Posts from — January 2007
Yoruldum..
Daha sabahın 10:30 u bile olmadı ama yoruldum..
Odamın şeklini degiştirdim, sırf dört duvar olmasın hayat diye, degişiklik iyi gelir dedim… geldi belki.. ama insanların zihnini, beyinlerini, mantıklarını, düşünce şekillerini, işleyişlerini, degiştiremedikten sonra neye fayda ediyor ki? 4 duvar bunlardan koruyamıyor ki!
Dün gece google-earth te bilmedigim ama görmek istedigim şehirlerin üzerinde uçarken, düşler kurarken, bu sabah tüm enerjimle tam da oturmuşken.. tekrar düşüvermek..
Yoruldum tüm bu iniş çıkışlardan!
Pes etmek kolay, mücadele etmek zor olan! biliyorum.. ama bazen de ayağa kalkabilmek için şarkılar bile yetmiyor.
January 30, 2007 2 Comments
Wolfowitz in çorapları
Sabahtan beri okuyup okuyup gülüyorum! Haber müthiş..
Dünya bankasının başkanı cami ziyaretinde delik çorapları ile paparazzilere yakalanmış!
gerçi haberdeki fotograf ona ait degil; “takım elbisesinin altına giydiği spor ayakkabıyla…”, malum resimdeki ayakkabılar hiç de spor degil!
Sanırsam bizim paparazziler cami içerisinde resim çekmeyecek kadar akıllı(?) insanlar, oysaki eminim şöyle bir boydan resim (delik çoraplı elbet) nasıl da güzel olurdu?
Benim anlamadığım bu gibi adamların nerede ne zaman ne yiyecekleri, konuşacakları, içecekleri ve hatta … önceden belli degil midir? Yani peşlerinde koşturan bir sekreterleri, ya da özel asistan mı dersiniz ondan yok mudur? O zaman programa bakıpta ”13:45 : selimiye camiii..!” yi gördükten sonra, delik çorapları ayağına geçirmenin ne sebebi olabilir ki?
Herhalde, camiye girerken müze gezer gibi ayağına galoş takacağını düşünüyordu!
Aklıma nedense erbakan ın oğlunun (ya da kendisinin, hatırlayamadım şimdi) giydiği (ve bir cuma namazında da ortaya çıkıveren) versace çorapları geliverdi.. Gerçi gözden kaçacak gibi degildi, adam secdeye varmıştı ve markanın logosu adamcağızın tabanın yarısından fazlasını kaplıyordu!
January 29, 2007 Comments Off
Naked..
Bu sabah uyandığımda
bana bir günü daha geçirtecek
maskemi yüzüme taktım,
içinde nasıl hissettigim önemli degildi,
çünkü hayat bazen bir oyun gibi geliyordu.
Ama sonra, sen geldin yanıma,
Beni korkularımdan uzak tutan
Duvarlar kayboldu birden,
Savunmasız kaldım,
Bak nasılda açıldım.
Sen bana güvenmeyi ögrettin.
Çünkü daha önce hiç böyle hissetmemiştim,
Senin yanındayken
çıplak gibiyim,
Belli oluyor mu?
Sen benim içimi görüyorsun,
ve ben saklanamıyorum..
Senin yanındayken
çıplak gibi hissediyorum,
ve bu çok doğru geliyor.
Hatırlamaya çalışıyorum,
maskemin düşmesinden ve
kendim olmaktan
Neden korktuğumu!
Sanırsam, tenimin içine sığmama yardım eden
senin gibi birine hiç sahip olamadım!
Müzik arşivimim tozlu baytları arasından çıkıveren bir şarkı, nedense bu karlı pazar gününe çok uygun geldi!
January 28, 2007 Comments Off
Bir garip ülke
Her zaman yanlış yöne bakıyoruz.. ya da benim baktığım yön çoğunluğun (medyanın) baktığı yön olmuyor hiçbir zaman!
En son 99 depreminden sonra hissetmiştim bu duyguyu, onca acıyı yaşayıp, onca insanı kaybettikten sonra (inşaat çı yanım) artık binaların deprem dayanımına daha çok önem veririz derken; herkes (ama herkes) zemine kafayı takıvermişti. İstanbul un zemin haritalarına göre emlak fiyatları çalkalanır olmuştu. Şüphesiz zemin yapısı da önemli, ama depreme dayanıklı binalar yapmaktansa, deprem odası, yatağı, otu.. vs yapıvermek bu ülkede olur ancak işlerdendi.
