Lifelog of Musa Yılmaz

Posts from — October 2006

Bankazede!

İlginç bir tanım belki ama Türkiye ye de öylesine oturuyor ki..

Adam, bir Türk tür elbet, ve normal şartlarda alamayacagı yüksek faiz (ya da kar payı) vaadi ile cafcaflı, al benili bankaya (ya da finans kurumuna, ne farkı varsa) yatırır parasını. Bir süre gelen para çok tazedir, hayaller kurar, audi degil mercedes almayı düşler, yazlık evin sayısı 1 den 2 ye çıkarır, ve bu tatlı rüya sürüp giderken adam “bu degirmenin suyu nereden geliyor” diye bir kere bile düşünmez.

Sonra olan olur, parayı alan kaçar, kriz patlar ve zaten her tarafından boyası akan banka batıverir bir gecede! Bir gece önce yazlık evinin sayısını arttırmayı düşleyen adam, bankazede olarak uyanıverir! Çığlıklar atar, yollara düşer.. Ama durup kendi akılsızlığını bir kere bile düşünmez, başkasını suçlar, devleti suçlamak ise en kolayıdır.

Demirel in yegeninin bankası egebank, “100 dolara bile yüksek faiz” diye sabahtan akşama reklam verirken kimse oturup düşünmedi bile, “bu kadar reklam bedavaya verilmez, bu adam hem tonla fazi verip hem bu bankayı yürütemez” diye … Saklı dolarlar çıkıverdi ortaya ve yüksek faizin peşine yatırıldı.. sonuç hüsran.

Peki ya bu yimpaş ve kombassan olayına ne demeli! Gurbetçiler (bu deyime de bayılırım, sanki öksüzler demek gibi yıllardır hep kullanılır) den “kar payı” vaadi ile toplanan paralar uçup gidivermiş yine. “türkiye ye yatırım vaad ettiler” diye kimse kimseyi kandırmasın, ucunda yine yüksek kar payı ümidi vardı, müslüman lafları ise salatanın tuzu oluvermişti.

Bu sebepten felç olanların, intihar edenlerin haberlerini okudum geçtigimiz gün.. üzüldüm.. Ama acıma ve arabesk edebiyata prim veren bu toplumun degişmesi gerektigine olan inancım daha bir keskinleşti. yüksek fazi/ kar payı nı alırken kendini düşünen, paraları yatırırken bir kere bile aklını ve mantıgını kullanamayan, gözlerini daha çok para kazanma hırsı bürümüş bu insanlara ait paralar ortadan kayboluverince neden benim (hepimizin) derdi oluveriyor? Neden paranın sevabı kişiye kalırken, günahları herkese ait olmak zorunda? ve neden ben ödedigim vergiler ile bu insanların paralarını geri vermek durumunda kalıyorum?

Ne faizin adını kar payı yapmak bunu degiştirebilir, ne de parayı adamın eline camide tuttuşturuvermek! çünkü “Para nın dini yoktur”

October 31, 2006   1 Comment

Bir tutam baharat

2003 yılı, Türk-Yunan ortak yapımı harika bir film, a touch of spice / politiki kouzina. Ege nin kavuşamayan iki yakasını anlatan, iki toplumun ortak yemek kültüründen enfes bir ziyafet sunan şahane bir film. Ayrılığın, özlemin, umutla saklanan bir sevginin yıllara bölünmüş hikayesini anlatan, bazen tatlı tatlı güldüren bir İstanbul filmi.

Astronomi yi, gastronomi nin içinden çıkartırken, bunca düşmanlığın ve öfkenin manasız olduğunu gösteren, ege ile ayrılmış iki ülkenin aslında bogazın karşı kıyısı kadar yakın olduğunu gösteren bir sinema şöleni. Özenle seçilmiş müzikleri ve doyumsuz İstanbul manzaraları ise cabası…

Milliyetçi duygular ile izlemeyin derim bu filmi, çünkü “İstanbul dünyanın en güzel kentidir” cümlesi ile gurur duymak isterken bunu bir rumun agzından hem de “konstantinapol” olarak duymak canınızı yakabilir.

Bir Türk olarak degil de, insan olarak izleyin bu filmi ve bu topraklarda büyümüş birinin, hangi milletten yada dinden olursa olsun, yine sizin gibi boğaziçini çok sevebilecegini tüm duyularınız ile hissediverin.

October 30, 2006   No Comments

Tatil sonrası pazartesi sabahı

Gelir gelmez açtım yine.. gazete syfalarını, içim kararıyordu tam, bırakıverdim kenara. Oysa daha ankara ya geleli 2 saat olmadı ve ben şehrimin havasına alışmaya çalışıyorum. Afyon daki deli soguktan belli idi aslında, beni soguk bir ankara nın karşılayacagı. ama şimdi güneşli bulutlu rüzgarlı.. kısaca ne yapacagına karar verememiş bir gökyüzü var penceremde, bir de bıraktıgımdan beri daha bir sararmış agaçlar.

İtiraf ediyorum, ben bir internet bagımlısıyım.. 8 gün boyunca bir kaç sefer dialup baglanıp, hızına küfrettikten ve etraftaki komşulardan hiçbirinin kablosuz modem takmadıgına sinirlendikten sonra, nihayet bugün tekrar online olabildim.

Gidiş yolunda Türk-Yunan ortak yapımı, A Touch of Spice’ı, dönüş yolunda ise geçen senenin oscarlı filmi Crash’i izledim. İki film hakkındaki tüm hislerimi ayrı bir yazı ile anlatacagım.

