Posts from — March 2007
4 oscar lı 2 avrupa filmi
Hollywood film makinası gibi malum.. ama amerikan akılcılığı ile bezenmiş, kalıplara zorla sığdırılarak üretilen filimlerin çoğunda noksan olan malesef “insan”. Al benili, bol animasyonlu, dev bütçeli yapımlar çoğu zaman en basit insan duygularını yansıtmakta aciz kalıveriyorlar.
Avrupa sineması ise (genelde) tam tersine, bütçelerinin azlığından belki, ya da (bana göre) yaşam kültürlerinin insan odaklı olmasından (para değil), insana dair duyguları en başarılı yansıtan filimleri üretiyor.
Amerikan film akademisi, her sene dağıttığı oscar heykelcikleri ile kendi endüstrilerinin en güzel örneklerini ödüllendirirken, yaşlı kıtanın başarılı yapımlarına da altın heykellerden verebiliyor.
Bu senenin oscar larında öne çıkan 2 avrupa kökenli filmi, geçtiğimiz ay içerisinde izleme fırsatı buldum…
İlki bir İspanyol filmi olan Laberinto del Fauno (Pan’s Labyrinth); ispanya iç savaşının ortasında, fantezi ile faşizmin içiçe geçtiği muhteşem bir film. Görselliği, müzikleri, kurgusu ve kesinlikle oyuncuları ile bir başyapıt. akademiden 3 heykelcik ile ayrılmayı başardı.
İkinci film bir Alman yapımı olan Leben der Anderen (The Lives of Others) ya da türkçesi ile Başkalarının Hayatları. Bu sene en iyi yabancı film oscarı ile taçlanan bu filmde, 80 li yılların başında (müzikler, kıyafetler, mobilyalar.. filimdeki herşey kesinlikle itinayla o yıllara göre seçilmiş) Doğu Almaya nın yozlaşan sistemi içerisindeki 3 insanın öyküsünü o kadar ustaca beyazperdeye aktarılmış ki, hayran olmamak mümkün degil!
Ajan Wiesler rolündeki Ulrich Mühe nin filimdeki üstün oyunculuğuna hayran kaldığımı da özellikle belirtmek istiyorum.
Bu iki film tüm o teze dair telaşların, koşuşturmacaların ortasında sakin birer liman oldular benim için… Sizlere de tavsiye ederim!
March 11, 2007 No Comments
odtü lü erkek nasıl tavlanır?
Gazete odtülü yü daha bugün keşfettim…
Oldukça tepki alan bir yazıları varmış, ODTÜLÜ ERKEK NASIL TAVLANIR başlığına sahip!
yazıyı mutlaka (ama mutlaka) okuyun.. muhteşem..
Arabam var, Bilkentli miyim neyim erkekleri:…. Sayın bayanlar teşhis noktası için dikkat edin şimdi… Kışın ortası, her taraf kar-buz, ayağınızda iki metre tabanı olan bi bot, zarzor yürüyorsunuz yolda, “aaa bir de ne göresiniz!”: dikey fitilli kazaklı, omzuna bağlı hırka bulunan, bileksiz puma filan ayakkabılı, bol pantolonlu bi cengaver geliyor karşıdan. Bi yandan da bağırıyor bas bas: “ne paltosu ya, araba şurda zaten, donmayız iki dakka yürümekle!” diye görgüsüz!….
Mühendislik versiyonu:… Zaten abazanın da önde gidenidir özellikle makinacıları, yani çantada kekliktir bunlar! Ama bak diyim şimdiden: “zın zın zın!”, yıpratabilirler yani seni… Ne de olsa ilk defa hatun görecek adam hayatında! Medikonun fizik tedavi bölümünden çıkamazsın sonra, ömrün orda geçer!….
Bir saattir deliler gibi gülüyorum yazıya.. ama yorumlara bakınca alınanlar olduğunu da gördüm; yapmayın bre! muhabbet işte. Eski (ve hatta eskimiş) bir inşaatçı olarak “mühendislik erkekleri” ni keyifle okudum; kısmen hak versem de, hepimizin bu kalıba uymadığına da eminim (en başta ben tabiki)!
Bakın bu daha da güzel; ODTÜ’lü Hatun Nasıl Tavlanır? …
Çarşı-tunalı kızları: …. Bi şekilde araba ayarlıyacan yoksa unut bu işi. Tunalı kızları bunlar, bi de halk otobüsüne binip “iki öğrenci” uzatcak değil ya senin kara kaşın kara gözü için… Sonra başucu malzemesi olarak saç jölesi ve spreyi haftada bi alcaksın. Saçlar sürekli janti olcak yani. Hafif de sakal bırak, çok prim yapar bunlara kirli sakal. Sigaran kısa malboro değilse yaklaşma…..