Son dönemin haber başlıklarına bakıyorum da, çocuk pornografisinde suçlu (bununla tatmin olan o igrenç zihniyet degil de) internet kafeler oldu, ya da kanlı bir cinayetin geçmişi, bağırarak geliyorum deyişi sorgulanmazken, kafaya takılan ölenin ardından okunan fatiha oluverdi. Sonunda tanrı da ayırımcılığın keskin kılıcı altında kalıverdi!
Aslında şaşırmamak lazım, bu ülke degil miydi olmayan karakterler yaratıp okendi suçunu onlara yükleyen… Marketteki süte zam geldi; kahrolsun enflasyon canavarı. Bayram yolunda 154 kişi öldü; trafik canavarı iş başındaydı..
Düşünüyorum da, onca canavar arasında tek tutunamayan malesef van gölü canavarı oldu. Oysaki en zararsızı da o idi…
January 25, 2007 Comments Off
AA
Bitti.. gerçekten bitti! Doktora yeterlilikte başlayan çile(m) bugün (az önce) sona erdi. Sabahtan bu yana bekledigim haberi az önce aldım (Sebay hocam sağolsun); derslerimin kapanışını, son dersimi, birbirine yapışık iki A ile yapıverdim…
Çok ama çok rahatladım. Mutluyum, keyifliyim.. dışarıya fırlayıp zıplamak geliyor içimden.
Biraz da hüzünleniyorum; yelken açmanın, artık bu sakin limandan ayrılmanın zamanı yaklaşıyor diye.
January 24, 2007 2 Comments
Can ın satırları..
17 yaşında, belinde silah, cebinde 1 lira…
önce namaz kıldı, sonra namluyu kendisi gibi düşünmeyene çevirdi..
profile bak, çok tanıdık degil mi?
“münferit bir eylem” nutukları henüz başlamadı, ama “dış mihraklar” çoktan başladı..
rte “kanlı ellere gereken cevap verilecek” demiş… çok geç be recep! çok geç..
Gözlerimizin önünde minnacık bir haber daha var..
“İstanbul Valisi Muammer Güler, Vali Yardımcılarından Ergun Güngör’ün makamında Hrant Dink’e uyarılarda bulunan kişinin istihbaratçı olduğunu açıkladı.”
Uyarı için seçilen mekan çok ilginç, uyarmaları nezaketlerinin göstergesi elbet ama nedense(!) benim aklıma sevgili Can Dündar ın susurluk u anlattığı Ergenekon isimli muhteşem kitabı geliverdi..
Sevgili Can ın yüreginden dünkü güncesine inanılmaz güzel satırlar akıvermiş.. bir kısmını paylaşmak istedim;
“Bu köşede ahkam kesmediğimi bilirsiniz; ama şimdi yazacaklarımı ateşten bir mühür gibi yüreğinize kazımanızı rica ediyorum:
Milletler birbirine düşman olmaz.
Tersine milletler birbirine dosttur; o sayede Osmanlı, 700 yıl 77 milleti kardeşçe bir arada yaşatabilmiştir.
Kör bağnazlık, din fanatizmi, ırkçı milliyetçilik virüsü yayılınca başlamıştır kin, garez, düşmanlık…
Milletler birbirine düşürülmek istenmiştir.
Türkiye halkları nadiren bu oyuna gelmiştir:
Mesela 1915’te…
6-7 Eylül’de…
Madımak’ta…
Ama çoğunluk, çoğu zaman komşusunu kardeş bilmiş, ona kol kanat germiştir.
1915’te Fransız’la birlikte yaşadıkları toprakların işgaline destek olanlar bu ülkenin Ermeni yurttaşlarıydı…
Onları bir gecede çoluk çocuk, suçlu suçsuz ayırt etmeden, evlerini barklarını terke zorlayıp tehcire yollayan, bu ülkenin İttihatçı yöneticileriydi.
Onları yolda bebekleriyle birlikte süngüleyen kalleş çeteciler de bu ülkenin Türk, Kürt yurttaşlarıydı…
Burada “Ermeniler dosttu, Kürtler düşmandı, Türkler zalimdi” genellemeleri yapamayız, yapmamalıyız.
Ancak ırkçı faşistler, milletleri topyekün dost ya da düşman ilan ederler.
Biz, ihanet eden Ermenilere karşı, yanımızda olan, evimize sığınan Ermenilerin kardeşiyiz.
Biz, onları göçe zorlayan İttihatçıların değil, onlara göç yolunda su veren, çocuklarını evinde gizleyen Türklerin, Kürtlerin torunu olmakla gururlanırız.
Biz, onları göç yolunda katledip mallarına el koyanların değil, acısını hala yüreğinde duyanların soyundan geliyoruz.
