Teoman – Paramparça
Saatim yok tam olarak bilemem
Biraz bira, biraz sarap önceydi
Nasıl oluyor; vakit bir türlü geçmezken
Yillar, hayatlar geçiyor?
Kayıp bir bavul gibiyim havaalanında
Ya da boş bir yüzme havuzu sonbaharda
Çok mu ayıp hala mutluluk istemek?
Neyse zaten hiç halim yok
Bugün benim doğum günüm
Hem sarhoşum, hem yastayım
Bir bar taburesi üstünde
Babamın öldüğü yaştayım
Bugün benim doğum günüm
Kelimeler büyüyor ağzımda
Bildigim bütün hayatlar
Paramparça
Takatim yok, yine de telefona sarıldım
Son bir özür için tüm sevdiğim kadınlardan
Aradım, mesajlar çıktı kapattım
Telesekretere konuşamayanlardanım
Bu şarkı üzerine yazılmış enfes bir Can Dündar yazısı okudum bu gece, yıllar öncesinden kalma.. ama zamanın eskitemediği yazılardan;
Maksim Gorki, 19.yüzyıl sonunda yazdığı “Boles” adlı öyküsünde Moskova’da bir apartman dairesinde karşılıklı oturan bir üniversiteli gençle, Polonyalı bir fahişenin komşuluklarını anlatır.
Polonyalı Tereza iri yarı, çirkin, biraz da geçkin bir kadındır.
Bir gün üniversiteli komşusundan kendisi için nişanlısına bir mektup yazmasını rica eder. “Mahzun kumrusundan” Varşova’daki Boles’e sımsıcak sevgi mesajları yazdırır…
Birkaç hafta sonra yeniden kapıya dayanır. Bu kez, nişanlısından kendisine gelmiş gibi bir mektup karalamasını ister üniversiteliden…
Bizim genç, bu tuhaf oyundan sıkılıp tersler Tereza’yı ve kapatır kapıyı…
Sonra pişman olup özür dilemek için kadının evine girdiğinde onu zavallı bir halde bulur. İtiraf eder Tereza, gerçekte ne Boles diye bir nişanlısı vardır, ne de mektuplaşabileceği başka biri… Sevgiye susamışlığından, kafasında bu oyunu kurmuştur. Kendisine, yani “mahzun kumrusuna” aşk satırları yazacak bir nişanlı uydurmuş, onun adına yazdırdığı satırları başkalarına okutarak böyle bir sevgilinin varlığına kendini inandırmıştır.
“Ne kötülük vardır ki bunda..?”
Delikanlı bunu öğrendikten sonra haftada iki kez Tereza’nın Boles’e mektuplarını yazar, sonra da Boles’in ona cevaplarını… Tereza ağlar bunları dinlerken; bir yandan da yalnız üniversitelinin söküklerini diker…
* * *
Teoman’ın N-Style’daki söyleşisini okurken bu hazin öyküyü anımsadım:
“Kendimi kötü hissettiğimde 19. yüzyıl romanları okuyorum” diyordu.
İtiraf etmeliyim ki, ben de haftalardır dilimde onun “Paramparça”sıyla geziniyorum. Ve bu şarkının sözlerinde Tereza’nınkine benzer bir sevgiye susamışlığı tadıyorum:
“Bugün benim doğum günüm/Hem sarhoşum, hem yastayım/bir bar taburesi üstünde/babamın öldüğü yaştayım/kelimeler büyüyor ağzımda/bildiğim tüm hayatlar/paramparça…”
Sahi, bu yaşta bir delikanlı niye doğum gününde yas tutar ki..?
* * *
Son bir ayda iki Teoman konseri izledim.
Bir stadyum dolusu gencin hep bir ağızdan “Bildiğim tüm hayatlar, paramparça” diye haykırışına tanık oldum.
Onun ağzında büyüyenlerin, kendi kuşağının kelimeleri olduğunu hissettim.
Şu anda Türkiye’nin en çok satan albümü bu… Adı “17…”
“Her şeyin satılık olduğu bir dünyada, mutsuzluktan sarhoş” olmuş. “Elveda zalim dünya” şarkısıyla kelebek kadar süren ömrünü noktalamış 17 yaşında bir gencin öyküsü var albümde…
Bugün 17 yaşında olanlar, 1983′te doğdular.
