Lifelog of Musa Yılmaz

İstanbul Güncesi: 24 / 12 / 2006

01:02 – Fatih Ekspresi – Polatlı & Eskişehir arası bir yerde

Kaçtım mı? Hayır! Sadece geride bıraktım Ankara yı, benim sadık şehrimi. Biliyorum dönünce yine bekleyecek beni, sadık bir eş gibi huzurlu kollarını açmış kapıda bulacağım onu. Oysa, ben yerinde duramayan arsız bir delikanlı gibi onu aldatmaya gidiyorum. İstanbul, gözleri işveli bir fahişe gibi bekliyor beni.

08:06 – Kadıköy – Beşiktaş iskelesi

Puslu bir İstanbul karşıladı beni. Galata kendini uzaktan zar zor gösterebiliyordu. Pazar sabahının sukunetine inat koşuşturan insanların sessizliği, martı çığlıkları ve vapur sesleri arasında kayboluyordu. Tüm bu dinginliğin ortasında, iskelenin hemen yanındaki büfenin sandalyelerine oturup çay içtim.. sultanın sarayının karşı sahilinde.

Yine ilk işim akbil ime para yüklemek oldu, ama bu sefer fazla yüklemişim, daha doğrusu geçen sefer çok harcamamışım.. sağlık olsun dedim. Artık Cadde ye gitmenin zamanı geldi degil mi? Birazdan karşımda duran minik sarı dolmuşlara doğru hareket edeceğim.

08:45 – Caddebostan – Bağdat Caddesi

Sabah sabah ne de huzurlusun cadde.. ah nerede o şıkır şıkır giyinmiş 4 mevsim bronz tenli kızların, o lüks arabaların ya da göz kamaştıran gece ışıkların. Tıklım tıklım dolu olan kafelerin, magzaların hala sabah rehavetinde.. istanbul daha uyanmadı degil mi? 

Bu ışıltın nereden geliyor! Neden bu şehire her gelişimde ayaklarım beni hep sana getiriyor.. bilmiyorum!

13:15 – Kadıköy – Beşiktaş iskelesi

Cadde nin sarı minik dolmuşarı beni geriye, tekrar kadıköye taşıdı.. yine fenerbahçe den geçtim.. ve stada yeni takılan süslere bakındım! Ayaklarım beni Beşiktaş iskelesine çekiverdi.. karşıya geçiyorum.. bir beyaz vapurun üst katında, soğuktan neredeyse hiçkimsenin oturmadığı açık kısımda oturmuş karşı sahile geçmeyi bekliyorum.

Yer hafif hafif sallanırken, denizin iyotlu kokusu sarıyor beni.. soğuk esen rüzagar karşı daha bir sarınırken, bana bu şehri hatırlatan o şarkıyı dinliyorum..

Sebepsiz yere gitmedin ki sen
boşluğa beni, koydun bilmeden
yüzüme vuran, boğaz rüzgarı..
hiç soğuk değil sensizliğinden!
Kendini görmek ne acı,
yokolmuş hayallerin çıkmazı..
Anlamak çok zor değil
Farkı yok aslında sonların
Bana, bana.. hep bana
ayrılıklar hep bana..
Gidenlerin ardından ..
bakakalmak hep bana..

14:55 – İstiklal Caddesi – Starbucks

Hala adını söyleyemiyorum..firüküler di sanırsam.. tünel in modern hali, taksim i kabataş a 2 dakika da taşıyan minik trenin adı!

Beşiktaş tan kabataş a yürüdüm ağır ağır.. eskiden de severdim bu yolu, dolmabahçenin kenarından geçen yolu. Sarayın yüksek duvarlarına gelince, gözlerim yine yolun karşı tarafındaki Atatürk resimlerini aradı.. Biran eyvah kaldırılmış derken.. hayır orada idi yine.. Güldükçe içimi ısıtan adamın, gülümseyen resimleri yine aynı yerdeydi!

Sarayın heybetli kapısında yine 2 asker nöbet tutuyordu.. hüzün dolu bir kapı burası.. hüzün var mazide sadece!

ve sonunda friküler e binebildim! Akbil beni transit yolcu saydı ve ücret bile düşmedi hatta.. Her tarafı yenilik kokan vagon ile taksim tepesine doğru tırmandım… 7 tepeli şehirdi burası değil mi? Bende en işveli tepesine doğru çıkıyordum tepenin altından!

