Posts from — October 2006
Sorun çözüldü
Bir minik sidebar widget ne dertler açtı başıma.. çok teknik bir yazı yazmak istemiyorum, o yüzden sadece “yorum” sorununu çözdügümü söylemek istedim. Eski tema yeniden iş başında.. Bir ara tüm wordpress i çalışmaz hale getirdim ve hatta sonra silmek ve yeniden kurmak durumunda kaldım… Rahatsızlık verdiysem affola..
October 18, 2006 2 Comments
Comment sorunu ve theme
Bugün ilk yorumumu aldım, Evren im butterfly effect 2 üzerine minik bir not düşüvermiş, ama gönder dedigi zaman bir anda kendini başka bir yazıya yorum yapmış olarak buluverdi… msn den bana iletir iletmez telaşlı bir site sahibi olarak duruma el koydum hemen, ama tüm ugraşlarıma ragmen comment olayını çözemedim.. sonunda kıymak zorunda kaldıgım çok sevdigim Subtle theme i oluverdi… yorum yazmak isteyenler keyiflerince yazabilirler artık. görsel kaliteden mahrum kaldık ama..
Bana da yeniden theme arama düşüyor… of of.. subtle ı buluncaya kadar kaç theme e bakmıştım kimbilir… yarın a da çok iş var, bakalım nasıl olacak?
October 18, 2006 No Comments
Google Analytics ve "kız yurtlarında erotik videolar"
YouTube a ödedigi kadar para ödememiştir belki, ya da Earth in yaratıcısı şirketi aldıgı kadar sansasyon getirmemiştir belki ama Google epey bir zaman önce web üzerine istatistiksel çalışma yapan Urchin isimli bir şirketi satın almış ve ürün yelpazesine google-analytics olarak ekleyivermişti. Bir süredir beta olan sistem, yakın zaman önce (google dan beklenindigi gibi) ücretsiz olarak kayıt yaptıran herkese açık hale geliverdi.
Beta halindeyken üye oldugun, bahsetmeden geçmem ayıp olur elbet, sevgili Alper tarafından tanıştırıldıgım analytics ile web sayfalarınızın altına ekleyeceginiz minik bir javascript ile ziyaretçileriniz hakkında detaylı bilgiler edinebiliyorsunuz. Evet bir nevi casusluk, ama inanın web sayfası sahibi olan bir insan için ve de özellikle benim gibi internet tutkunu biri için inanılmaz bir maden analytics.
Aman IP im kaydediliyor diye düşünmeyin, ama nereden (şehir olarak sadece) ve ne zamanlar sayfaya girildigi, hangi sayfaların daha çok gezildigi ve hangi sayfada ziyaretçilerin daha çok durdugu gibi inanılmaz bilgiler edinebiliyorsunuz. Benim son günlerde en çok eglendigim, hatta en çok sevdigim özellik, ziyaretçilerin hangilerinin direk giriş yaptıgı (adres satırına sayfanın adını yazdıgı) ya da kaçının google (ya da benzeri arama motorları) üzerinden size ulaştıgını gösteren “marketing summary” kısmı. Burada ise en bayıldıgım, keywords / anahtar kelimeler, kısmı.. Google üzerinden size gelen ziyaretçilerinizin hangi kelimeleri arayarak sayfaya ulaştıklarını izlemek günlük rutinlerim arasına giriverdi.
Placebo nun şarkısı ve video suna dair yazdıgım yazıdan, ve bunun içinde kullandıgım sihirli “erotik” ve “pornografik” kelimelerinden sonra, özellikle ikinci kelime ile yapılan aramalardan hit almaya başladım, denemek isteyene “pornografik video” ile yapılan bir google araması sonuçlarında 2. sayfadayım… İnanılır gibi degil, ama öyle.. Son bir haftadır, analytics de çıkan anahtar kelimeleri kendim aratıp sıralamama bakıp duruyorum. Dün gece haftalık özetlere degil de günlük özetlere bakmak istedim ve ekim 17 de “kız yurtlarında erotik videolar” ile yapılan bir google araması ile hit aldıgımı görünce minik bir şok yaşadım. Sonra bu kelimeleri google ın sihirli kutusuna ben girdim ve … enter… denemek isterseniz eger enter degil de “I am feeling lucky, Kendimi şanslı hissediyorum” deyiverin… direk bu sayfaya ulaşıyorsunuz… İnanılmaz ama gerçek işte, çekmedigim (hep hayalini kurupta çekemedigim) kız yurdunda erotik video fantazim sanal alemde gerçek oluvermişti… hala düşündükçe gülüyorum.
