Posts from — December 2006
MSN botları…
Son 1 aydır, ne zaman msn e giriş yapsam, onlarca pencere ile karşılaşıyorum: “dallamanın_teki@homail.com has added you to his/her contact list” ..?!#@!… hergün bu pencereleri “block” lamaktan gına geldi..
Önce ciddi ciddi karşımdakinin insan olduğunu düşünürken, giriş -block – çıkış tan (1 saniye) sonra tekrar girdigimde yine aynı isimler ile karşılaşınca, bunların bot olduğunu ancak kavrayabildim..
Msn in ise bana bu konuda sunduğu iki seçenek var;
1. Cümle alem sizi listesine ekleyebilir ve buna siz bir b.. diyemezsiniz!
2. Sizin izin verdikleriniz ekleyebilir, onun dışındakiler için böyle muhteşem pencerelerniz olur!
.. Bill Gates e bir kez daha teşekkür ve sevgilerimi iletiyorum!
1 haftadır (ara sıra) google da arıyorum ama şimdilik bu soruna bir çare bulabilmiş degilim… Herkesler söz birliği etmiş gibi 2. seçenege geçin diyor..
Ciddi ciddi msn in artık suyunun çıktığına inanmaya başladım ve Google Talk a geçmeyi düşünüyorum!
December 13, 2006 4 Comments
Asker Erdem
Zaman çabuk akıyor.. bu sabah kalktığımda bunu düşünüyordum.. daha 4 ay önce, sıcak bir yaz günü ege ye doğru birlikte yola çıktığım adamı, bu sabah askere uğurladım.. O yaz günü, arabada sohbet ederken, asırlar kadar uzak görünen gün sonunda gelip kapıya dayanmıştı.
Bu sabah, puslu bir ankara gökyüzünün altında, aşti de, sımsıkı sarıldık ve ayrıldık.. otobüs giderken.. ardından.. zaman su gibi aksın diye sular döktük… Yerküreye dağılmış tüm sevdiklerim gibi, Erdem de giderken yanında benden bir parça aldı götürdü.
Şimdi gece yaklaşırken bu şehirde.. ay bulutların arkasında saklı iken.. gece buz gibi sessiz iken, elim istemsizce telefonuma uzanıyor; oysaki biliyorum.. her sevindigimde, üzüldügümde konuştuğum ya da sırf sesini duymak için aradığım dostum a bu gece ulaşamayacağım.
Bu gece anlıyorum ki, ayrılıktan daha zor gelen konuşamamakmış…
December 12, 2006 2 Comments
Maddy, Confession
Gelmedi.. İstanbul a.. oysa ne de çok beklemiştim gelsin diye.. Koşa koşa bilet almaya ilk gidenlerden olacaktım.. hayatımın 3 te 2 sini muhteşem şarkıları ile süsleyen bu kadını sahnede görmeyi deli gibi istiyordum..
Olmadı işte… başka bahara kaldı!
Bu akşam.. son 1 saattir.. oturmuş youtube dan konser videolarını izliyorum. Muhteşem bir performans, harika bir gösteri, dinlemeye doyulmaz şarkılar..
Turne den birkaç şarkı seçtim:
Önce.. sahneye girişi ile olay olan Live to Tell;
“A man can tell a thousand lies
I’ve learned my lesson well
Hope I live to tell
The secret I have learned, ’till then
It will burn inside of me”
Sonra… ilk gençlik yıllarımın şarkısı.. La Isla Bonita;
“Last night I dreamt of San Pedro
Just like I’d never gone, I knew the song
A young girl with eyes like the desert
It all seems like yesterday, not far away”
ve son olarak.. Music;
“Music makes the people come together
Music makes the bourgeoisie and the rebels”
December 12, 2006 No Comments
300bin $ davalık olmuş…
Bir süredir bekliyordum, ilk kim dava açacak diye.. sonunda olmuş, tüm kadınlar derneği (böyle bir dernek varmış.. cidden varmış) Binbir gece dizisini, son bölümdeki 300bin $ lık ahlaksız teklif ten dolayı dava etmiş..
Mantığım geriye doğru işleyince şaşırıyorum ister istemez.. malum bu dizide asıl “ahlaksız” teklif ilk bölümdeki 150bin $ idi.. şimdi iş inada binmiş gibi bir durum söz konusu ve fiyat tırmanışta..
