Posts from — February 2007
DRM üzerine
DRM; digital rights management ın kısaltması ..
Genelde müzik (ama film de olabilir) dosyalarının belirli bir pc ya da müzik çalarda çalınabilmesini sağlayan (ve taşınmasını engelleyen) bir teknoloji.
Apple in iTunes dan (Türkiye ye tek nota bile satmıyorlar), ya da Türkiye de power grubunun Powerclub ından satın aldığınız şarkılar DRM koruması altında yeryüzüne inivermekte..
DRM den nefret ediyorum… neden mi?
DRM, size aldığınız şarkıyı 1 kez cd ye yazma hakkı, 3 farklı müzik çalara aktarma hakkı.. vs gibi (sınırlı) haklar vermekte! zaten sorun da sınırlanmakta. Tamam iTunes un hediye kartları var ama, bu sistem ile hayatınızın aşkına içinizden geldigi anda bir şarkı bile hediye edemezsiniz..
“aşkım al sana 100 $ lık kart.. bozdur bozdur harca!” diyemem malesef!
DRM den kurtulmanın benim bildigim 3 yolu var
1.net te dolanan onca kırma programları ile şansınızı deneyebilirsiniz (ararken gelecek spyware ler de bonus track olacaktır elbet)
2. aldıgınız şarkıyı önce müzik cd si olarak yazmak, sonra drm den arındırılmış olarak tekrar rip etmek, mesela mp3 olarak, yeniden dijital ortama atmak (kulağı tersten tutmak ama.. en temiz yolu bu)
3. albümü satın alıp cd den rip etmek (eger benim gibi hala cd kuleleri yapmayı, ve kitap gibi biriktirmeyi seviyorsanız en şık olanı bu aslında)
Ben sevmesem de global müzik kartelleri (EMI, Sony BMG, Universal, Warner) nin DRM den vazgeçecegi yok!
Aslında bu yazıya başlamamın sebebi Apple ın başındaki Steve Jobs un dünkü yazısı…
İşte aldığım notlar;
- Şimdiye kadar 90 milyon iPod satılmış (ortalama 150-200$ dan hesaplayın)
- iTunes da ise toplam 2 milyar şarkı satılmış (tanesi 1 $ dan.. )
- Hemen bölelim, iPod başına 22 şarkı düşüyor.. (ama neden az demeyin, dünyanın yarısına iTunes kapalı ki)
- dolayısıyla bir iPod 1000 şarkı alıyorsa, bunun (ortalamada)sadece 22 si DRM li… geri kalanı serbest dolaşıma açık!
- Yetmedi, global olarak net ten DRM li satılan şarkı adedi yıllık 2 milyar,
- (korsan olmayan elbet) CD olarak satılan (DRM içermeyen) şarkı adedi ise 20 milyar …
- o zaman neden uğraşıyoruz ki.. zaten şarkıların çoğu (%90) korumasızken, geri kalan (%10) unu da serbest bırakalım, olsun bitsin!
Let the world be DRM free!
Ben demedim, Jobs amca dedi!
… konu apple dan açılmışken, net te dolaşan harika bir konsept var;
“life is random!”
February 7, 2007 1 Comment
Poster yapmak isteyenlere!
Bugün (yine) digg de buldugum bir haber ile basit ama başarılı (ve hatta ücretsiz) bir program keşfettim.
Rasterbator! isim komik belki ama resimde görüldüğü gibi harika posterler yapıp, duvarınızı süsleyebileceginiz bir program(cık).
Öncelikle programı buradan indiriyorsunuz, kurulum bile istemeden, adım adım, çektiginiz ya da sevdiginiz bir resmi A4 boyutlarında onlarca (hatta yüzlerce) parçaya bölüyorsunuz. Önemli olan nokta aralığını (dot size)seçebilmek!
Unutmadan, sonunda size pdf formatında bir dosya hazırlıyorki, size de çıktı alıp asması kalıyor..
:)
February 6, 2007 No Comments
Kızkulesi ve Topkapı
Masal kenti İstanbul dan bir resim daha.
2005 ekim ortalarındaki bir gezi den kalma…
Tekrar degiştirinceye kadar yeni başlık resmim bu olsun istedim.. (tamam biraz sıkıştırdım ama kulenin üstündeki bayraktan vazgeçemezdim, degil mi?)
Kızkulesi aşıkları için de resmin orjinal halini aşağıya ekliyorum.
February 6, 2007 No Comments
let the VA fly!
Gecenin bir yarısı, uyku tutmadı beni.. digg de dolaşırken ilginç bir haber ile karşılaştım; amerikanın eski ama yeniden uçmayı planlayan havayolu virgin america (VA) nın uçak içi eglence sistemi (in-flight entertainment system) ni tanıtan etkileyici bir video!
Uydu kanalları, mp3 arşivi, uçakta Doom (hatta digg yorumları arasında havada lan içerisinde kapışma planları yapanlar bile bulunmakta), yemek siparişi (ödeme kredi kartı ile ve pos makinası da ekranın hemen altında).. ama en komigi bence koltuklar arası chat; türkiye de ne amaçlar ile kullanılabilecegini düşünmek bile istemiyorum!
