Posts from — May 2007
Chicago – Move On
Bugün yine Chicago dinleme isteği sardı beni (2 ayda bir mutlaka kualklığımı takıp odamda kendimi müziğin güzelliğine bırakıp dans ediyorum). Efsanevi müzikal filmin kapanış şarkısı ise oldum olası favorim olmuştur… muhteşem Catherine Zeta-Jones ve Renée Zellweger in birlikte söyledikleri “move on”…
While truckin’ down the road of life
Although all hope seems gone…
I just move onWhen I can’t find a single star to hang my wish upon
I just move on…
I move onI run so fast! A shotgun blast
Can hurt me not one bit!I’m on my toes! ‘Cause heaven knows
A movin’ target’s hard to hit!So as we play an ex-ballet
We’re not the dyin’ swan
We just move on…
We move onJust when it seems we’re out of dreams
And things have got us down…We don’t despair! We don’t go there!
We hang our bonnets out of town!So there’s no doubt, we’re well cut out
To run life’s marathon…
We just move on…
We just move on…So light of foot!
We can’t stay put!
We just move on!Yes, we move on…
May 28, 2007 Comments Off
Sunshine
Işığın dünya ile güneş arasındaki mesafeyi katetmesi 8 dakika sürüyormuş… Saniyede 300 milyon metre yol alabilirken bile bu kadar zaman alması aradaki mesafenin büyüklüğününden elbette. Ama asıl beni düşündüren bu kadar uzaktayken bile bizi sıcağıyla yakabilen yıldızımızın, yanındayken nasıl da kavurabileceği!
2007 yapımı Sunshine, uzun yıllardır izlediğim en güzel bilimkurgu gerilimi. Bilinmeyen bir gelecekte solan, artık parlamayan güneşimizi yeniden canlandırmak için kocaman bir bomba ile yola çıkmış bir avuç insanın hikayesini izlemem malesef 5 günümü aldı. (gerilim filmlerini hem sevip, hem de izleyemeyenlerdenim).

Güneşe yapılan bir yolculukta, geminize verebileceğiniz en son isim Icarus olması beklenirken, mitolojiye inat geminin ve çok hoş ve şuh kadın sesli (Kubrick in meşhur A Space Odyssey filmindeki HAL 3000 ü anımsatan) süper bilgisayarının adı da malesef “ikarus” idi.. Hatta Icarus2! birincisi aynı yolda kaybolmuş ve bir daha haber alınamamış olmasına rağmen isimde diretmiş olmaları daha da tuhaftı.
Filmin bilimkurgu bölümleri, böyle bir yolculuk ancak bu şekilde yapılırdı dedirtecek kadar iyi düşünülmüştü. Oyunculuk ise alıştığımız o nasa nın uzay yolculuğu mürettebatı klişelerinden uzak ve kesinlikle başarılı idi. Başroldeki Cillian Murphy in buz mavisi gözlerine takılmamak mümkün degildi elbet. Yönetmenin gerilimi zirveye taşıyan çekimlerini ve ustaca yaptığı ışık oyunlarını ise büyük bir hayranlıkla izledim. Senaryo bazı açılardan, ve gereksiz yaratık hikayesinden dolayı zayıf olsa da, Sunshine ı oldukça başarılı bir film olarak sinema arşivime ekledim.
May 27, 2007 Comments Off
The Golden Compass
Philip Pullman ın avrupa da Kuzey Işıkları, amerika da ise Altın Pusula adı ile piyasaya sürülen 3 kitaplık serisinin ilki bu senenin sonunda beyazperde olacakmış. Başrollerde son James Bond Daniel Craig ve muhteşem Nicole Kidman (hayranım ben bu kadına) ın paylaştığı bu film Yüzüklerin Efendisini çeken stüdyo, New Line, tarafından “yüzüklerin efendisini biz çıkartmıştık ya, hani siz de çok sevmiştiniz.. bakın bu da çok güzel” başlığı altında sinema izleyicilerinin ilgisine şimdiden sunulmaya başlandı.
New Line ın bu başlık arkasında filmi sunması, kanımca ikinci bir üçleme başarısının peşinde olmasından kaynaklanıyor.
Sene sonunda, aralık ta, ekran da boy gösterecek bu filmin oldukça etkileyici bir tanıtımı var ki.. aşağıda izleyebilirsiniz! (Unutmadan resmi site ve imdb bağlantılarını da meraklıları için vereyim)
Son olarak benim henüz tanışmadığım bu kitap serisinin sadece ilki Türkçe olarak ülkemizde yayınlanmış. Fragmanı izleyince filmden çok kitabı merak etmiş birisi olarak kara kara ne yapacağımı düşünmekteyim.
May 23, 2007 2 Comments
Starcraft II
Efsane Blizzard (evet Beatles ve Golf le birlikte kesinlikle onlarda efsane) baklayı ağzından çıkarttı ve Starcraft 2 nin resmi duyurusunu sonunda yaptı. Nerede diye sormayın, elbette oyunu kalpten seven ülkede yani güney kore de yapıverdi.