Kardeşliğimiz, soy, ırk, din, mezhep temelinden gelmiyor; kardeşliğimiz, insanlık ortak paydasından geliyor; kardeşliğimiz vicdan sızlamasından, can yanmasından, gözyaşından geliyor.
O sayededir ki ASALA tarafından şehit edilen diplomatlarımız ve Hrant Dink için aynı anda ağıt yakabiliyoruz.
Bizler, yani vicdan sahibi Türkler, Kürtler, Ermeniler, Aleviler, Sünniler, Süryaniler; vicdansız Türklere, Kürtlere, Ermenilere, Alevilere, Sünnilere, Süryanilere karşıyız.
Kavga, bu ikisinin kavgasıdır.
Yalvarırım bunu aklınızdan çıkarmayın.
Bunu aklından çıkaran ulusların sonunu görmek isteyenler, Bağdat’a, Beyrut’a baksınlar; ne demek istediğimi anlasınlar.”
January 21, 2007 1 Comment
Son final
Dün, 20 ocak… son finalime girdim (inşallah)..
Çalışmak öyle zor geldi ki.. sebep yılların getirdigi bir ders yılgınlığı, bu dersi almama sebep olan olaylar zincirinin saçmalığı (doktora yeterlilik denen o akıldışı sınav) ve aklımda dolanıp duran bitirmem gereken işlerin bitmeyen ağırlığı idi!
Cuma gecesi %40 (belki daha az) verimle çalışırken, greys in son bölümünü de izledim, saat 2 de başlayan fırtınanın savurduğu yaprakları da.
Bu arada Greys Anatomy, altın küre ödüllerinde en iyi dizi (best drama) ödülünü almış; hem bekliyordum (muhteşem bir 2. sezon sonu vardı çünkü) hem de beklemiyordum (malum rakipleri çok sıkı idi).
Dün, 20 ocak, Neşe(m)’in doğumgünü idi.. kıtaları ve okyanusu aşan kutlama trafiğinde saat farkı onu uykusuz bırakmış olsa da, sesi keyifli geliyordu. Nice yıllara can kızım; keyifle, neşeyle ve sağlıkla!
Yoğun bir hafta geçirdim.. Sevgili Deniz ve Günseli nin yeni ve sıcacık bir evleri oldu geçtigimiz salı. Güle güle ve keyifle oturun kızlar!
Onlar ile birlikte, ankara da hizmet sektörünün hiç de ucuz olmadığını keşfettik bu hafta. Ev için boyacı, elektrikçi, camcı .. vs ararken hem duydugumuz fiyatlar ile şaşırdık (yarım milyara sadece balkon camı lastiklkerini degiştiriyorlardı), hem de bol bol eğlendik;
Balkon kapama uzman yardımcısı: “eşinize selamlar musa bey”
Ben: “???!!@!? …”
Dün gece şehrin sevdigim (ama bir süredir sevgili belediye başkanımızın başlattığı anlamsız kavaklıdere kavşağı çalışmalarından dolayı gidemediğim) semtlerinde idim.
NewCastle-Çevre de hem servis çok iyiydi (adamlar ankara nın en hızlı garsonları olmalı), hem de müzikler muhteşemdi (Frank Sinatra lı bir playlist elbette beni mest etti).. GOP-starbucks ın önünde ise yine 2. sıra araç parkı oluşmaya başlamıştı (deynekçi amca da devletin yolundan park ücreti almaya devam ediyordu).
Sohbeti bol keyifli bir akşamdı… ama dün gece gözlerim Erdem i çoook aradı!
January 21, 2007 3 Comments
Bir can daha!
Bugün, bu ülkenin topraklarında, düşünen, üreten ve yazan bir insan daha öldürüldü.. Daha önce olduğu gibi.. ev ya da iş çıkışında, sokak ortasında, gün ortasında.. Daha önce olduğu gibi silah kaleme çevrildi, namlu düşünceye döndü ve kurşun özgürlüğe saplandı…
Hrant Dink i bugün kaybettik!
Bugün (insan demeye dilimin varmadığı) bir yaratık Hrant Dink i, sadece kendisi gibi düşünmüyor diye gün ortasında, sokak ortasında öldürdü… Başımız sağolsun!
Ankara ya bakıyorum da! Çetin Emeç bulvarı, Ahmet Taner Kışlalı spor salonu, Uğur Mumcu caddesi… Düşünürlerini sadece tabelalar da koruyabilmiş bir ülkenin başkenti, degil mi?
January 19, 2007 Comments Off