3 dakikalık tanıtım videosunun sonunda (ekranın içine tam da düşecekken), letvafly.com (logo reklam arası birşey) beliriyor! Bu kadar teknoloji ile neden uçamıyorlar derken, biraz daha okuyup ögreniyorum.
VA ismine yatırım yapanın (% 25) ingiliz olmasından dolayı henüz amerika içerisinde ticari uçuşlar için izin alamamışlar (hatta ilk başvuru reddedilmiş).
İlginç degil mi, Biz kurulmuş her şirketimizi (telekom, bankalar vs..) ona buna satmaya çalışırken, kapitalizmin kralları kapılarını yabancılara neden açmıyorlar? Sorun bizde mi, yoksa onlarda mı?
Not: henüz piste çıkmasalarda, VA nin kupaları, tshirtleri ve çıkartmaları çoktan satışa sunulmuş! (işte en saf kapitalizm bu olmalı)
February 4, 2007 1 Comment
İstanbul vizesi?
Başbakanımız geçen gün sordu, kürsüde tabiki (sever ya oradan konuşmayı hep), “Neden geldin istanbul a, paran var mı?“…
varsa; gel! Hatta sana yeni bir gökdelen daireside satalım.
yoksa; gelme! Ne işin var senin istanbul da, boğazı görsen ne olurki, sen git şimdi köyüne, seçimde bana oy ver yeter ….
Kaç sene belediye başkanlığı yaptığı, hatta içinde doğup büyüdüğü, kenti tanımaktan, sorunlarını anlamaktan (çözmesi konusunda herhangi bir umudum yok elbet) bu kadar aciz bir insan olabilir mi?… Önerdigi çözüme bakın.. vize koyalım da gelenden hesap soralım! Tam bir dikta çözümü. Bu adamdan başka ne beklenebilir ki..
O zaman açalım birer istanbul konsolosluğu her ilde, dikelim kapısına nemrut suratlı hatunları, sorsunlar bize… “gidiyosun emme!.. niye, kaça.. nasıl.. nerede…” hatta yeni bir pasaporta da gerek yok, mevcut pasaportlarımıza yapıştırsınlar istanbul vizemizi… yetmedi, çıkış harcıda alsınlar..
Vize nin anayasaya aykırı olacağını düşündüm önce;
MADDE 23. – Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
Sonra baktım ki… “Yerleşme hürriyeti, ……sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ….. Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.”
Demokratik anayasa dedikleri bu olsa gerek? Önce hakkı ver, sonra sınırla..
Bugünkü Cumhuriyet te başbakana verilecek en güzel cevabı okudum, Ali Sirmen artık 1-2 kuşak önce göçenlerinde göç ten şikayet ettigini söylüyor ve sonra RTE ye “keşke babasına ve dedesine sorsaydı aynı soruyu, aldığı yanıtla belki gerçeği anlardı” diye sesleniyordu.
February 3, 2007 No Comments
hayat bildigi gibi gelsin!
Geçen gece radyo da dinledim bu şarkıyı.. Sezen in hüzünlü sesi mi, yoksa Ceza nın can yakan sözleri mi? kaptı birisi beni.. aldım başımı gittim!
Gelsin… hayat bildigi gibi gelsin!
İşimiz bu yaşamak..
unuttum bildigimi doğarken,
umudum ölmeden hatırlamak!
…..
kazanmak herkes ister,
ne istedigini bilmektir önemlisi,
var mı listen?
hayallerin, hırsın, ve cesaretin?
Aslında bu Ceza nın benim bildigim (Neşe kız sağolsun) ilk düeti de degil dedikten sonra, müzik arşivimin tozlu baytları arasına daldım… ve Candan Erçetin in Melek albümündeki Şehir i çıkartıverdim.. Yine büyüleyici bir ses ve yine içimi yakan sözler!
Gel.. biz şehrin havasına hiç uymayalım,
birbirimize verdigimiz sözlerin hepsini tutalım..
Birde şehirli türkü tutturup karşılıklı seninle,
Şehre inat.. dert üstüne dert koymayalım.. ayrılmayalım!
February 2, 2007 1 Comment
wham, last xmas
Zaman makinasına binsek.. 90 ların üzerinden (hiç aşağı bakmadan) hızlıca geçiversek:
90 ların o ayrılık, ihanet, cinsellik ve para kokan şarkılarını hiç dinlemesek; “Sen beni terk ettin ama bak hala yaşıyorum” (destiny’s child – survivor), “araban bile yok ama benimle çıkmak istiyorsun” (tlc – no scrubs) ….
20 küsür sene öncesine uçuversek.. dünyanın daha genç ve masum olduğu 80 lere iniversek sonra.
saçların kabarık, elbiselerin bol ve vatkalı olduğu, george michael in hala(?) heteroseksüel olduğu yıllara dönüversek…
şarkıların gerçekten aşk tan bahsettiği, bir öpücük üzerine besteler yapıldığı zamana yolculuk yapabilsek…
February 1, 2007 No Comments