Resmi site hazır olsa da, oyunun henüz bir çıkış tarihi yok; bunun anlamı ise en azından 1 seneye yakın bekleyeceğimiz. Olsun.. tüm blizzard oyunlarında olduğu gibi, eminim sonuçta değecektir buna.

Yukarıdaki resim oyunun resmi sitesinden! Kimlerin parmakları kaşınmaya başladı şimdiden acaba?
May 19, 2007 5 Comments
Şehrin kalbindeki otoyol
Katrina kasırgası New Orleans ı vurduğunda şehir merkezininin bir helikopterden çekilmiş görüntüsü ekranlarda bol bol boy göstermişti. Hani şu bir otoyol köprüsü üzerinde kalıvermiş insanların olduğu görüntü. O zaman çok şaşırmıştım, fırtınanın dehşetine elbette, ama aynı zamanda köprünün devamında sular altında kalan otoyolun şehrin tam da kalbine doğru gittiğini gördüğümde.
Sonrasında ya da öncesinde, emin değilim, şehir plancı bir arkadaşım kuzey amerikada yolların şehirleşmedeki oranının %50 den fazla olduğunu söylemişti. Düşünmenin ötesinde, kendi gözlerimle gördüğümde bile aklımın almadığı bir gerçekti bu..
Bugün, gün ışığında uzun zamandır ilk defa kavaklıdere ye gittim… keşke gitmeseydim. Dönüşte o yıllardan beri yürümekten çok keyif aldığım tunalı-kızılay hattını yine bulvar üzerinden arşınlamak istedim. Eskinin 2+2 şeritlik caddesi gitmiş, yerine arka arkaya altgeçitlerin sıralandığı 3+3 lük bir otoyol çıkıvermişti. olan kaldırımlara olmuş, tabiri yerindeyse “kuş kadar” kalmışlardı.
Aklıma Akün den çıkıp, karşı taraftaki otobüs durağına yetiştiğim akşamlar geliverdi önce.. Şimdi geçmeye kalksam son sürat akan arabaların arasına çılgınca dalmak anlamına gelirdi. Bir zamanlar iki yakası birbirine yakın bulvar, şimdi keskin bir bıçakla ikiye bölünmüştü.
Kanımca şehir karşındakine saygı duymaktır, beklemektir.. trafik ışığıdır, yaya geçididir. Önemli olan araçlar değil, insandır.. öenmli olan “şehirli kültürüne sahip olmak”, aynı mekanı başkalarına saygı duyarak özgürce kullanmaktır. Şehrin ortasına otoyollar açıp, insanlara sınır çizgileri çizmek demek degildir.
Tüm bunları düşünürken aklımda yıllar boyu değişen ankara vardı. 3 milyonluk şehri yıllardır yöneten belediye başkanının otoyol sevdasına bunca yıl kocaman bir şantiye havasında yaşayan kocaman bir şehir…
Bu 3 milyonun çoğunluğu bu belediye başkanını seçti biliyorum.. ama merak ediyorum bu adama oy verenlerin kaçı geçiyor hergün kavaklıdere den! Humanistliğimi kenara kaldırmak ve artık bir elitist olmak istiyorum. Hayatında oturduğu kenar mahalleyi hiç terk etmemiş karacahillerin oyları yüzünden başımızda olan belediye başkanının, ona oy vermeyen semtlere bu işkenceyi, ayıbı, çirkinliği yapabiliyor olması… beni de çileden çıkarttı sonunda.
Evet, herkesin oy hakkı olmamalı.. ya da hayatlarında kavaklıdereyi görmemiş pursaklılardan oy almış bir adam gelip te güzelim kavaklıdere nin içine etmemeli artık. Aklını kullanamayan insanların sandıkla, seçimle işleri olmamalı artık. Elitlerin seçtiği ve yönettiği bir demokrasi istiyorum artık!
May 18, 2007 5 Comments
Bildiri isimlendirmesi mi?
Öğlenden bu yana aklıma geldikçe gülüyorum.
Malum eylül de düzenlenecek kongremizin biricik sekreteryası, web sayfası tasarımcısı… herşeyiyim. Eposta nın ucundaki adamım ya.. bugün de bildirilerin gönderilmesi için songün (idi).. %30 u bile gelmedi ama. Türk usulü çalışkanlık buna deniyor olsa gerek.
Neyse! Bundan aylar önce oturup saatler boyu uğraşarak bildirilerin hazırlanmasına dair kuralları içeren upzuzun bir yazı hazırladım, web sayfasında duyurdum, eposta ile tüm katılımcılara ilettim.
Bu isteklerimden basit, ama en önemli olan gönderilecek dosyaya verilecek isimdi elbette. Herkes farklı bir isim vermesin, sonra ben samanlıkta iğne aramayayım diye tüm bildirilere bir numara verdim önce.. sonra da dedim ki
Bildiri dosyalarının isimlendirilmesinde kabul edilen bildiri özetleri listesindeki bildiri numarası ve ilk yazarın soyadı (örneğin 01-Yesilirmak.doc) kullanılmalıdır.