Peki bu dernek neden ilk bölümden sonra degil de fiyat 2 ye katlanınca dava açmaya karar vermiş, sormalıyız degil mi? Acaba ahlaksız teklifin yeterince ahlaksız olabilmesi için bir $ sınırı mı vardı? Kendilerince sebep hazır, habere göre bu teklif artık ilkokula bile düşmüştü… Malum geçenlerde bir ilkokul (4. sınıf) ögrencisi kız arkadaşına “ahlaksız” teklif te bulunmuş.. ögretmeni (mantıklı bir hareket ile) tüm velileri çağırıp “neler izletiyorsunuz çocuklarınıza” demişti…
Dernek üyeleri ögretmenin (haklı) sözüne uyup “çocukların tv başında geçirdikleri saatlere” takılmak yerine, popüler olanı yapmışlar, ve bence kendi derneklerinin adını duyurmanın en kolay yolunun dava açmak olduğuna karar vermişler.. hiç şaşırmadım inanın.
“kadınlar aşağılanıyormuş”.. evet kadınlar bir cinsel obje olarak tv de hergün 24 saat boyunca aşağılanıyorlar, kullanılıyorlar.. yerden yere vuruluyorlar.. öyle çok örneği varki ekranda.. bence bu dizi onların yanında hafif kalır.
Kimse hatırlamıyor yine.. kaynana yarışmalarını.. eve kapatılan 12 hatun (mal) içinden oğullarına gelin seçen anaların çocuklarımıza kattıklarını unuttuk degil mi? O yarışmanın ucunda da para vardı degil mi? Hem de çil çil altın vardı degil mi? Evlilik mi? Güldürmeyin beni.. Para için ruhunu çoktan satmış, yatağa girmeye ise can atan hatunların, yaptıkları fahişelik için uydurdukları kılıftı evlilik masalı!
December 11, 2006 No Comments
Ahora quien
Bir Anthony ve Lopez düeti olan No me Ames i bulduğum albümde, daha ilk dinleyişte bayıldığım bir şarkı daha keşfettim.. Ahora Quien.. now who.. şimdi kim?
Çok klişe belki ama.. müzik evrenseldir derler ya.. işte bu şarkıyı (ispanyolca sözlerini anlamadan) dinledigimde hissettigim duyguları, sözlerin ingilizce çevirisinde okurken bulunca çok da şaşırmadım! Belki ispanyolcanın akdeniz kokulu tınısından, belki Anthony nin içten yorumundan… belkide aşkın gerçekten dilinin olmamasından!
“Who are your arms going to deceive now
Who are your lips going to tell lies to now
To whom are you going to say “I love you” now
And later in the silence you will give your body
You will spend the time on the pillow
A thousand hours will pass in your gaze
Only they will spend the life loving you
Now whom?
And who’s gonna write poems and letters to you
And who’s gonna tell you his fears and faults
Who are you gonna let sleep on your back
And later in the silence to whom will you say “I love you”
Whose breath will you stop on your face
Who will lose his way on your gaze
And who’ll forget his life while loving you
Now whom?And now whom? If it’s not me
I look at myself in the mirror and I feel stupid, ilogical
And then I imagine you giving away the scent of your skin,
Your kisses, your eternal smile and even your soul in a kiss
The soul’s in a kiss
And the kiss that could be is in my soulWho are you gonna leave your aroma in the bed to?
Who’s gonna be left with the memory tomorrow?
To whom will the hours calmly pass?
And then in the silence he’ll want your body
Time will stop in whose face
Who’ll spend a thousand hours on the window?
Whose voice will come to an end calling you?
Now whom?
Now whom?And now whom? If it’s not me
I look at myself in the mirror and I feel stupid, ilogical
And then I imagine you giving away the scent of your skin,
Your kisses, your eternal smile and even your soul in a kiss
The soul’s in a kiss
And the kiss that could be is in my soul”
December 8, 2006 No Comments
Quickchina da gol atmak!
