Lifelog of Musa Yılmaz

Sunshine

Işığın dünya ile güneş arasındaki mesafeyi katetmesi 8 dakika sürüyormuş… Saniyede 300 milyon metre yol alabilirken bile bu kadar zaman alması aradaki mesafenin büyüklüğününden elbette. Ama asıl beni düşündüren bu kadar uzaktayken bile bizi sıcağıyla yakabilen yıldızımızın, yanındayken nasıl da kavurabileceği!

2007 yapımı Sunshine, uzun yıllardır izlediğim en güzel bilimkurgu gerilimi. Bilinmeyen bir gelecekte solan, artık parlamayan güneşimizi yeniden canlandırmak için kocaman bir bomba ile yola çıkmış bir avuç insanın hikayesini izlemem malesef 5 günümü aldı. (gerilim filmlerini hem sevip, hem de izleyemeyenlerdenim).

Sunshine

Güneşe yapılan bir yolculukta, geminize verebileceğiniz en son isim Icarus olması beklenirken, mitolojiye inat geminin ve çok hoş ve şuh kadın sesli (Kubrick in meşhur A Space Odyssey filmindeki HAL 3000 ü anımsatan) süper bilgisayarının adı da malesef “ikarus” idi.. Hatta Icarus2! birincisi aynı yolda kaybolmuş ve bir daha haber alınamamış olmasına rağmen isimde diretmiş olmaları daha da tuhaftı.

Filmin bilimkurgu bölümleri, böyle bir yolculuk ancak bu şekilde yapılırdı dedirtecek kadar iyi düşünülmüştü. Oyunculuk ise alıştığımız o nasa nın uzay yolculuğu mürettebatı klişelerinden uzak ve kesinlikle başarılı idi. Başroldeki Cillian Murphy in buz mavisi gözlerine takılmamak mümkün degildi elbet. Yönetmenin gerilimi zirveye taşıyan çekimlerini ve ustaca yaptığı ışık oyunlarını ise büyük bir hayranlıkla izledim. Senaryo bazı açılardan, ve gereksiz yaratık hikayesinden dolayı zayıf olsa da, Sunshine ı oldukça başarılı bir film olarak sinema arşivime ekledim.

Tagged as:

Leave a Reply

You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>