İşin komik tarafı, bu anahtar kelimeler ile benim nacizane sayfamı tıklayan şahıs.. acaba neler düşündü, neler hissetti bulduklarından dolayı? Eger birgün olurda burayı tekrar ziyaret ederse, alta minik bir yorum düşerse çok sevinirim.
Son olarak, özellikle belirtmek istiyorum, bu yazıda bahsettigim arama sonuçları zaman içerisinde, google ın sayfaları sınıflandıran motoru (web crwaler) bu blog u tekrar ziyaret ettiginde muhtemelen degişecektir.. Ayrıca dünya çapında yaklaşık 450bin server a sahip olan sevgili google ın arama sonuçlarında, aramanın yapıldıgı IP ye göre farklılıklar çıkabildigine dair haberler okumuştum. Size en yakın server dan gelen sonuçlar bir nevi bölgesel özellikler taşıyabilmektedir. Bu sebeplerden dolayı söz verdigim sıralamada çıkmaz isem.. affola!
October 18, 2006 No Comments
Çengelköy

Ekim 2005, Çengelköy – İstanbul
Bir sene olmuş ben bu resmi çekeli.. Yagmurlu bir havada Çengelköy de (o çok sevdigim) “Çınaraltı Kahve” sinde oturmuş boğazı seyrediyordum. Hava inanılmaz bir hızla degişirken bir anda sis basıvermişti boğazı, tek bir kare çekivermiştim!
Sonrasında bir gün bu sayfanın başına yerleşiverdi.. Hala çok seviyorum bu resmi..
Bu aralar bakıp duruyorum yine İstanbul resimlerime… Dostlarım bilir beni, İstanbul um geldi benim… Yine Galata ya uzanmalıyım, kuleden haliçi, beyoglu nun arka sokaklarını seyre dalmalıyım, sonra vapura binip karşıya geçmeliyim, cadde de kahve içmeli, çengelköy sokaklarını arşınlamalıyım, ve hatta gece Lebi Derya ya uğrayıp şehrin büyülü ışıklarını izlemeliyim. Özledim işte!
October 17, 2006 4 Comments
Rabbim gez dedi!
Bugün akşam sakin sakin hazırlandım, malzemelerimi topladım, dinleyecegim şarkıları mp3 çalarıma attım, çantamı yüklendim, kapımdaki oku “sports” a çevirdim ve spor salonunun yolunu tutmak üzereydim.. fakat yolculugum binanın ana kapısında son buldu.. ankara da sessiz bir yagmur vardı ve benim canım sadece spor yapmak istiyordu, ıslanmak degil!
Tezi ile uğraşan biri olarak, bu olayı iyiye yordum ve kendi kendime “bak yukarıdan birisi sana otur çalış diyor” dedim.. Söz dinledim ve odama geri dönüp bilgisayarımı açtım. Yağmur devam ederken dünyanın bir ucunda yaşayan “baltanecik, bitanecik, nartanecik, canım” arkadaşım İpek ten bu yazının başlığını taşıyan habere dair mesaj aldım, benim daha önce cüppeli hoca nın tatil maceralarına dair yazdığım yazıya atıfta bulunarak bu haberi bana iletiyordu.
