Posts from — June 2007
Aşığın hatrı
aşığın hatrı sorulmazsa eğer
solan gül gibi yiter gider
onuruyla kalır zavallı
sevdiğiyle kalır sevenaşığın hatrı sorulmazsa eğer
solan gül gibi yiter gider
kural budur bu dünyada
sevdiğiyle kalır seven
takılıp kaldım ben yine.. daha elime geçiremediğim bir albümden, sadece 32 saniyesini dinleyebildiğim bir şarkının sözlerine!
Yarın… albümü elime geçirip defalarca dinledikten sonra.. anlatacağım! Şimdilik, bu sayfayı sıkça ziyaret edenler için bir minik ipucu/değişiklik yapıverdim..:)
June 28, 2007 Comments Off
ay-foon.:)..
Bu haftanın en popüler konusu, 6 aydır beklenen Apple ın meşhur telefonu, iPhone! Önümüzdeki cuma okyanusun diğer ucunda satışa sunulacak bu telefonun eski kıtaya ne zaman ulaşacağı henüz belli olmasada, haberleri çoktan bizi kuşatmış durumda.
Geçen hafta içerisinde iPhone ile ilgili okuduklarımı/izlediklerimi (ve elbette en çok beğendiklerimi) bir yazıda paylaşmak istedim;
Öncelikle Apple ın iPhone sanal tur videosunu izlemek isteyenler için işte adres;
Sonrasında, bu haftaki washington post ta çıkan, Nick Anderson imzalı muhteşem bir karikatür varki; herşeyi sanki özetliyor :)

En ilginç olay favori teknoloji blogum, engadget ta yaşandı, tüm bu iphone krizinden sıkılanlar için RSS haber kaynaklarını yeniledi; apple lı ama iphone suz, ne apple lı ne iphone lu, sadece apple lı ama iphone suz… vs vs. Geçtiğimiz haftasonundan başlayan bu iPhone histerik krizini duymadan atlatmak isteyenlere güzel bir çözüm aslında.
600$ lık pahalı (ama gösterişli) telefon/mp3 çalar/palm tadındaki bu aletten nefret edenlerin sayısıda az değil aslında, bu hafta pc magazine de çıkan harika bir yazı vardı ki, şiddetle tavsiye ederim :)
…there is a button you push on the phone and you get your voice mail. Is that insanely easy, too? Or not? Can something be easier? Maybe the iPhone injects the voice mail into your brain from a distance without you doing anything….
Gazeteler ile devam edelim; işte new york times ta çıkan iPhone haberi (pardon tanıtımı), ve de wall street journal da yayınlanan detaylı iPhone test sonuçları!
En güzeli, en sona sakladım ama… Gizmoda da izlediğim, new york times başlığını ise bir türlü çözemediğim bir videoyu aşağıya iliştirdim:.. keyifli seyirler.
:)
June 27, 2007 3 Comments
starsailor – way to fall
Geçen sene nisan dı sanırsam.. starsailor odtü stadyumunda idi.. ankara nın nisan ayazına inat, gecenin 11 ine kadar bekleyen bir avuç insanın karşısına çıktıklarında donmak üzere olsam da; onları orada, o sahnede görmek muhteşemdi. Hatırlıyorum da.. Sahneye çıktıklarında “hey.. we are starsailor” diye kendilerini tanıtma ihtiyacı duyduklarında nasıl da üzülmüştüm!
Bu gece playlist imi enfes güzel şarkıları ile işgal ederlerken; aklıma “the way young lovers” ı ilk defa dinlediğim an geliverdi.. bildiğim ilk starsailor şarkısı idi!
We strolled through fields all wet with rain,
back along the lane again,
There in the sunshine,
In the sweet summertime,
The way that young lovers do
I kissed you on the lips once more
ama bu gece kulaklarımda (bolca) çınlayan başka bir starsailor şarkısı var.. bir eskişehir yolculuğunda ilk defa dinlediğim.. daha ilk cümlesi ile beni kalbimden vuran “way to fall”…
Öyle güzelki sözleri.. özellikle bu gece…
Oh, I’ve got something in my throat
I need to be alone
While I sufferOh, there’s a hole inside my boat
I need to stay afloat
For the summer long
June 26, 2007 Comments Off
Zorunlu formasyon
Okul yine raydan çıktı…
Okulun bu idari toplantılarında nasıl sohbetler ve konuşmalar yapıldığını cidden çok merak ediyorum. En son fantazi, ama cidden fantazi, daha önce öyp ve 35 li asistanlara (yani ileride hocalık yapacağı garanti olanlara) zorla aldırdıkları formasyon dersini, “tüm asistanlar almalıdır” şeklinde çevirmeleri oldu..:)
Daha komik/trajik/ ve hatta ütopik olan, bu kararı 14 haziran da çıkartmaları ve bu hafta başlayan yaz okulunda bu formasyon dersine insanları zorla iteklemeleri malesef.
