Lifelog of Musa Yılmaz

blog + digg = democracy

Internet günlügü (diyelim türkçesi için) ya da weblog (kısaca blog) wikipedia da dergi formatında tasarlanmış ve kronolojik olarak sıralanmış yazılardan (ve bu yazıların içerisinde başka blog lara link ve resimlerden) oluşan web sayfası olarak tanımlanmakta. 1997 de kelime olarak akıllara düşen blog fırtınası son bir kaç yıl içerisinde tüm dünyayı sarıverdi. Bu devrim, şüphesiz daha çok insanın daha hızlı bağlantıya kavuşması ile gerçekleşse de, kişisel web sayfalarının artmasının ve insanların “ben de sanal dünyada olamlıyım” isteginin bir sonucu. Bir blog edinmek için blogger gibi sitelerden ücretsiz kayıt yaptırmak, ya da kendi sayfanıza ücretsiz wordpress i yüklemeniz yeterli. Sonrasında ise, yeni alınmış bir ev gibi, bu blog un içini kendi fikir ve zevklerinize göre döşeyip sanal yayıncılık hayatınıza başlayabilirsiniz. Hatta şu anda kullandıgım microsoft un ücretsiz Live Writer programı, bu işi bir kaç klik uzagınıza taşıyıveriyor. Örnek almak isterseniz, dünyanın en popüler blog larına Technorati üzerinden göz atabilirsiniz (Bu listede ilk göze çarpan, teknoloji üzerine yazılan yazıların popüler olması, fakat 3. sıradaki blog gelecegin böyle olmayacagının da bir işareti sanırsam).

Technorati ye kayıtlı, 16 ekim 2006 13:13, yaklaşık 57 milyon blog bulunmakta… Bir ara dilimize dolanan “agzı olan konuşuyor” reklam repligini hatırlatan bir durum söz konusu yani. Hatta blog fikrini ilk duyduğumda bu kadar çok yayıncının olmasına tepkim “ses kalabalığı” olacagı şeklinde idi… fakat zaman aksini gösterdi. Özellikle digg ile birlikte bloglar bilinen iletişim araçlarının önüne geçiverdi. Örnegin geçtigimiz günlerde google ın youtube ı satın alması, google ın kendi blog unda çıkmasından sadece 16 dakika sonra digg in ana sayfasına yerleşiverdi.

Şimdilik bilgisayar başında yaşayan (daha çok kuzey amerikalı) insanlar tarafından kullanılan bu site, kullanıcılar tarafından sisteme eklenen hikayelerin (genellikle blog lardan) diger kullanıcılar tarafından oylanmasına dayanıyor. Üye olmanın ücretsiz oldugu bu sistemde, begendiginiz bir hikayeyi oy vererek (namı diger dugg) yükseltebiliyorsunuz, yanlış oldugunu düşündügünüz bir hikaye durumunda ise haberi gömebiliyorsunuz (bury), dilerseniz haber hakkında yorum yazıp, hatta diger yorumlara da oy verebiliyorsunuz. Sonuçta en hızlı ve en çok oy alan haber ana sayfaya ulaşıyor, ki bu haberin oldugu sayfanın yogun bir trafik almasına (hatta çogu durumda kilitlenmesine), haberin inanılmaz bir hızla ve bilinen medyanın (tv, gazete, dergi, hatta cnn reuters gibi meşhur haber siteleri) ötesinde yayılmasına sebep oluyor.

digg de şimdilik daha çok teknoloji üzerine haberlere rastlasak ta, politik haberler de giderek ön plana çıkmaya başladı. Kurucuları da sanırsam gelecegin ciddi haber portalı olmak yolunda çalışıyorlar. Bu sistemin en güzel örnegi 11 Eylül olaylarına farklı bakış açışısı sunan Loose Change belgeseli. Böyle bir belgesel, klasik medya da kendine yer bulamazken (para ile yayınlatmanız dışında), digg ve benzeri siteler ile, adeta kulaktan kulaga fısıldanarak, milyonlarca insan tarafından izlenebilmekte ve hatta sonunda klasik medya da “internetten yayıldı, 30 milyon tarafından izlendi” şeklinde haber olabilmekte.

Bir haberin ne kadar degerli olduguna karar veren tek editör devri kapanıyor yavaş yavaş… Halkın neyi bilip neyi bilmemesi gerektigine karar veren tek adam (ve tv ya da gazetenin baglı bulundugu şirketin o anki stratejisi) döneminin sonuna geliyoruz (Elveda Ertugrul Özkök). Digg sitemi ile artık interneti ve bilgisayarı olan herkes birer editör ve digerleri ile tamamen eşit oy hakkına sahip. Buna internet in bize sunduğu ifade özgürlügünü ekleyin, işte size demokrasi!

Tagged as:

Leave a Reply

You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>