Taksim.. şehrin hiç dinlenmeden atan kalbi.. Her daim dopdolu, her daim rengarenk! yine birbir çeşit ve renkte insan ile capcanlı ve kıpır kıpırdı. Biran etrafı seyrettikten sonra, öylece bırakıverdim kalabalığın içine.. şehrin atardamarında miniminnacık bir hücre gibi istiklal e doğru akmaya bıraktım kendimi.

Galata nın arka sokaklarına dalmadan önce, bir kahve molası için sığınıverdim bu amerikan kahvecisine.. şansıma rahat koltuklardan biri de boşalınca.. kuruldum hemen! Şehir birkaç adım ötemde yine son sürat yaşamya devam ederken, ben tavandaki lambanın güzelliğine çarpılmıştım çoktan.

15:59 – Eminönü – Kadıköy iskelesi

Karşı turumun sonuna geldim, yine bir beyaz vapurun üst güvertesinde oturmuş haliçi sevrediyorum…

Galatasaray ın karşısındaki can yayınlarına uğradım yine.. aklımda yıllar önce o sıcak yaz gününde birlikte kitaplara baktığım canım vardı! Aşağıya fransız sokağına doğru inmeden, devam ettim yürümeye..Saint antuan klisesinin kapısından geçtim, kumbaracılar yokuşunun başında soluklandım biraz.. Lebi Derya! Başka bir sefere kaldı.. oraya sevdiklerim ile gitmeyi diledim yine..

Tünele gelince.. bitiverdi beyoğlu, insanlar degişti.. binalar da.. Galatanın o dik yokuşuna adım atar atmaz kuleyi aradı gözlerim yine.. ve yine kule aniden çıkıverdi bir köşenin ardından.. sevindim yine. Sanki binlerce yıllık bu kente ait değilmişte, bir masal kitabından fırlamış ve yanlışlık ile oraya düşüvermiş gibi …  nazlı, hüzünlü  ve yalnız kule!

Ayaklarım beni haliçe taşıdı sonra.. balık tutanların arasından köprüyü geçerken.. şehrin en kalabalık, en eski, en tarih dolu kısımları ile gözlerimi dinlendirdim.. Galata yine bana arkamdan el sallıyor gibiydi. 

23:55 – Fatih ekspresi – Pendik

Martıların eşlik ettiği bir yolculuktan sonra, güneş batarken yine caddeye ulaşıverdim. Sabah sakinliği çoktan kaybolmuş, cadde yaşamaya başlamıştı yine.. Bir minik buket alıp neşe teyzenin evinin yolunu tutuverdim!

Akşamım üç kuşak özsoy kızlarının okyanusu ve kıtaları aşan neşeli seslerini dinleyerek geçti.. caddeye bakan evin balkonunda oturmuş içeriden gelen sevinçleri, kahkahaları ve konuşmaları dinlerken … bende tüm sevdiklerimi özlüyor ama evden yükselen heyecan ile mutlu oluyordum.

Güzel bir yemekten ve keyifli bir sohbetten sonra.. veda etme zamanı geliverdi.. Cadde den aşağı, bostancı istasyonuna doğru ağır ağır yürüdüm.. bu gece erkenden kalabalığını kaybetmişti cadde.. kapalı magzaların ışıl ışıl vitrinlerinin arasında yürürken, cadde nin diğer tarafında ikinci bir Zara daha olduğunu keşfediverdim acı ile!

ve ılık bir gece de bırakıverdim şehri istanbul u.. bir trenin pencere kenarındaki koltuğuna yığılmış bir halde yazıyorum bu satırları.. pencereden istanbul akıyor, ben ayaklarımdan beni sarmaya başlayan bir uyku hissi ile mücadele ediyorum.

Hoşcakal istanbul.. bir sonraki buluşmamıza kadar hoşcakal!

ve sevgili Çengelköy.. seni göremememin hüznü ve burukluğu var içimde..

Be Sociable, Share!