Mühendislik kızları: ….Ulan hasta mısın? Hatun ne gezer mühendislikte? Hele makinada elektronikte inşaatta falan… Yanlış görmüşsündür sen! Ya da öğrenci değildir, hizmetli, muhasebeci falandır o! En son hesaplıyodu bizim arkadaşlar. Makinada 150 gram kız düşüyomuş erkek başına. Amman diyeyim!
Sonrasında ise 8 maddelik bir tavlama yöntemi var ki.. yazan Onur Görünmez i tebrik etmek istiyorum!
PS: daha geçenlerde ögrendim. hoccam.com diye odtü nün bir “social network” ü olduğunu. 7bin küsür üyesi ile Facebook un odtü versiyonu! Kim kimin arkadaşı, kim kime hasta olmuş, hakkında ne yazmış… kim kimi tıklamış… vs vs.. Şaştım kaldım! İnternette sosyalleşemeyen (daha doğrusu bunun sosyalleşme olduğuna inanmayan) bir kuşaktan olduğumu bir kez daha anladım.
March 10, 2007 No Comments
25 kişi ülkenin %9 u eder mi?
Forbes un 500 lük “en zengin” listesine göre ediyormuş!
gurur duysak mı bilmiyorum! bir önceki listeye göre zengin sayımız epey artmış, hatta japonları bile geçmişiz bu konuda. (sonunda bir işte geçtik ya.. şükürler olsun..!)
Toplam 25 çok (ama çok) zenginimiz, ülkenin toplam gelirinin % 9 unu götürüyormuş, biz kalanlara (60 milyon eksi 25) da kalan % 91 düşüyormuş.
Nasıl? Oldukça adil degil mi?
İşin en güzel tarafı, zengin sayımızın tüm bu kötü ekonomik durum içerisinde artabilmesi.. buna da artık “türk mucizesi” demeliyiz!
Sevgili Can Dündar dan bir alıntı yapmak istiyorum (yine), çerçeveletip asılacak kadar kıymetli, ölümsüz bir yazı olan “yağmurdan önce” den;
Ece Ayhan yıllar önce yazmıştı, “sizin yaşam standardınızı, yaşadığınız ülkedeki hayat vasatı belirler” diye…
Ortalama hayat sefil bir düzeye inmişse, evinizin çevresine çelik duvarlar da örseniz nafiledir…Bir sabah, yalınızın önünde, komşu gecekonduların kanalizasyon artıklarını buluverirsiniz. Altın kaplama musluk takımlarınızdan su akmaz , milyarlık otoyollarınızda sol şeritte seyreden bir at arabasını sollamak için yırtınırsınız. Avustralya’dan modem aracılığıyla geçmeye çalıştığınız “Çağ Atladık” başlıklı yazı, kenardan akan derenin taşması sonucu elektrikler kesildiği için gazeteye ulaşamaz.
Toplumsal ortalama, çağı yakalayamamışsa siz tek başınıza çağ atlayamazsınız.
Çünkü refah da aşk gibidir, paylaşıldıkça güzelleşir.
March 10, 2007 No Comments
Çinici herdaim savaşta!
Behruz Çinici, benim ODTÜ nün mimarı olarak (kısmen) saygı duyduğum bir insan. En güzel eserini mimrlık fakültesine yapmış olsa da, şu anda çalıştığım (ve kısmen de yaşadığım) bu binanın mimarı aynı zamanda.
Haberiniz var mı bilmiyorum! Eski milletvekili lojmanlarının arazisi TOKİ (toplu konut idaresi) ye devredildi ve yıkım kararı alındı. Yerine yapılacak binalar (sanırsam ultra lüks bir site) için yıkım da çoktan başladı.
Fakat, beklenen oldu tabiki ve Behruz Çinici TOKİ nin karşısına sert bir kaya gibi çıkıverdi..
Geçtigimiz yıllar içerisinde çalıştığım binada, sonradan yapılan odalara pencere açılmasına (penceresi olmayan odada florasan ışıkta çalışan arkadaşlarım var malesef) bile karşı çıkan Çinici, elbet binalarının yıkılmasına da karşı çıktı.
