriye dönüş niyetleri var. Elbette bu, her şeyi piyasa mantığının çözeceğini düşünen zamanın ruhuna uygun bir yaklaşım.

 

January 5, 2008   7 Comments