Posts from — August 2007
Kamyon yazıları (ödüllü)
Doğan Hızlan ın bugünkü yazısında okudum; Horoz lojistik kamyon yazıları yarışması yapmış.. ödüller dağıtmış! Bu kapalı havada biraz tebessüm isteyenlere işte ödül alanlar:
Birinci: “Kamyon Çeker 10 – 20 Ton, Gönlüm Çeker Paris_Hilton.”
İkinci: “Hayatımı Yazsam, Duble Yol Olur…”
Üçüncü: “Araman İçin İlla Hata mı Yapmam Gerekir?”
Mansiyon 1: “Küresel Isınmaya Karşı Su Tankerlerine Geçiş Üstünlüğü Verilsin.”
Mansiyon 2: “İyi Mazot Selülit Yapmaz.”
Mansiyon 3: “Gazla Uçabilirsin, Ama Frenle Konamazsın!..”
Mansiyon 4: “Bas Gaza, Frene, Debriyaja… Götür Ver Parayı Vergiye, Stopaja.”
Mansiyon 5: “Ne Müslüm’den Ne de Orhan’dan, Sevdiğim Tek Parça ’Yedek Parça’.”
Jüri Özel Ödülü: “Arabada Yalnız Var!”
August 28, 2007 3 Comments
Burcu Güneş – Kaybol Benle
Kulağıma istanbul karaköy de takılmıştı bu şarkı.. iki adım ötedeki boğaza karşı kahvaltı yaparken, radyodan yükselen Burcu Güneş in sesini hemen tanımış, çantama el atıp kendi müzik arşivimden bulup yeniden dinlemiştim.
İstanbul resimleri hala elime uşamadı malesef!
Ama müzik hala kulaklarımda..
Kurumuş yapraklar dudaklarım gibi
Gidiyorum uzaklara
Her düşen damla kalıyor ardımda
Ağlıyorum son defa…
Dalgalar koyu mavi
Senden izler silindi
Zaman geçti söyle ne değişti sence?Sahip olma hiç ruhuma, kaybol benle
Kaybol… kaybol benle
İlk öpüş gibi.
Sahip olma hiç bana, ama kaybol benle
Kaybol… kaybol benle
İlk seviş gibi.Kurumuş yapraklar dudaklarım gibi
Gidiyorum uzaklara
Haklı olmayı, mutlu olmaya
Tercih ettim son defa…
Dalgalar koyu mavi
Senden izler silindi
Zaman geçti söyle ne değişti sence
PS: Havada deniz kokusu mu var yoksa?
August 26, 2007 1 Comment
yeni anayasa da benim beklediğim
Malum sevgili başbakanımız harıl harıl reklam yapıyor; “halkın onaylayacağı” yeni gıcır gıcır bir anayasa hazırlıyoruz diye!
Ortalıkta dolaşan haberler malesef (ve herzaman olduğu gibi) hiç de açık değil.. bol bol laf salatası var “mış” ve “muş” lar havalarda uçuşuyor ama sağlıklı ve gerçekçi tek bir haber bile yok.
Daha kısa ve öz olacağı kesin gözüken anayasayının içeriğinin ne olacağı hala bilinmiyor.. Tek bilinen (elbette) türban sorununu çözecekleri; en azından kendi açılarından çözecekleri.
Halkoyuna sunulacak mı? Bilmiyorum.. Gerekip gerekmediğini de hatırlamıyorum açıkcası.
Ama ben beklediğimi yazayım; ifade özgürlüğü istiyorum. Ama öyle kuyruğunda “ama” ile başlayan bir cümle olan ifade özgürlüğü değil, net ve kesin bir özgürlük istiyorum!
Gerçi kimden istiyorum, karşımızda “benim seçtiğimi beğenmez isen, terket git” diyen bir zihniyet var! Sizce bu adam “sivil ve demokratik” bir anayasa hazırlayabilir mi?
August 25, 2007 1 Comment
Sag kliki kapatırsan
Anlaşalım önce.. web demek herkese açık olmak demek.. değil mi? Örneğin bu sayfadaki herşey (yazı ve resimler) referans gösterilerek (sadece basit bir bağlantı verilerek) kullanılabilir değil mi?
İnternet in doğası paylaşmak üzerine ise, neden sağ klik i kapatırlar anlamıyorum!
Tamam, biliyorum.. kopyalamanızı istemiyorlar! Çalmak yasak demenin başka bir yolu yok sanki. Ama en basiti, mesela firefox kullanıyorsanız, bir kelimeyi (hatta upuzun bir cümleyi) seçip, sihirli sağ klikinizin altındaki “google da ara” ya gönderebilmenizi de engelliyorlar. Yok .. olur mu öyle kolaylık.. aç yeni bir pencere otur yaz yeniden .. işin ne diyorlar.
En başta bunu yapan, nadide sinema portalımız beyazperde-nokta-com! Yazarlarını okumaktan keyif alsam da, sayfalarının bu yönlerine cidden sinir oluyorum.
Bir saattir oturmuş, bunu ortadan kaldıracak bir firefox eklentisi ya da script i arıyorum.. ama bulamadım! Bilen varsa, lütfen bir satır yorum bıraksın aşağıya..
