Lifelog of Musa Yılmaz

San Diego (2005)

Uzun zamandır aklımda San Diego üzerine bir gezi yazısı yazma fikri vardı. 1 hafta önce başladım ama yazı uzadıkça uzadı, ne çok anı kalmış aklımda ben bile şaşırdım. Son olarak yazıdaki resimlerin altına Google Earth (GE) kmz dosyalarını ekleyerek sizleride oraya uçurmak istedim.. umarım beğenirsiniz.

Aslında 2004 te niyetlenmiştim gitmeye.. Korkutucu idi biraz da! İlk defa ülke dışına çıkacaktım, onda da dünyanın diger ucuna gidecektim. Düşünsenize, amerika okyanusun ötesinde idi ve ben onunda diger ucuna gidecektim. En zor kısmı saydığım para kısmını bile (zar zor) halletmiştim ki, sonrasında efsane olan vize sorunumu yaşadım elçilikte.. bu hikayemi ayrı bir yazıya taşıyayım, sonunda gidişim bir sonraki seneye kaldı. (azmin elinden ne kurtulabilir ki?)

Çılgın bir uçak yolculuğu idi kesinlikle, heyecandan ve sabah 6 daki istanbul uçağını kaçırma korkusundan, o gece hiç uyumamıştım. Bu arada hayatımda ilk defa uçağa binecektim, düşünüyorum da yüsekten korkan birisi için oldukça cesurmuşum. İstanbul dış hatlar; benim gördüklerim arasında harika bir terminal. İşbankası’nın o muhteşem lounge ını o sefer epey bir arayıp bulamamıştım. (sonraki gidişim de buldum ve acaip keyif çatmıştım)

Neyse, kaç sefer arandığımı saymadım ama malum 11 eylül sonrası dönemde yaşıyorduk artık ve havalanına adım atmanız zorunlu soyunma eylemini kabullenmenizle aynı anlama geliyordu. Önce terminal girişinde, sonra biniş kartı ile geçtiginiz güvenlik noktasında, ama asıl arama (amerikaya gidiyoruz ya) uçağa bineceginiz kapının önünde idi..

Okyanus aşırı uçuş dediğiniz, 11 saat boyunca bir metal kutunun içinde yüzlerce insanla birlikte olmak anlamına geliyordu (oldukça klostrofobik bir ortam ama bol bol yemek ve eglence mevcut). Hayret ettigim (ama sevindigim) olay yükseklik korkumun uçuş korkusu gibi bir yan etkisinin  olmadığını keşfetmem oldu, ilginç degil mi?

Yedik uyuyuk yine yedik .. üff tamam yeter artık derken vardık JFK ye. Burası öyle büyük bir havalanı ki, uçağın indikten sonra terminale ulaşması için yaklaşık 15–20 dakika boyunca peronda devasa bir otobüs gibi yol alması gerekti. Ama beni asıl şaşırtan bu yolda giderken kocaman bir köprü ile 8 şeritli bir otoyolun üzerinde geçmesi olmuştu. Artık amerika daydık degil mi? Burası herşeyin fazla olduğu ülke idi!

Uçuş çilem malesef new york ta bitmedi, 5 saatlik bir beklemeden sonra 6 saatlik bir san diego yolculuğum oldu ki; hatırlamıyorum! Cidden kendime geldiğimde okyanus un (pasifik ama) üzerinde alçalıyorduk. Sonrasında meksika (san diego tam sınırda) üzerinden dönüp, gökdelenlerin yanı başından piste doğru alçalıverdik. görülmeye deger bir manzara idi. Gece saat 10 idi ve ben yaklaşık 23 saattir yoldaydım ama hala aynı günü yaşıyordum.

Çok şikayet ettim degil mi yolculuktan.. kusura bakmayın!

Ilık (serin) bir yaz havası karşıladı terminalin dışında. Siz sakın benim gibi o filmlere aldanmayın, burada geceleri serin oluyor, akdeniz havasının bunaltan neminin olmadığını düşünün. ve yanınıza mutlaka uzun kollu (ama ince) birşeyler alın… benim gibi yapmayın yani! Benimle montunu paylaşan sevgili Cem i burada anmadan geçemeyecegim.

Cuma gecesi idi ve ben şehir merkezinde bir hostel de kalacaktım; ama hostel in bu kadar canlı bir cadde de (5. cadde) olduğunu tahmin etmemiştim. Dedim ya cuma gecesi idi ve cadde boyuncaki tüm o kulüpler ve restoranların kalabalığından trafik kilitlenmiş akmıyordu. Malum burası yollar (hatta oyoyollar) ülkesi idi ve saatte 60 ın altına düşmek bile vahim sayılıyordu.

O kalabalığın içinden elimdeki valizle sıyrılıp hostele ulaştığımda yol yorgunluğu iyice basmıştı üzerime. Danışma resepsiyon arası birşeyde oturan (bir tarafı kalkmış, ukela..) hatun deposito için verdigim 20$ lık banknotun sahte olduğunu idda edince sinirden deli olmuştum… hala kendisini nefretle anıyorum!

İşte kaldığım odanın penceresinden 5. caddenin gündüz manzarası;

IM000705

[GE – Hostel]

Bayraklar, mekanın (hostel in yani) uluslararası kimliğinden, aşağıda bir adet italyan restoranı, caddenin karşısında ise Fridays ve yanında ise bir sinema var (not bu ülkede sinemaya Theatre diyorlar, tiyatro ya ne diyorlar bilmiyorum hala).

[şimdiye kadar bu sayfada yazdığım en uzun yazı olacak gibi, o yüzden ……]

[Read more →]

April 30, 2007   17 Comments