Inbreeding üzerine
Inbreeding; ya da içbesleme diye türkçeleştirebilecegim terim akademik çevrede bir üniversitenin kendi mezununu hoca olarak alması manasına geliyor.
Rektörlerin kral olduğu universite demokrasilerine örnek, Ural Akbulut hocam (şimdiki ODTÜ rektörümüz) “ODTÜ’lü yerine Elazığ’dan birini almayı tercih ederim” diye gazetelere demeç verecek kadar Inbreeding e karşı.
Sebep, içbeslemenin üniversiteyi dışarıya kapatacağına ve zaman içerisinde kendisini geliştiremiyecek kadar aciz duruma düşecegine dair olan keskin (ve kutsal) inanç. Öyle kutsal ki, sinir bozucu bir şekilde kimse bunu asla sorgulamıyor.
Böyle mi gerçekten?.. gerçekten içbesleme üniversiteyi içine mi kapatıyor? görüntü de evet, ama ya uygulamaya geçince? Yıllar boyu bu yöntem ile kadrolarını güçlendiren ODTÜ, kendini ne kadar yenileyebildi? Yoksa eğitim de gelen ögrencinin kalitesine güvenerek yan gelip yatmayı mı, araştırma da ise ”bakın bizim kocaman teknokentimiz var” ile övünmeyi mi, tercih etti?
Peki ama ya kendi mezunlarına burun kıvıran ODTÜ nün yurtdışına okusun ve bana dönsün diye gönderdiği insanlarda aradığı “yüksek standartlar”; dönecegini bölüm, anabilim dalı vs deki mevcut hocalar ile olan sıcak ilişkiler, yök ten (belki) bir-iki tanıdık..!
Gidenlerin akademik yetkinliği, araştırmacı ve eğitimci yönleri…? Güldürmeyin beni! İçbesleme olmasında nasıl olursa olsun! Hatta elazığ dan bile olsun.
