Lifelog of Musa Yılmaz

Adam

Bir kitap okudum bu akşam, elimden düşmedi son satırına kadar..

Bir adamın hikayesini okudum bu akşam, kırık dökük paramparça bir adam..

Öylesine hüzün dolu idi hikayesi; ben de kırıldım döküldüm ağladım..

ve fark ettim gözyaşlarımın arasında; kırık dökük adamların hikayelerinde kendimi aradığımı, yine kırık dökük ve parça parça kendimi bulduğumu,

Bende o adam gibi kendimden fazla sevmiştim; ve bende yine o adam gibi kalbimi çıkartıp vermiştim…

Yine onun gibi kalbim parça parça dağılmış, en derin çukurlara düşmüş, acının yüzölçümünün yeryüzünden çok olduğunu keşfetmiştim..

O adam gibi ayağa kalkmayı zorlada olsa başarmış; parça parça yüreğimi yerden toplamış, yıllar içerisinde yara bantları ile tekrar bir araya getirmiştim…

ve o adam gibi bende ilk aşkın yeryüzünde yaşanabilecek en güzel duygu olduğunu; ama hiç kırılmamış bir kalbin ona asla emanet edilmemesi gerektiğini öğrenmiştim…

çünkü en çok ilk defa kırıldığında acırmış, ve en çok o ilk acının izini taşırmış atmaya devam ettiği yıllar boyunca

Shattered

Bir adamın hikayesini okudum bu gece; sessizce ama tüm yüreğiyle ağlayan bir adamın hikayesini

En mutlu olduğu anda yıkılan; ama yeniden kalkmayı, yüreğini yerden toplamayı ve yeniden sevmeyi başarabilen bir adamın hikayesini okudum.

ve satır aralarında kendimi buldum en çok

ve en çok uzanıp kendi yüreğime dokundum okurken; onca acıdan sonra hala atmaya devam ettiği için ondan hem nefret ettim hem de onu çok sevdim,

ben o’nu zaten çok sevmiştim

{ Leave a comment }


Yolculuk

Aşağıdaki fotoğraf eşşiz bir yolculuktan geride kalanlardan…

Bazen kendini daha iyi görebilmek için; insanın kendinden uzaklaşması gerekli imiş..

Bazen kendine yıldızlardan bile uzak olduğunu görmek için; uzak ufuklarda, bomboş yollarda dolaşmak gerekliymiş.

IMG_6172

{Comments Off}


Starsailor – It hurts too much

Aşk herkesin canını yakar; ama bazen öyle çok canın acır ki.. o’nun gitmesine izin verirsin

 

We all get burned sometimes!
Lately i’ve had mine; Starts off in your mind, Runs right down your spine

We all get hurt by love!
When you’ve had enough; Cracks all start to show, sooner than you know

And it hurts too much; I’m letting you go
I’ll walk these wet streets, somewhere alone

We all get taken in, by dreams we’ll never be in
Problems that we face, soon will be replaced

{Comments Off}


Bulutların Altındaki Güzel

Evim, güzel evim…

Antalya bulutların altında

{Comments Off}


Rosie Project

Herşey Radikal’de okuduğum bir yazı ile başladı; aşk ve ilişkiler üzerine bol bol istatistik bilgilerinin verildiği, rakamların havada uçuştuğu bir yazıdan öğrendim “Rosie Project” i. Yazar doktorasını Veri Modellemesi üzerine yapınca; kitabı hakkındaki yazıda bir anda “bir erkek hayatı boyunca en az 2 kere aldatmıştır, bir kadın en fazla iki sefer aşık olabilir vs” gibi göz alıcı cümleler okuyabiliyorsunuz.

Evet, Rosie Project onca dile çevrilen keyifli bir kitabın adı; yazar Avusturalya’lı Graeme C. Simsion (NYTimes ın kitap hakkındaki yorumuna buradan ulaşabilirsiniz). Söylentiye göre Sony kitabın film uyarlaması için çalışmaya başlamış bile; bakınız imdb.

Rosie Project 

Radikal’deki yazı bende merak uyandırınca kitabı Amazon da bulmam, Goodreads daki yorumlarını okumam ve sonrasında satın almam yaklaşık 3-5 dakika sürdü; bir o kadar da tablet teki Kindle uygulamasının kitabı indirmesini bekledim. (Daha hızlı bir internet bağlantısına sahip olsaydım eminim az önce bahsettiğim süre mutlaka yarı yarıya azalacaktı)

[Read more →]

{Comments Off}


Vapuru Beklerken

IM000901 by musayilmaz
IM000901, a photo by musayilmaz on Flickr.

Çok ama çok eskiden kalma bir fotoğraf. Flickr 1TB ile geri dönüp özür diledikten sonra eskilerin arasında bulduğum bir güzellik.