Oldukça basit degil mi? Numarana listeden bak, yanına soyadını yaz, word dosyasını ekle ve yolla.. degil mi? Siz öyle sanın!
Bugün gelen epostalardan birinden aynen şu isime sahip bir dosya çıkıverdi (82–Yılmaz.doc.doc)… !#$!… İkinci doc nereden geldi hala çözemedim.
İşin en komik yanı, bunu gönderenin bizim camiada çok saygınlık gören, ülkenin sayılı okullarından birinde öğretim üyeliği yapan birisinin olması. Güler misin, ağlar mısın halimize!
Bugün sırf bununla da bitmedi elbette. En ince ayrıntısına kadar yazdığım tüm o yazım kurallarını okumadan (ya da sallamadan) yalapşap birşeyler yazıp gönderenleri mi istersiniz, yoksa kabul edilmeyen bildirisini bile gönderen değerli hocalarımızı mı? Bugün Türkiye nin akademik dünyasına hüzünle ve acıyarak baktığım bir gün oluverdi.
May 15, 2007 Comments Off
Bu havada gidilmez
Nazan Öncel in pek bilinmeyen 3 albümü vardı; sonra 3ü bir set halinde satılır olmuştu. İşte hazine gibi bu albümlerden biri olan Demir Leblebi de harika bir şarkı var; Bu havada Gidilmez!
beni bırakıp gıtme bir yere
gidersen unutursun
dilerim böyle olmaz
Bu havada gidilmez
Güneşli günde gidilmez
Aslında hiç gidilmez
Son günüme kadar
Kalp durana kadar
Aşk mezara kadar
(sakın haa gitme)
beni unutma
unutama inşallah
unutursan kahrolurum
dilerim öyle olmaz
bu baharda gidilmez
yağmurlarda gidilmez
aslında hiç gidilmez
son günüme kadar
kalp durana kadar
aşk mezara kadar
Sözlerine takılmıştım bu şarkıyı ilk dinlediğimde; o çocuksu saf sözlerine, ayrılık ile rotasını kaybetmiş, kırılmış, üzülmüş ve kabuğuna çekilmiş bir ruhun saf sözlerine vurulmuş kalmıştım.
May 6, 2007 Comments Off
Plaj resimlerinizi paylaşmayın!
Geçen gün okuldan bir arkadaşım gösterdi.. okulun yerel ağında paylaşılmış fotograf dosyalarını aramanın ne kadar da eğlenceli olduğunu.
Malum bölüme ait toplam 7 binada, 7 den fazla çalışma grubu altında yüzlerce bilgisayar var ve hepsini windows taki ağ bağlantılarım altında (açık oldukları sürece) görebiliyoruz. Lab lar dışında bu pc ler kullanıcı isimlerini taşıdıkları için, ve de insanların ofislerinde olduğu sürece pc lerini açık tuttuklarını düşünerek, yerimden kalkmadan kimin gelip ya da kimin gittigini kontrol etmek için kullandığım bir yoldu. Tabiki kendi binamda!
İnsanların yerel ağ da dosya paylaşımı konusunda bu kadar ileri gidebileceklerini doğrusu beklemezdim.
XP kullanıcıları için minik bir bilgi vereyim. XP paylaşım için size iki seçenek sunuyor; 1– Basit Paylaşım (simple sharing) 2– İleri seviyede paylaşım (advanced sharing). İlkinde yerel ağda sizi iki tıklayan hemen paylaştığınız klasörlere ulaşabiliyor, ama bunun için o klasörleri paylaşmanız gerekiyor. İkinci durumda ise sizi tıklayanlara kullanıcı adı ve şifresi soruyor, sonrasında yine paylaştığınız klasörlere ulaştırıyor.
Tabiki ilk yöntem daha basit ve XP kurulumunda öncelikli ayar olarak karşımıza çıkıyor. Birde ikinci yöntem de ilave bir hesap açmadığınız sürece dosya paylaşmak için başkalarına şifrenizi vermeniz gerekiyor ki, sanırsam bunu kimse istemiyor.
Neyse.. dönelim asıl mevzuya. Aynı yerel ağda, ama başka binada çalışan bazi hanımların pc leri basit paylaşıma ayarlanmış, üstüne bir de (nedense) Resimlerim (my pictures) klasörlerini paylaşmışlar! Hayır bir de öyle güzel sınıflandırmışlar ki; bodrum, istanbul… diye. İster istemez insanın eli bodruma gidiyor; bir tık.. bir tık daha… o da ne! Paylaşımcı hanımların bikinili plaj resimleri! bol bol…!
Siz sakin olun tatil resimlerinizi yerel ağınızda paylaşmayın. Hayır, aynı ağın bir ucunda herkesin kullandığı pc labları var ki; resimlerinizi (ve hatta) videolarınızı sonrasında internetin hangi köşesinde bulursunuz bilmiyorum.
May 6, 2007 Comments Off