Quickchina da bir akşam yemeği yenmektedir.. yemekler enfes, sohbet koyudur ama doğa çağırmaktadır… masadaki eşsiz lezzetlerden bir süreligine ayrılan adam, yüzünde hain bir gülümseme ile geri döner… ve “çok ama çok gol attım” der!
Sanırsam başlık ve fotoğraf yeterli…
Fotograf geçtigimiz cuma akşamından kalma.. sevgili Erdem mor rengindeki (pek bi şuh sormayın) memory stick ini bugün masamda unutunca (tamam düşürünce) elime geçirebildim.
Tüm merak edenlere itaf olunur… Resim için canım Erdem e teşekkür ediyorum!
Video mu? Tövbe tövbe.. :)
December 8, 2006 1 Comment
Nobel günü..
Orhan Pamuk bugün nobel edebiyat ödülünü alıyor.. tarihte bir türk ilk defa nobel alıyor.. akademik yanım birgün bu odülü bilim ile de alabilmeyi diliyor.. yazı yazmaya ve okumaya tutkun yanım ise düşler kuruyor.
Dün inanılmaz güzel bir konuşma yapmış Orhan Pamuk İsveç Akademisi’nde.. daha önce söyledigi gibi kendi dilinde .. Türkçe.. ve bu oldukça uzun konuşmada neden? sorusuna harika bir cevap vermiş;
“Ben, ötekiler, hepimiz, bizler İstanbul’da, Türkiye’de nasıl bir hayat yaşadık, yaşıyoruz, bütün dünya bilsin diye yazıyorum. Kağıdın, kalemin, mürekkebin kokusunu sevdiğim için yazıyorum. Edebiyata, roman sanatına her şeyden çok inandığım için yazıyorum. Bir alışkanlık ve tutku olduğu için yazıyorum. Unutulmaktan korktuğum için yazıyorum. Getirdiği ün ve ilgiden hoşlandığım için yazıyorum. Yalnız kalmak için yazıyorum. Hepinize, herkese neden o kadar çok çok kızdığımı belki anlarım diye yazıyorum. Okunmaktan hoşlandığım için yazıyorum. Bir kere başladığım şu romanı, bu yazıyı, şu sayfayı artık bitireyim diye yazıyorum. Herkes benden bunu bekliyor diye yazıyorum. Kütüphanelerin ölümsüzlüğüne ve kitaplarımın raflarda duruşuna çocukça inandığım için yazıyorum. Hayat, dünya, her şey inanılmayacak kadar güzel ve şaşırtıcı olduğu için yazıyorum. Hayatın bütün bu güzelliğini ve zenginliğini kelimelere geçirmek zevkli olduğu için yazıyorum. Hikâye anlatmak için değil, hikâye kurmak için yazıyorum. Hep gidilecek bir yer varmış ve oraya tıpkı bir rüyadaki gibi bir türlü gidemiyormuşum duygusundan kurtulmak için yazıyorum. Bir türlü mutlu olamadığım için yazıyorum. Mutlu olmak için yazıyorum.”
Yıllarca bu soruya cevap arayıpta bulamamış bir filozof gibi mutlu oldum bu satırları okurken, teşekkür ediyorum!
Bugünkü törene muhtemelen çok sayıda Türk katılacak, ama benim gözlerim İsveç Akademisi tarafından törene davet edilen (davetiye de ismi altın yaldızlar ile yazılan) sevgili Alevgül ü arayacak.
December 8, 2006 No Comments
Cebimdeki kurbağa!
Sonunda cebimde taşıyabileceğim bir kurbağam oldu.. Erdem elinde bir dolu (ama hepsi böyle yeşil yeşil) çıkartma ile kapıma dayanınca sevinmiştim önce; sonra asıl niyetini açıklayınca çetin bir mücadele başladı aramızda.. sonuç mu? resimde görüldüğü üzere kaybettim!
Artık elimi her telefonuma attığımda sevebileceğim, başta bana kuybalı oyuncaklar alma işini başlatan pirenses İpek ve sonra bu işe telefonumu bulaştıracak kadar azimli asker Erdem olmak üzere iki canımı hatırlayacağım; sinsi bakışlı, şakacı suratlı, tam da zıplamış ve düşmek üzere olan bir kuybam var … hani derler ya “ölsem de gam yemem artık” diye!
December 7, 2006 4 Comments