Bir günlük İstanbul gezimin anısına…

{Comments Off}


5 yıl; 60 ay; 1826 gün…

2010 yılının başında kendi kişisel ihtilalimi yapmıştım, bir nevi kendi kendime ayaklanmış ve blogumdan mola istemiştim. Biraz gönülsüz olsada kabul etmişti; tek tük itiraz sesleri gelmişti çevreden ama sonunda mecburen boynunu bükmüş ve kabullenmişti.

2014 kapıdayken yine başka bir devrime niyetlendim; yine burada -kendi kendime konuştuğum, kendi sesimin yankılandığı bu küçük dünyada- kendi çektiğim isyan bayrağını yine kendim indirdim. Tıpkı son 1 senedir okumayı özlediğim gibi, kalemi kağıdı, klavyeyi ve elbette yazmayı özledim. Bu blogu ilk kurduğumdaki amaçım kendi kişisel arşivimi oluşturmaktı; benden sonrakilere, çocuklarıma kendi ayak izlerimi bırakmak istedim.. belki birgün aynı ayak izlerini onlarda takip etmek isterler diye bir iz bırakmak istedim.

Neden bugün? Neden 4 yıl sonra? Bilmiyorum, her zaman olduğu gibi bir cevabım yok bu soruya, sadece köprünün altından yeterince su aktığını düşünüyorum, artık ne ben eski ben değilim, ne de geçmişten üzerimde izler kaldığını hissediyorum. Bütün bunların üstüne hayatımın son 5 senesi ile artık hesaplaşmak istiyorum; zamanı geldi ve belkide çoktan geçti bile.

5 sene önce bugün; Onur un efsane otopark kavgasını yaptığı gün; Deniz in o muhteşem gülümsemesi ile yanımdan neredeyse hiç ayrılmadığı gün; bir şişe chivas ı daha öğlen bile olmadan açtığımız ve hatta gün batmadan bitirdiğimiz gün; kocaman haritadaki strateji oyununa dair kuralları 3 saat öğrenmeye çalıştıktan sonra yarım saat ancak oynadığımız gün; “draft” ları jüriye dağıttığımdan bu yana (4 haftadır) hala grip olduğum gün; son 3 senedir olmadığı kadar ayaklarımın yere bastığı gün; herkesin heyecanlı ama benim fazlasıyla sakin olduğum gün..

Yeniden dünyaya gelsem bir daha asla yapmam dediğim doktoramın son günü; juri günüm…

Üzerine 5.5 sene emek verdiğim diplomanın üzerinde yazan tarihten bu yana tam 5 sene geçmiş; inanılır gibi değil ve hatta bu ne hız değil mi? Biraz durup düşünmek lazım değil mi? Özellikle bu 5 senede 3 ülke değiştirmişsem biraz soluklanmak gerek değil mi?

Walker

Yukarıdaki Resim Beyrut'tan… adını anımsayamadığım enfes güzel yemekleri olan bir restoranının duvarından… Durmadan yürüyen Johnnie hepmizin hayatını anlatır gibi aslında; bir viski şişesinin üzerinen sinsi sinsi gülümseyerek bizi bize anlatır gibi, çünkü durmak hayata inat etmektir, durmak aslında yolun dışına adım atmaktır ve aslında durmak mümkün değildir, değil mi?

Duvardaki Johnnie gibi yıllar geçsede hiç durmamak lazım, tökezleyince elindeki bastona daha sıkı bir tutunmak lazım, dimdik ve hep ileri doğru yürümek lazım, hiç geriye dönüp bakmamak lazım.

2014 gelip kapıyı çaldığında; daha bir istekli ve daha bir umutlu olmak lazım… Geçmişin izlerinden silkinmek, peşimizde sürüklediğimiz bavullardan kurtulmak lazım… Ve istemek lazım; yeni yolculuklara çıkmayı, yeni insanlarla tanışmayı, yeni limanlara yelken açmayı, yeni ve uzak ufukları görmeyi dilemek lazım.

Bir kadehin kırmızısına, bir kadının yeşil gözlerine, bir kitabın sarı/beyaz sayfalarına dalıp kaybolmam gerek bu sene. Bir teknenin ucundan denizin mavi ılık sularına kendimi bırakmam gerek, bavulu alıp çıkış kapısına yöneldiğimde bir umut o ürkek bakışları aramam gerek, daha çok öğrenmem ve daha çok sevmem gerek. Kendimi ne kadar hırpalarsam hırpalayım yinede ayağa kalmam gerek, ne kadar çocuk kalsamda artık büyümem gerek.

Mutlu yıllar!

{ 1 Comment }


Sharm ve Palmiyeler

IMG_3274 by musayilmaz
IMG_3274, a photo by musayilmaz on Flickr.

Fazla söze gerek yok aslında

{Comments Off}