Okulda 1–2 senedir bulunmanız, ve “master ımı alayaım da gideyim şu garip akademik dünya dan” demenizin hiçbir önemi yok.. hatta eylül de tezinizi vermeyi planlamanızında önemi yok… ileride sizi hoca olarak almayacak okulun, 7 sene geçti mi kapının önüne bırakacak okulun… bunu bu kadar rahat ve sıradanmış gibi, üstelik son dakika zorla başınıza atmasına ise çileden çıkmamak mümkün degil.
Yanlış anlasılmasın, benim için böyle bir zorunluluk olmasada, uygulamanın bilgisiz ve zorlamacı tutumundan rahatsız oluyorum.
Okul yönetiminin en başta kendi ögrencileri, sonra da personeli ile olan iletişimsizliği, ya da etraflarındaki dünyadan ve olanlardan uzak oluşları/bilerek soyutlamaları, kanımca bu ve benzeri garip uygulamaların başlıca sebepleri.
Çok sevdiğim bir arkadaşımın güzel bir akademik dünya tanımı vardır; küçük dünyaların, büyük insanları…
June 25, 2007 Comments Off
Kısa bir anayasa mı?
Benim kadar çok amerikan dedektif(çilik) dizilerini izleyen (ve seven) var mıdır bilmiyorum. Dizilerin gerçekliğini tartışmayı bir kenara bıraksam da, ekranda sıkça gördüğüm ve çok beğendiğim sahne.. kesinlikle zanlıların anayasal haklarını karşılarındaki dedektiflere sular seller gibi sıraladıkları anlar.
Bu duruma o kadar çok imrendim ki, açıp net ten amerikan anayasasını bile kurcaladım.. İşte size ilk madde, ifade özgürlüğünü keskin bir şekilde belirten 1. madde; (çok güzel değil mi, ilk maddenin buna ayrılması)
Congress shall make no law respecting an establishment of religion, or prohibiting the free exercise thereof; or abridging the freedom of speech, or of the press; or the right of the people peaceably to assemble, and to petition the Government for a redress of grievances.
Arkasından elbette merak ettim, hemen bir google araması daha yapıp, bizim anayasamızdaki benzer maddeye ulaştım; (işte 26. madde, işte benim bile bu sayfaya birşeyler karalarken 2, bilemedin 5 sefer düşünmem gereken madde)
MADDE 26: Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
İkinci paragrafa kadar herşey çok güzel değil mi? Ama ortada olmayan bir “ama” var ki.. Sonrasında diğer maddelere de bakınca, hemen hemen tüm hak ve özgürlüklerin arkasinda benzer “ama” ların olduğunu üzülerek gördüm. Sanırsam bu yüzden bu ülkede kimse anayasal haklarını bilmek ihtiyacı duymuyor; bilse de devamında yazanları bilmesi mümkün olmadığından.
Bu yazı nereden çıktı derseniz, RTE nin en son seçim vaadi olan daha kısa ve öz bir anayasa teklifinden! Kim hala hatırlar bilmiyorum ama, daha önce yine kendisi İstanbul un trafik sorunu için “istanbul a vize ile giriş” (sözde) çözümünü önermişti ve bende o zaman (acaip sinirlenmiş ve) açıp anayasamızın seyahat özgürlüğü maddesini (madde 23) okumuş ve (şaşırarak… hayır küçük bir şok yaşayarak) anayasanın ona bu yetkiyi verdiğini üzülerek görmüştüm.
MADDE 23. – Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.
RTE nin anayasa değişikliği istemesinin en başlıca sebebi, malum, cumhurbaşkanlığı seçiminde karşısına dikilen en büyük engeli anayasa olarak görmesi (o kadar miting yaptık ama hala anlamadı ya). Anayasa nın daha öz ve açık olmasına bende taraftar olsam da, RTE nin bu mantıktan uzak yaklaşımı; işine geldi mi “ama” ları dilediği gibi kullanması ama işine gelmedi mi mızıkçılık yapması, … (madde 26)
PS: Anayasalarını birazcık övdüm diye lütfen kimse beni fanatik bir amerikan hayranı sanmasın sakın! İfade özgürlüğünün amerikayı amerika yapan temel taş olduğuna inansam da, ikinci madde ile herkese silah taşıma hakkı vermelerini (ve bu konuda inat etmelerini) hala anlamış değilim.