Büyük şehirde büyüdülerse, ne kan kokusu bulaştı gençliklerine, ne tank sesi böldü uykularını… Duvarlar, sınırlar, tabular yıkıldı onlar için; okullar, barlar, internet cafeler açıldı.
Niye öyleyse bu “iç kanama”..?
Teoman, beni çarpan bir sözcükle yanıtlıyor soruyu:
“Köksüzüz” diyor, “…tutunacak hiçbir şeyimiz yok”
1990′larda yapılan bir araştırmada gençlerin çoğu, kendi durumlarını 10 yıl öncesine göre “daha kötü” olarak nitelemişlerdi. (İMV-SAM/1995)
Hep “bir kabus dönemi” olarak tanıdıkları “80 öncesi”nde bugünden “daha iyi” olan neydi ki?
Belki şu:
Onlar, doğru ya da yanlış, bir yere kök salmış; tutunmuşlardı.
Sokaklarda cellat kol gezerken bile, “rüzgar gülleri”nin ölüm esintileri yerine daha iyi bir yaşam umuduyla döndüğü bir dönemdi o…
“80 öncesindekiler belki toplumu kurtarma uğruna gençliğini tam yaşamadı, ama -yanlış yöntemler içerse de- dayanışma, heyecan ve paylaşma duygularıyla büyük bir toplum projesi uğruna çaba gösterdi. Şimdi ise kendisi için kendine eziyet eden bir kuşak var” diyor Hayri Kozanoğlu… (Yuppieler, Prensler ve Bizim Kuşak, İletişim, 1993) ve bugünün “kalpsiz kuşak”ını “Bildiği şair adı bilgisayar markasından az olanlar” diye tanımlıyor.
* * *
Bugün, hepimizin bildiği bütün hayatlar “paramparça” iken, piyasada bunca çeşitli aşk şarkısı olması, aslında aşkın kendisinin var olmamasından mı acaba..?
Belki de birileri Gorki’nin üniversitelisi gibi bizim adımıza, olmayan bir sevgiliye yazıyor bu satırları…
Ve biz stadyumlarda toplanıp o mısraları dinlerken, aşk varmış gibi yaparak ağlaşıyoruz…
…yaralı kalbimizin sökükleri dikilirken bir yandan…
Aldım kalemi elime, bildiğim şairlerin adlarını yazıyorum.. bakalım geçebilecek miyim bu sınavı?
March 13, 2007 2 Comments
Inbreeding üzerine
Inbreeding; ya da içbesleme diye türkçeleştirebilecegim terim akademik çevrede bir üniversitenin kendi mezununu hoca olarak alması manasına geliyor.
Rektörlerin kral olduğu universite demokrasilerine örnek, Ural Akbulut hocam (şimdiki ODTÜ rektörümüz) “ODTÜ’lü yerine Elazığ’dan birini almayı tercih ederim” diye gazetelere demeç verecek kadar Inbreeding e karşı.
Sebep, içbeslemenin üniversiteyi dışarıya kapatacağına ve zaman içerisinde kendisini geliştiremiyecek kadar aciz duruma düşecegine dair olan keskin (ve kutsal) inanç. Öyle kutsal ki, sinir bozucu bir şekilde kimse bunu asla sorgulamıyor.
Böyle mi gerçekten?.. gerçekten içbesleme üniversiteyi içine mi kapatıyor? görüntü de evet, ama ya uygulamaya geçince? Yıllar boyu bu yöntem ile kadrolarını güçlendiren ODTÜ, kendini ne kadar yenileyebildi? Yoksa eğitim de gelen ögrencinin kalitesine güvenerek yan gelip yatmayı mı, araştırma da ise ”bakın bizim kocaman teknokentimiz var” ile övünmeyi mi, tercih etti?
Peki ama ya kendi mezunlarına burun kıvıran ODTÜ nün yurtdışına okusun ve bana dönsün diye gönderdiği insanlarda aradığı “yüksek standartlar”; dönecegini bölüm, anabilim dalı vs deki mevcut hocalar ile olan sıcak ilişkiler, yök ten (belki) bir-iki tanıdık..!
Gidenlerin akademik yetkinliği, araştırmacı ve eğitimci yönleri…? Güldürmeyin beni! İçbesleme olmasında nasıl olursa olsun! Hatta elazığ dan bile olsun.
March 13, 2007 Comments Off