Haberi okumadıysanız eger ben hemen özetleyeyim, sevgili hoca mız demiş ki… (madem gezdik bir kılıf bulacagız elbet) “rabbim gez gör dünyayı tanı, ama müslüman müslüman gez” …. İlk önce kaldırıp başımı yukarı baktım, sadece emin olmak istedim, aynı rab dan mı bahsediyorduk bu akşam diye… Eger öyleyse benimkisi neden bana otur oturdugun yerde derken, bu sakallı, cüppeli adama gez toz hayatını yaşa diyordu… Benim eksigim ama onun fazlası olan neydi? Tamam arabam bile yoktu, spora gidememiş kalıvermiştim, oysa hoca nın acarkent te 125bin $ lık sudan ucuz hatta kelepir evi vardı… Ben bekar bekar dolaşırken, hoca hanım üzerine hanım alıveriyordu (malum adama göre evlenmek 15 saniye boşanmak 3 kelime).. Bir de bu site günde 3-5 kişi tarafından ancak okunurken, hocanın engin bilgili, ultra zeki, hepsi hafız, kendi gibi sakallı ve cüppeli bir cemaati vardı, ve bu cemaat hala inatla onun her dedigine inanıyor ve “hoca ne yaparsa yapsın dogruyu, hak yolunda olanı yapar” demekteydi…
Merak ettigim bir diger husus, rabbim bana “spora gitme çalış” derken yagmuru aracı olarak kullanırken, hoca ya nasıl “gez toz” demişti… evindeki plazma tv deki tatil kanalı vasıtası ile mi, yoksa hanımın çok ihtyaç duydugu ama Türkiye de bulunmayan (16bin $ kadar pahalı olmayıp, sudan ucuz sadece 5bin $ olan) saati almanın getirdigi bir gereklilikle mi, yoksa Malta da jet-ski yapmanın kirlenmemiş bedenine iyi gelecegine dair gördügü rüya ile mi bunu iletmişti. Kimbilir belki de sokakta dolaşırken kulagına fısıldadı, “git, hoca…! insanlara müslüman müslüman nasıl gezilecegini göster” deyiverdi… Hoca da iyi bir kul olmanın getirdigi tüm o yükümlülük ve sorumluluk ile bunu “dişinden tırnagından arttırdıklarından ve babasından kalanlar” ile gerçekleştirmek zorunda kalıverdi… cemaat hisselerine tövbe dokunmadı..
Tüm bu haberlerin en acı tarafı, şüphesiz körü körüne inanan, olanı biteni sorgulamayan, düşünmeyen insanların var olması, olabilmesi.. Hocaları bu kadar meşhur(!) olduktan sonra, bu adamı dinleyip evindeki yatağı atan insan(?)ların hala yerde oturmalarına ve hocanın lüks ve sefaat hayatına itiraz etmemelerine… sadece acıyorum!
October 17, 2006 No Comments
Rabbim gez dedi!
Bugün akşam sakin sakin hazırlandım, malzemelerimi topladım, dinleyecegim şarkıları mp3 çalarıma attım, çantamı yüklendim, kapımdaki oku "sports" a çevirdim ve spor salonunun yolunu tutmak üzereydim.. fakat yolculugum binanın ana kapısında son buldu.. ankara da sessiz bir yagmur vardı ve benim canım sadece spor yapmak istiyordu, ıslanmak degil!
Tezi ile uğraşan biri olarak, bu olayı iyiye yordum ve kendi kendime "bak yukarıdan birisi sana otur çalış diyor" dedim.. Söz dinledim ve odama geri dönüp bilgisayarımı açtım. Yağmur devam ederken dünyanın bir ucunda yaşayan arkadaşım İpek ten bu yazının başlığını taşıyan habere dair mesaj aldım, benim daha önce cüppeli hoca nın tatil maceralarına dair yazdığım yazıya atıfta bulunarak bu haberi bana iletiyordu.