June 25, 2007 1 Comment
Bir buruk tören, bir güzel haber…!
Bugün (ve hatta bu sıcak günde) mezuniyet töreni vardı okulda. Yılların alışkanlığı ile yine katıldım törene.. ama bu sefer cüppe alıp stadyumda yürümedim.. dışarıda kapının açılmasını bekledim.
Bir yandan kendi tören istatistiğimi yaparken; 8 senede 6–7 tanesine katılmışım, 3 sefer cüppe giyip stadyumda turlamış ama sadece ilkinde diploma almışım, bir yandan da bu senenin bana göre neden bu kadar buruk ve kısmende hüzünlü geçtiğini düşünüyordum!
En çok kızdığım, isimleri anons edildikleri halde törene katılmayanlar oldu… Bütün gün gitmemeyi düşünüp, sonrasında da ayaklarımı sürüyerek gelsem de.. kızdım işte gelmeyenlere! (bana ne değil mi?)
İnşaat’ın o bitmeyen diploma kuyruğuna vardığımda, tüm o “sonları ve hüzünleri” bir kenara bırakıp etraftaki çoşkunun ve umudun (ve pozitif enerjinin) içine bıraktım kendimi.
İzlerken 2007 mezunlarımızı aklıma … kendi mezuniyet törenim geldi, kendi arkadaşlarım, kaç seneyi birlikte geçirdiğim onca insan geliverdi. Geçen yıllarda ne çok savrulduk böyle;
So if we get the big jobs
And we make the big money
When we look back now
Will our jokes still be funny?
PS: Günül en güzel ve şaşırtıcı haberi çok sevdiğim o eski (ama cidden en eski-18 yıllık) arkadaşımdan geldi. Bu hafta içinde bahsedeceğim.. mutlaka :)
June 24, 2007 Comments Off
Ot’unuzu ucuza çıkartmak isterken
aman dikkatli olun.. özellikle unutup tatile gitmeyin derim..:)
Malum hint keneviri kolay yetişen, yetişirkende pek fazla bir ilgi istemeyen, ama yetiştirmek için “özel izin” almanız gereken bir bitki. En basit uyuşturucu (ama yinede uyuşturucu) olan ot (esrar) un annesi olması da onun en cazip özelliği kanımca.
Aklıma nedense City of God filminde herkesin bol bol (cidden bol) gazete kağıdına sarıp sigara gibi tüttürmeleri geliyor hemen!
Neyse: yıllardır bir okul efsanesi olan “evde ot yetiştirme” eylemini, daha bir ileri boyuta taşıyıp “yurtta ot yetiştirmeye” çeviren uyanıkların haberi vardı bugünkü gazetelerde.
Hayır, öyle özel yurt ta değil, bildiğiniz yurt-kur un has be has devlet yurdunda!
Ya kafalarının kıyak olmasından, ya da gelecek eğitim yılına bol mahsüllü başlamak istemelerinden… bilmiyorum henüz; yazın ayrılırken 2 saksı hint kenevirini yurtta bırakıp gitmeleri biraz can sıkıcı olmuş sanırsam :)
PS: hangi çeşit olursa olsun, kim ne derse desin.. uyuşturucudan mutlaka uzak durun!
June 23, 2007 Comments Off
28 Gün / Hafta / Ay / Yıl Sonra?
Bu başlığı o kadar çok kişi ile konuştum ki.. kime yanlış söyledim kime doğru anlatabildim şimdi bilmiyorum. En iyisi buradan bir düzeltme duyurusu yapayım dedim. (Doğru ve mantıklı olana biraz takıntılıyım da)
Neyse.. herşey geçen mayıs sonunda Danny Boyle ın Sunshine ını izlemle başladı! 2007 yapımı bu filmin tanıtımında bahsedilen “From the director of 28 Days Later” ve okuduğum birkaç güzel yorumun peşinde koştururken bulduğum “28 Weeks Later” ın üzerine, (açıp imdb den yönetmenine bakmaksızın) Boyle ın önceki film diye atlayıverdim.
Hatta yetinmeyip, “29 gün sonra” diyenleri ısrarla düzelttim durdum! Biliyordum ya! Özürlerimle birlikte düzeltmek istiyorum;
28 Days Later; Danny Boyle ın yönettiği, 2002 yapımı,
28 Weeks Later; Juan Carlos Fresnadillo ın yönettiği, 2007 yapımı, 28 Days Later ın devam filmi
Sunshine; Danny Boyle ın yönettiği, 2007 yapımı, yukarıdaki filimler ile konu olarak hiç alakası olmayan bir başka “kıyamet senaryosu”

June 21, 2007 Comments Off