Bana göre bir pencere açmak, zaman içerisinde kullanım özellikleri değişen binaya yeniden hayat vermek anlamına gelirken, karşı taraf için mimari bütünlüğü bozmak idi… Behruz Çinici için ömrü 30 seneye bulmuş bu binanın dış cephesinde yeni pencerelerin olması, binanın içinde yaşayan insanların yaşam koşullarından daha önemli idi…
İşte bu noktada, mimarlık (her zaman saygı duyduğum bir meslek olsa da) insan için olmaktan öteye geçivermişti. Artık insanları binalara göre ayarlamamız/degiştirmemiz gerekiyordu… binaları insanlara göre şekillendirmemiz degil (ki mimarlığın asıl temeli bu olmalıydı)
Bu olay bana çok beğendigim bir sosyoloji kitabında okuduğum ”akılcılığın akıldışılığı” diye bir tanımı hatırlattı (malesef yazarı hatırlamıyorum)..
PS: Bu konudaki düşüncelerini benimle paylaşan (keyifle tartıştığımız) sevgili mimar arkadaşım Günseli ye teşekkür etmek istiyorum.
March 9, 2007 No Comments
Youtube yasağı!
Tam bir komedi..
Mahkeme kararı çıktı ve bir delinin hazırladığı Atatürk e hakaret eden video dan dolayı YouTube a Türkiye den ulaşım engellendi..
Harika oldu, bu yasakçı zihniyet sayesinde artık kafamızı kuma gömmüş bir devekuşu misali rahat rahat yaşayabilecegiz degil mi? Tüm dünya bizimle dalga geçsede, bizim haberimiz olmadığı için rahat edecegiz, degil mi?
saçmalık.. saçmalığın taa kendisi.. Şimdi DNS ler üzerinden youtube a erişimi engelledik (karşımıza çıkan ekran işte bu). Peki ne geçti elimize!
Bunun yolu kapatmak degil, dava açmaktır! ve işin çözümü bu davayı ABD de açmaktır. Yok mudur orada bizim bir elçiliğimiz ve onların avukatları?
Okumak isterseniz eğer, digg deki bu başlıktaki yorumlara bir göz atın.. akşam akşam sinirlerim gerildi iyice!
March 8, 2007 5 Comments
Cinnamon dolce latte
Heroes dan sonra o da Türkiye de!
Bir shot espresso,
Bol bol sıcak süt,
birazcık tarçın şurubu,
üstüne dilerseniz krema ve toz tarçın…!
Sonuç, sütlü, tarçınlı (ve tatlı) leziz bir içecek, o üstüne konulan kremanın bir kalori bombası olduğunu hatırlatıyor ama bu kahveyi şiddetle tavsiye ediyorum!
Bu aralar yolunuz bir starbucks ın önünden geçerse, lütfen girin ve deneyin (memnun kalmaz iseniz paranız iade)
March 8, 2007 No Comments
Dünya kadınlar günü .. kutlu olsun!
March 8, 2007 No Comments
Google sıralaması üzerine
Malum önemli olan google arama sonuçlarında ilk sayfada olabilmek, fakat yanlış bilinen buraya yükselmek için daha çok tık almanız degil! Ama daha çok link almanız..
Hala hayret ediyorum, meşhur haber protallarımız da (mesela hürriyet te) bile araştırmadan, kulak tan duyma bilgisizlik ile bunu haber yapıyorlar.
En yakın örnek, ermeni sorunu üzerine oldu.. Malum “armenian genocide” ile yapılan bir aramanın sonucunda ilk sayfa tamamen karşıt tezleri savunan sitelerden oluşmakta.. Oysa türk tezini savunan bir site (mesela ermenisorunu.gen.tr) ilk 5 sayfa da bile degil!
İlk sayfada olması önemli mi? Evet bence önemli… fakat sanılanın aksine bu sıralamada yükselmek için herkesin siteye bir sefer ziyaret etmesi de yeterli degil. (ki sevgili hurriyet neredeyse bağırarak “tıklayın.. tıklayın..” demişti)
İlk sayfaya yerleşebilmek için önemli olan, daha çok başka sitelerin size bağlantı (link) vermesi (+ bir de google ın kendi algoritmasının sizi sevmesi). Biraz daha açarsak, ne kadar çok farklı kaynaktan (siteden) size ulaşılabiliyor ise, siteniz sıralamada o kadar daha yukarı çıkacaktır.
Beni asıl şaşırtan, kendilerini haberci/gazeteci sayan bu insanların hayatlarında hiç google da “google page rank” araması yapmadan böyle bir haber yazabiliyor olmaları.
March 2, 2007 3 Comments