Haberi okumadıysanız eger ben hemen özetleyim, sevgili hoca mız demiş ki… (madem gezdik bir kılıf bulacagız elbet) "rabbim gez gör dünyayı tanı, ama müslüman müslüman gez" …. İlk önce kaldırıp başımı yukarı baktım, sadece emin olmak istedim, aynı rab dan mı bahsediyorduk bu akşam diye… Eger öyleyse benimkisi neden bana otur oturdugun yerde derken, bu sakallı, cüppeli adama gez toz hayatını yaşa diyordu… Benim eksigim ama onun fazlası olan neydi? Tamam arabam bile yoktu, spora gidememiş kalıvermiştim, oysa hoca nın acarkent te 125bin $ lık sudan ucuz hatta kelepir evi vardı… Ben bekar bekar dolaşırken, hoca hanım üzerine hanım alıveriyordu (malum adama göre evlenmek 15 saniye boşanmak 3 kelime).. Bir de bu site günde 3-5 kişi tarafından ancak okunurken, hocanın engin bilgili, ultra zeki, hepsi hafız, kendi gibi sakallı ve cüppeli bir cemaati vardı, ve bu cemaat hala inatla onun her dedigine inanıyor ve "hoca ne yaparsa yapsın dogruyu, hak yolunda olanı yapar" demekteydi…
Merak ettigim bir diger husus, rabbim bana "spora gitme çalış" derken yagmuru aracı olarak kullanırken, hoca ya nasıl "gez toz" demişti… evindeki plazma tv deki tatil kanalı vasıtası ile mi, yoksa hanımın çok ihtyaç duydugu ama Türkiye de bulunmayan (16bin $ kadar pahalı olmayıp, sudan ucuz sadece 5bin $ olan) saati almanın getirdigi bir gereklilikle mi, yoksa Malta da jet-ski yapmanın kirlenmemiş bedenine iyi gelecegine dair gördügü rüya ile mi bunu iletmişti. Kimbilir belki de sokakta dolaşırken kulagına fısıldadı, "git, hoca…! insanlara müslüman müslüman nasıl gezilecegini göster" deyiverdi… Hoca da iyi bir kul olmanın getirdigi tüm o yükümlülük ve sorumluluk ile bunu "dişinden tırnagından arttırdıklarından ve babasından kalanlar" ile gerçekleştirmek zorunda kalıverdi… cemaat hisselerine tövbe dokunmadı..
Tüm bu haberlerin en acı tarafı, şüphesiz körü körüne inanan, olanı biteni sorgulamayan, düşünmeyen insanların var olması, olabilmesi.. Hocaları bu kadar meşhur(!) olduktan sonra, bu adamı dinleyip evindeki yatağı atan insan(?)ların hala yerde oturmalarına ve hocanın lüks ve sefaat hayatına itiraz etmemelerine… sadece acıyorum!
October 17, 2006 No Comments
blog + digg = democracy
Internet günlügü (diyelim türkçesi için) ya da weblog (kısaca blog) wikipedia da dergi formatında tasarlanmış ve kronolojik olarak sıralanmış yazılardan (ve bu yazıların içerisinde başka blog lara link ve resimlerden) oluşan web sayfası olarak tanımlanmakta. 1997 de kelime olarak akıllara düşen blog fırtınası son bir kaç yıl içerisinde tüm dünyayı sarıverdi. Bu devrim, şüphesiz daha çok insanın daha hızlı bağlantıya kavuşması ile gerçekleşse de, kişisel web sayfalarının artmasının ve insanların “ben de sanal dünyada olamlıyım” isteginin bir sonucu. Bir blog edinmek için blogger gibi sitelerden ücretsiz kayıt yaptırmak, ya da kendi sayfanıza ücretsiz wordpress i yüklemeniz yeterli. Sonrasında ise, yeni alınmış bir ev gibi, bu blog un içini kendi fikir ve zevklerinize göre döşeyip sanal yayıncılık hayatınıza başlayabilirsiniz. Hatta şu anda kullandıgım microsoft un ücretsiz Live Writer programı, bu işi bir kaç klik uzagınıza taşıyıveriyor. Örnek almak isterseniz, dünyanın en popüler blog larına Technorati üzerinden göz atabilirsiniz (Bu listede ilk göze çarpan, teknoloji üzerine yazılan yazıların popüler olması, fakat 3. sıradaki blog gelecegin böyle olmayacagının da bir işareti sanırsam).