August 23, 2007 2 Comments
istanbul, 4 gün
Fotograflar henüz elime ulaşamadı malesef; ama geçen 4 günün kısa bir özetini yapmaya çalıştım…
Akbil; (evet bende akbil var) ankara da unuttum! Sonrasında herşey 1.30 oldu.. ama herşey! Bol bol jeton aldık, tramvay jetonunun vapur turnikelerinde çalışmadığını da (acı ile)keşfettik ..
Dolmabahçe nin yanındaki çay bahçesi; “Shish kebap” ını denemedik ama, manzarası enfesti. Bilmiyordum, o devasa tankerkerin öglene kadar marmara dan karadenize doğru geçtiklerini, ögleden sonra ise ters yönde ilerlediklerini.. (nedense köprü onlara göre alçakmış gibi geliyor her seferinde)
Ortaköy; o ufacık meydanı neden reklam stantları ile işgal ederler anlamıyorum!
Eminönü; her daim kalabalık, ama öylesine masalsı bir manzarası varki, hele bir de vapura binince buradan! Bir tarafta Galata kulesi, diğer tarafta Topkapı…
Cadde; olmaz ise olmaz değil mi? istanbul un en sevdiğim yeri.
Üsküdar; bozuk toshiba yı teslim almaya geçerken bir vapur getirdi beni oraya..
Conrad; şık bir düğün, harika yemekler, kocaman bir düğün pastası (hiç bu kadar yüksek olanını görmemiştim) ama kulaklarıma iyi gelmeyen bir müzik.. ve düğün sonrası gecenin kritği için otel odasında sohbet.
Bebek teki starbucks; azmettim gittim sonunda. Denizin hemen dibindeki kırmızı minderlerini kimse oturmasa da, sahile demirlemiş teknelerin üzerinden karşıyı seyretmek çok keyifli idi!
Kanyon; takdir edilesi mimarisi, dudak uçuklatan etiketleri, havalanından beter güvenlik araması mı, yoksa selpakmatik imi? Yok hayır mağzalarından fotograf makinanızı saklı tutmanızın gerekliliği!
İstiklal Caddesi; yaşamın asla durmadığı, her cinsten insanın sürekli olarak aktığı ve hatta yürürken bir uçtan diğerine Hatırla Sevgili nin müzik albümünün çıktığını öğrendiğim yer.
Leb-i Derya; Mojito, koyu bir sohbet, sebepsiz gözyaşları, tadına asla doyulmayan ışıl ışıl bir istanbul seyri.
Cevahir deki Kahve Dünyası; gidin ve “çikilotalı fondü” yü tadın mutlaka!
Leb-i Derya Richmond; kısa bir bakış, sıcak bir karşılama.. mutlaka gidilecek bir yer.
(Bu arada 4 ile 8 arası bulunduğun yakada kalmayı, karşıya geçmeye tenezzül etmemeyi de öğrendim…)
August 21, 2007 1 Comment
Su komedyası
Antik yunan da insanlar tragedyaları izlemek için tiyatroya koşarmış.. Günümüzde komedya izlemek isteyenlerin başkente gelmesi yeterli olacak sanırım!
Sevgili büyükşehir belediye başkanımız sağolsun, koca kent sonunda 3–5 gün susuz kalacak, sonrasında “doyuncaya kadar” su vereceklermiş. Oturur çeşmenin başında kana kana içeriz artık.
Su kıtlığını tanrıya havale ettikten ve “annenizin yanına tatile gidin” diyerek şahane bir çözüm bulduktan sonra, merakla bekliyorum şimdi; patlayan borular için kimi suçlayacak acaba, takdiri ilahi?
PS: bakın adam doğuştan göçmen bu kente, annesi de bu şehirde yaşamıyor, ve herkesleri kendi gibi sanıyor!
Bu arada çok merak ediyorum .. ama cidden çok.. bu insanların anaları ile ne alıp veremedikleri var diye! Biri zamanında “ananıda al git” demişti, geçen hafta bir benzeri de “anana git” dedi.. Sorun bizde mi acaba bilmiyorum hala. Benim aklıma neden böylesine nadide cümleler kurmak gelmiyor? Cidden çok üzülüyorum, kendimi yetersiz ve kıt hissediyorum.
Geçen hafta Bekir Çoşkun köşesinde harika bir yazı yazdı ve “oy için aldığınız kömürlerin suyunu sıkıp içersiniz” dedi.. Ben de çok merak ediyorum şimdi, önümüzdeki yerel seçimlerde ne olacak diye? Yine bedava bulgur, kömür, un..vs alıp oy verenlerin belediye başkanı mı yönetmeye devam edecek bu kenti diye? 22 temmuz sonuçlarına göre öyle.. baksanıza kimsenin aklına adamın oğlunun aldığı yatın parası nereden geldi diye sormak bile gelmedi, neden susuz kaldık diye soracaklar güya!
Şüphesiz dünyadaki en büyük kötülük cahillik! (alkol, sigara, uyuşturucu dan bile kötü) Müstahak mı desem yoksa bende mi tanrıya havale etsem bilmiyorum.
August 7, 2007 2 Comments