Bu tatilde şu anda yegenimin okudugu, benim de yıllar önce mezun olduğum, ilkokulumu ziyaret ettim. Minik minik sıraları görmek, aynı koridorlarda yıllar sonra yürümek etkiledi beni. İlkokul ögretmenim emekli olunca, okul müdürünün kapısını çaldım. Kısacık görüşmede okulun web sayfasında mezunlar bölümünde kendime bir yer ediniverdim, kimbilir belki bu sayede eski okul arkadaşlarıma birgün ulaşabilirim.

Karşımda bir televizyon bulunca, tatilde envai çeşit dizi izledim.. Türk televizyon kanalları dizi üretiminde rekora koşuyor olmalılar, hatta takip edebilene madalya vermeliler bence. Konularda benzer neredeyse, eski türk filimlerinden çalıntı zengin kız & fakir oglan aşkları var bol bol.. bogazda yalılar, cilası taptaze lüks arabalar; ülkenin %5 inin ancak yaşadıgı bir hayatı hep birlikte oturup izliyoruz.

Tatil uzundu.. bana da uzun geldi.. onca iş bekler şimdi beni!

October 30, 2006   No Comments

Antalya

Birazdan yola çıkıyorum, akdeniz in kıyılarına dogru uzanacagım ve bir kocaman hafta boyunca ankara dan uzak kalacagım. Buket Uzuner, New York Seyir Defteri ne yazdıgı önsöz de her şehire yapılan yolculugun yeni bir yolculuk olacagını, çünkü siz orada degilken şehrin degişecegini yazmıştı. Dönüş yolunda yeni bir şehire yolculuk ederken bulacagım kendimi.. geride bıraktıgım sevdiklerimi özleyecegim gibi.

Yukarıdaki resmi (çok ama çok sıcak) bir yaz gününde yat limanına bakan o meşhur çay bahçesinde çekivermiştim..

October 21, 2006   2 Comments

MIT Sketching

İzledim, eglendim, ve tabiki araştırmaya ve bilime verilen önemin sonusunda çıkan bu ürüne hayran kaldım. MIT tarafından geliştirilen bir nevi “çiz ve oynat” programı.

İzlemek için… videosu (youtube).

October 20, 2006   No Comments

Sonbahar

Okula sonbahar geldi.. Penceremin önündeki sarmaşıklar kızıla, kampüsteki ağaçlar sarının ve yeşilin tonlarına bürünüverdi. Sabahki güneş yavaş yavaş bulutların arkasına kaçıyor, havada gökgürültüleri var şimdi.. yağmur geliyor!

Hayata dair tüm koşturmacaların arasında; tez den, dertler den, bitmeyecek gibi görünen tüm o işler den kaçmak için, çok uzağa degil ama sadece penceremden dışarı bakıp kırları düşlüyorum..

Bir kaç gün önce bilgisayarıma yeni bir duvarkağıdı buldum… isviçre de Gruyere gölünden enfes bir manzara.. Kareleyene teşekkürler ediyorum.

October 20, 2006   4 Comments

Balyoz.. gerçek mi?

Bayılıyorum bu sabah haberlerine.. Hele meclisten birileri işin içindeyse elbet çok şenlikli oluyor. Dünkü balyoz sahte çıktı bu sabah… Bir daha gülmekten ölüyorum.. Bir de hikaye iyice pembe diziye dönüyor.

Balyozu alan kişi, inşaat işçilerinden aldığını ve çok para verdigini söylemişti, inşaat taki işçiler bizden gelip kimse istemedi diyor, hastane yönetimi ise o balyozun asıl balyoz olmadıgını söylüyor, milletvekili isteyince eldeki yedeklerden birini verdiklerini söylüyor.. bu sırada mecliste (sahte) balyoz ile hatıra fotografı çektirmek için uzun kuyruklar oluşmuş.

Ne denebilir ki.. Partisi tarafından bu kadar göklere çıkartılan bir adamın konuşmalarındaki cesareti nereden aldıgını daha iyi kavramış olduk hep birlikte.

October 20, 2006   No Comments

Balyoz hatırası…

Sabah sabah içimi açan bir haber okudum.. Ülkemizin başındaki, medarı iftarımız sevgili milletvekillerimizden biri “balyoz” u satın almış.. Haberin başlığı muhteşem, “Erdoğan’ı kurtaran balyoz unutulmadı!”.. sanki iyileştiren doktorlar degil de balyoz…

Hatta, çok zeki oldugundan emin oldugum ve hatta bu eylemi ile yalakalığın yanından bile geçmeyen milletvekilimiz, balyozu ömrü boyunca saklayacakmış, isterse belki başbakan a verirmiş, ama kimselere vermezmiş… !#]*+%^.. Pardon gülmekten az önce yere düştüm.

Dünya tarihine bakalım, en abik gubik eşyalar listesine hemen bir göz attıgımızda: 1. Monica nın Clinton sperm li elbisesi, 2. RTE ı arabadan çıkartan balyoz … Hayır ilkini amerikalılar devlet arşivine kaldırmışlardı (başkanın şeyinden çıkan şey var diye.. kamu malu olmuştu yani), ikincisini bu adam hangi akla hizmet almış ben anlayamadım. Balyoz RTE ye dokunmamış bile (tüh tüh), en azından monica daha yakın bir temas kurabilmişti..

Evinin başköşesine koymuştur belki.. misafirlerine hava atıyordur.. düşünsenize eve giriyorsunuz, çok şık herşey muhteşem, ama salonun ortasında duvara asılı bir balyoz… “evet evi, post-akp tarzında dekore ettik…”

October 19, 2006   1 Comment