Technorati ye kayıtlı, 16 ekim 2006 13:13, yaklaşık 57 milyon blog bulunmakta… Bir ara dilimize dolanan “agzı olan konuşuyor” reklam repligini hatırlatan bir durum söz konusu yani. Hatta blog fikrini ilk duyduğumda bu kadar çok yayıncının olmasına tepkim “ses kalabalığı” olacagı şeklinde idi… fakat zaman aksini gösterdi. Özellikle digg ile birlikte bloglar bilinen iletişim araçlarının önüne geçiverdi. Örnegin geçtigimiz günlerde google ın youtube ı satın alması, google ın kendi blog unda çıkmasından sadece 16 dakika sonra digg in ana sayfasına yerleşiverdi.
Şimdilik bilgisayar başında yaşayan (daha çok kuzey amerikalı) insanlar tarafından kullanılan bu site, kullanıcılar tarafından sisteme eklenen hikayelerin (genellikle blog lardan) diger kullanıcılar tarafından oylanmasına dayanıyor. Üye olmanın ücretsiz oldugu bu sistemde, begendiginiz bir hikayeyi oy vererek (namı diger dugg) yükseltebiliyorsunuz, yanlış oldugunu düşündügünüz bir hikaye durumunda ise haberi gömebiliyorsunuz (bury), dilerseniz haber hakkında yorum yazıp, hatta diger yorumlara da oy verebiliyorsunuz. Sonuçta en hızlı ve en çok oy alan haber ana sayfaya ulaşıyor, ki bu haberin oldugu sayfanın yogun bir trafik almasına (hatta çogu durumda kilitlenmesine), haberin inanılmaz bir hızla ve bilinen medyanın (tv, gazete, dergi, hatta cnn reuters gibi meşhur haber siteleri) ötesinde yayılmasına sebep oluyor.
digg de şimdilik daha çok teknoloji üzerine haberlere rastlasak ta, politik haberler de giderek ön plana çıkmaya başladı. Kurucuları da sanırsam gelecegin ciddi haber portalı olmak yolunda çalışıyorlar. Bu sistemin en güzel örnegi 11 Eylül olaylarına farklı bakış açışısı sunan Loose Change belgeseli. Böyle bir belgesel, klasik medya da kendine yer bulamazken (para ile yayınlatmanız dışında), digg ve benzeri siteler ile, adeta kulaktan kulaga fısıldanarak, milyonlarca insan tarafından izlenebilmekte ve hatta sonunda klasik medya da “internetten yayıldı, 30 milyon tarafından izlendi” şeklinde haber olabilmekte.
Bir haberin ne kadar degerli olduguna karar veren tek editör devri kapanıyor yavaş yavaş… Halkın neyi bilip neyi bilmemesi gerektigine karar veren tek adam (ve tv ya da gazetenin baglı bulundugu şirketin o anki stratejisi) döneminin sonuna geliyoruz (Elveda Ertugrul Özkök). Digg sitemi ile artık interneti ve bilgisayarı olan herkes birer editör ve digerleri ile tamamen eşit oy hakkına sahip. Buna internet in bize sunduğu ifade özgürlügünü ekleyin, işte size demokrasi!
October 16, 2006 No Comments
Butterfly Effect 2

Bir devam filmi daha.. Kahraman degişmiş ama malzeme aynı, bir de işin içine tutkulu bir aşk karıştırmışlar, hatta fragman dan anladıgım kadarı ile aşkını kurtarmak için onu terketmiş bile (çok tanıdık bir senaryo ama..). Zaman içerisinde geriye doğru zıplayıp geçmişteki taşları oynatarak gelecegi düzeltmeye/değiştirmeye çalışan bir adamın hikayesi. İlk filmin kurgusu oldukça başarılı idi, 2 filmin (resmi site) fragmanı da iyi bir film olacagı izlenimini doğurdu bende.. Ekledim: beklenen filimler listesine. Amerika da DVD si yakın zamanda çıkmış. Dilerim Underworld 2 gibi 6 ay rötarlı gelmez Türkiye ye.
October 15, 2006 1 Comment
