Burn – Ray

Genelde dilime dolanıp kalan şarkıları filmlerden yada dizilerden keşfederim. Dün hayatımda bir ilk oldu ve bir kitapta kalbime dokunan bir şarkı buluverdim; Ray Lamontagne dan Burn.

Kelime dediğin tek başına sözlük ile açıklanırken; bir kitapta yan yana dizilince öylesine güçleniyor ki… okurken sizi alıp gökyüzünün en parlak tepesine ya da yeryüzünün en karanlık diplerine alıp götürebiliyor.

Dün okuduğum kitapta; öylesine duygusal bir olay anlatıyordu ki… ve sayfanın, tam da hikayenin ortasında, kitapta, bu şarkı çalmaya başladı. Deli gibi merak ettim ve bıraktım o anlığına kitabı.. önce şarkıyı buldum ve hikayeyi okumaya dinlerken devam ettim.

Dinlediğim en hüzünlü ayrılık şarkısı kesinlikle bu; kırılmış bir kalbin acısını, yüreğindeki dinmeyecek gibi gelen o sızıyı daha güzel nasıl anlatabilirsin ki

Oh so kiss him again
just to prove to me that you can
an I will stand here
and burn in my skin,
Yes I will stand here
and burn in my skin

Intervention

Grey’s Anatomy bu sene 11. sezonunda; ben gerçekten son 11 senedir bu diziyi hiç aksatmadan izledim mi? Evet izledim.

Dizinin yazarlarının şahane güzel bir blogu vardı; her bölüm sonrası senaristlerden birisi kalemi ve kağıdı alıp (mecazen), o bölümü nasıl hayal ettiklerini, neler düşündüklerini anlatırlardı. Sezon sonunda ise kalemi Shonda eline alırdı (yine mecazen) ve o sezon finalini nasıl kafasında tam da bir sene önce canlandırdığını anlatırdı.

Hayran kalmamak mümkün değil elbette; Shona sezon sonunu en başından nasıl düşündüyse, bütün sezon boyunca olanların aslında izleyenleri o inanılmaz sona doğru taşımak amacıyla çektiklerini anlatıyordu.

Bende Shonda gibi yapsam dedim her sene; gözlerimi kapatsam ve gelecek yılın son gününü hayal etsem.. her ince detayına kadar kafamda canlandırsam, fon müziğini seçsem (Sade – Morning Bird),  kalbimin nasıl çarpacağını, elimin hafiften nasıl ttireyeceğini hissetsem,  yüzümdeki gülümsemeye dokunsam, sesimdeki özlemi duysam… bende tanrıcılık oynasam ve geleceğe uzanıp dokunsam, olmaz mı?

2015 in şarkısını çoktan seçtim; Madonna nın Intervention’ı;

“… and I know that love will change us forever”

Dilerim Madonna nın dediği gibi olur ve 2015 te aşk sizi sonsuza kadar değiştirir. Nice yıllara

Not: dizi devam etsede blog birkaç sezon önce sahipsiz kaldı; Google Reader’ı kapatınca bende izini kaybettim.

Adam

Bir kitap okudum bu akşam, elimden düşmedi son satırına kadar..

Bir adamın hikayesini okudum bu akşam, kırık dökük paramparça bir adam..

Öylesine hüzün dolu idi hikayesi; ben de kırıldım döküldüm ağladım..

ve fark ettim gözyaşlarımın arasında; kırık dökük adamların hikayelerinde kendimi aradığımı, yine kırık dökük ve parça parça kendimi bulduğumu,

Bende o adam gibi kendimden fazla sevmiştim; ve bende yine o adam gibi kalbimi çıkartıp vermiştim…

Yine onun gibi kalbim parça parça dağılmış, en derin çukurlara düşmüş, acının yüzölçümünün yeryüzünden çok olduğunu keşfetmiştim..

O adam gibi ayağa kalkmayı zorlada olsa başarmış; parça parça yüreğimi yerden toplamış, yıllar içerisinde yara bantları ile tekrar bir araya getirmiştim…

ve o adam gibi bende ilk aşkın yeryüzünde yaşanabilecek en güzel duygu olduğunu; ama hiç kırılmamış bir kalbin ona asla emanet edilmemesi gerektiğini öğrenmiştim…

çünkü en çok ilk defa kırıldığında acırmış, ve en çok o ilk acının izini taşırmış atmaya devam ettiği yıllar boyunca

Shattered

Bir adamın hikayesini okudum bu gece; sessizce ama tüm yüreğiyle ağlayan bir adamın hikayesini

En mutlu olduğu anda yıkılan; ama yeniden kalkmayı, yüreğini yerden toplamayı ve yeniden sevmeyi başarabilen bir adamın hikayesini okudum.

ve satır aralarında kendimi buldum en çok

ve en çok uzanıp kendi yüreğime dokundum okurken; onca acıdan sonra hala atmaya devam ettiği için ondan hem nefret ettim hem de onu çok sevdim,

ben o’nu zaten çok sevmiştim

Yolculuk

Aşağıdaki fotoğraf eşşiz bir yolculuktan geride kalanlardan…

Bazen kendini daha iyi görebilmek için; insanın kendinden uzaklaşması gerekli imiş..

Bazen kendine yıldızlardan bile uzak olduğunu görmek için; uzak ufuklarda, bomboş yollarda dolaşmak gerekliymiş.

IMG_6172

Starsailor – It hurts too much

Aşk herkesin canını yakar; ama bazen öyle çok canın acır ki.. o’nun gitmesine izin verirsin

 

We all get burned sometimes!
Lately i’ve had mine; Starts off in your mind, Runs right down your spine

We all get hurt by love!
When you’ve had enough; Cracks all start to show, sooner than you know

And it hurts too much; I’m letting you go
I’ll walk these wet streets, somewhere alone

We all get taken in, by dreams we’ll never be in
Problems that we face, soon will be replaced

Rosie Project

Herşey Radikal’de okuduğum bir yazı ile başladı; aşk ve ilişkiler üzerine bol bol istatistik bilgilerinin verildiği, rakamların havada uçuştuğu bir yazıdan öğrendim “Rosie Project” i. Yazar doktorasını Veri Modellemesi üzerine yapınca; kitabı hakkındaki yazıda bir anda “bir erkek hayatı boyunca en az 2 kere aldatmıştır, bir kadın en fazla iki sefer aşık olabilir vs” gibi göz alıcı cümleler okuyabiliyorsunuz.

Evet, Rosie Project onca dile çevrilen keyifli bir kitabın adı; yazar Avusturalya’lı Graeme C. Simsion (NYTimes ın kitap hakkındaki yorumuna buradan ulaşabilirsiniz). Söylentiye göre Sony kitabın film uyarlaması için çalışmaya başlamış bile; bakınız imdb.

Rosie Project 

Radikal’deki yazı bende merak uyandırınca kitabı Amazon da bulmam, Goodreads daki yorumlarını okumam ve sonrasında satın almam yaklaşık 3-5 dakika sürdü; bir o kadar da tablet teki Kindle uygulamasının kitabı indirmesini bekledim. (Daha hızlı bir internet bağlantısına sahip olsaydım eminim az önce bahsettiğim süre mutlaka yarı yarıya azalacaktı)

Continue reading